Sahaların Yalnız İnsanları: Kaleciler

Üç direkli bir kaledir dünya
Sağdan akıyor Erzincan
Ceza sahasına girdi Hasan
Hüseyin’e geçirdi
Ali dokundu top
Üç direkli bir kaleyse dünya
Kaleyi bulan toptur ilah
Şu futboldan illallah
İllallah-ı veresuli

Can Yücel

 

Futbol, dünyanın en yaygın ve en kalabalık taraftar topluluğu önünde oynanan  oyundur. Bu kadar kalabalık arasında kaleci, bir futbol maçındaki en yalnız adamdır.
Kalecinin maç  içindeki yalnızlığı iki türlüdür. Birincisi; eğer hatalı gol yemişse ve takımı mağlup olmuşsa maç sonunda oluşan yalnızlıktır.Yenilen o tek golden sorumlu olan kişi olması yalnızlığını daha da arttıran bir durumdur.
İkincisi ise  maç içinde oluşan yalnızlıktır. Takımının karşı kalede kurduğu baskı anında veya gol attığı anda duyulan yalnızlıktır. O kadar yalnızlardır ki gol olduğunda tek başına sahanın bir kenarında hoplayıp zıplayarak sevinmesi bile yürekleri yakar. Çünkü takımı gol attığında bile kimse sevincini onlarla paylaşmaya gelmez.

 

Evde Unutulmuş Yalnız Bir Kadın gibi
Acaba kaleci maç esnasında aklından neler geçirmektedir. Aklından geçirdikleri benim için evrenin sırrı kadar önemlidir. Futbol belki ekip oyunudur ama onlar antremanlarda dahi takımdan ayrı çalışmak zorundadır. Belki de evli ama evde unutulmuş yalnız bir kadın gibidirler. Futbolda kale dramatik bir bölgedir ve çoğunlukla kaleciler saha içindeki yalnızlardır. Kaleyle kastedilen durumu bir metafor olarak da düşünebiliriz. Kale korunması gereken bir yapıdır. Kale düşerse, şehir de düşer.

 

(1) Numara gibi Tek
Kaleciler bireysel duruşlarıyla, topa elle dokunabilen tek oyuncu olmalarıyla sırtlarında yazan bir (1) rakamı kadar tek ve yalnızdırlar. Kalecilerin diğer oyunculardan farklılığı aynı zamanda yalnızlıklarını da beraberinde getirir. Kimi zaman arkadaşlarını uyarır, kimi zaman onlara bağırır çağırır. Bazen gözlerini bir noktaya dikerler, bazen kendi kendine konuşurlar. Belki de bir delilik halidir.


Oyuna her zaman konsantre olmak zorundadırlar. Gözleri ve elleri her an tetiktedir. Bu tetikte olma hali ruhlarındaki yalnızlığı da arttırır. Bu yüzden inançlara ve batıl inançlara olan inanışları diğer oyunculara göre daha fazladır. Kaleciler aynı zamanda hassas adamlardır. Kırılgan bir yapıları vardır, bunu kalelerini korurken belli etmezler ancak gerçek yaşama döndüklerinde bu kırılgan yapıları ortaya çıkar. Sporcular arasında en fazla intihar edenler yine kalecilerdir.
Sabri Dino ve Dino Zoff
Sabri Dino ve Alman kaleci Enke’ de muhtemelen bu kırılgan yapının kurbanı olmuşlardır. O Sabri Dino ki Reha Erus’a göre Dino Zoff ile kıyaslanacak kadar iyi bir kalecidir. Sadece adları benzemez başka pek çok benzerlikleri de vardır. İkisinin de yaşları, boyları, ayakkabı numaraları benzer. İkisi de siyah beyazlı takımlarda efsane olmuşlardır. İkisinin de iki çocuğu vardır o yıllarda ve aynı yıllarda doğmuşlardır.


Oyunun başlaması ile yalnızlık da başlar. Maç içinde kimseye güvenemeyeceklerini bilirler. Bu yüzden diğer oyuncuların tekmelerle vurduğu topa sakatlanmak pahasına elleriyle müdahale eder, hedef tahtası konumuna gelirler. Gol yememek onlar için her ne pahasına olursa olsun bir  görevdir. Çünkü golü yine kendi tutarlı yalnızlığı içinde o yemiştir...

 

Dışarı Çıkmak Yasak
Oyuncuların diziliminde bile en beleşçi forvetler özgürce dolaşabilirken o cezalıdır. Çünkü ceza sahası dışına çıkması yasaklanmıştır. Bu yasağa uymadığı zaman cezalandırılır. Bu cezalandırılma korkusu kalecileri bir kez daha kendi yalnızlıklarına iter. Sorumluluk takıma aitken gol yendiğinde tek sorumlu odur. Çünkü tüm gözler ona çevrilmiştir.


Oysa kaleci sevgililerin el ele tutuşması gibi eldivenleri ile topun her buluşmasını aşkla özler. Kalecilerin topu oyuna sokmadan önce onu öpmeleri sevgilinin dudaklarına konulan bir öpücük gibidir. Belki de biraz sonra vuracağı toptan özür dilemektedir. Top ellerindeyken ona sıkı sıkı sarılır başkası kapmasın diye. Bazen topun yanından geçmesi hele ki parmaklarına deyip kaleye girmesini izlemek onun dünyasını alt üst eder. Kendini aldatılmış hisseder. Forvet defansa yardıma gelirken onun kaleyi terk edişi kıvamında bir yalnız bırakmadır, kalesi yalnızdır artık. Geride bir tek kale direkleri kalır.


Kaleciler Tutucudur
Takımın diğer tüm elemanları, yaratıcı, bitirici, sol ayağı etkili, hava toplarına hakim olurken o ise tutucudur. Bu açıdan futbolun  muhafazakar yanını temsil eder. Takımdaki diğer arkadaşları film, roman kahramanlarının veya yarış arabalarının adları ile anılırken onların kaderine genellikle kova gibi sıfatlar düşer. Panter gibi isimlerle anılmaları ise çok nadirdir. Bazen kalecilerin özgürlüğüne kavuştuğu pozisyonlar da vardır. Genelde yenik oldukları maçların son anlarında özgürce karşı kalede olmuş bir korner veya serbest vuruşu değerlendirmeye giderler. Maçın son anlarında onlara verilen özgürlük,  bir aldatmacadır ve mucize beklentisidir. Ancak çoğu zaman olan olmuştur. Takımı mağluptur ve kupayı kaybedecektir.

Sırtlarında yazan
bir (1) rakamı kadar
tek ve yalnızdırlar.

Top Ağlarda
Ama yine de en can alıcı olanı,  kalecinin topu ağlardan almasıdır. Eğer, rakip takım oyuncuları sevinçle ve saldırganca gelip topu almamışlarsa, ya da kendi takım arkadaşları suçlar ifade ile topa vurmamışsa bu topu alma işlemi kaleciler tarafından yalnız yapılır. Bu  durum  bile kendi başına 11 kişilik takım içerisinde onları ayrı bir yerde tutmaya yarar. Her kaleci bunu kötü bir kabus olarak görür ve bu  kabustan uyanmayı ister. Saha içindeki her hatanın geriye dönüşü vardır, ancak bunun yoktur. Top ağlardadır ve hakem orta noktayı işaret etmiştir. İstatistik artmıştır ve kaleci yine yalnızdır.
Kaleci üç direğin arasında arkadaşlarından uzak  dramatik bir bölgede kendi yalnızlığındadır. Çünkü bulunduğu yer korunmasını gerektirmektedir. Kalecinin bulunduğu yer aslında bir boşluktur.  Bu boşluk penaltı olduğu zaman daha da büyüyerek devam eder. Peter Handke’nin “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi’’ isimli kitabında bu boşluğu anlatır. Kitap dille dünya arasındaki boşluğun kitabıdır.Kitapta kalecinin penaltı anında duyduğu endişenin bütün bir hayata yayılmasından duyulan tedirginlik büyük bir başarıyla işlenir.


Kalecinin Endişesi
Handke, kitabında montaj işçiliği yapan eski  bir futbol kalecisi olan Joseph Bloch’un öyküsünü anlatır. “Bloch bir cuma günü işten atıldığını düşünerek, inşaat yerindeki işini bırakır. Tüm hafta sonunu Viyana’da dolaşarak geçirirken bir sinema biletçisiyle ilişki kurar ve birlikte geçirdikleri ilk gecenin ardından onu boğarak öldürür. Daha sonra otobüsle kentin güney sınırına giderek bir ahbabını görür ama bir türlü huzuru bulamaz. Burada da sürekli yoldadır ve hep rastlantısal bir biçimde polisin peşinde olduğunun ve kaçış alanının iyice daraldığının farkına varır. Bloch izini kaybettirmeye çalışır. Öykü, eski kalecinin yakalanmasından önce biter.”


Kitapta öykünün, başlıkla ilgisi uzun bir süre anlaşılamamakta, zaten sadece bir bölümde ve tek bir cümlede ele alınmaktadır. Bloch’un kaleci geçmişi ve deneyimlerine çok fazla inilmemiş olsa da önemli değildir. Viyana’da geçirdiği hafta sonunda izlediği futbol karşılaşması geri planda kalır. Fakat bu karşılaşmadan çıkardığı ve kendi hareketliliği arasında çakışan sonuç çok önemlidir: Oyuncu, topu sadece tamamen sakin davranan kalecinin kucağına atar!
Handke’ye göre, “Edebiyatın görevi toplumsal koşullandırmayı yıkmak ve kültürün insan ve doğa üstündeki baskısını kaldırmaktır. Ama edebiyatın kendisi de her zaman için kültürün bir parçasıdır ve dolayısıyla kendi içine dönük ve kendine yeniktir. Yazmak, kendi kendini hapsetmek, kendini yaşamdan uzaklaştırmaktır ve bu da bir tür şizofrenidir aslında.’’

 

Yedek kalecileri mi soruyorsunuz?
Onlara yazacak bir şeyim kalmadı.

 

Yazı: Ali İhsan Ökten
Fotoğraf: Koray Özözen




Sayı 3 ( Temmuz - Ağustos 2011 )

Bu yazı 4476 defa okundu.