MERHABA İSPANYA

Bu sefer rotam İspanya, belli bir nedeni yok, belki daha önce gitmemiş olmam, belki de merak olabilir. Ailemden de gitmek isteyen yok gibi, eşim “İşim var.“diyor, kızım
ve oğlum “Biz gittik.“diyor. Sonunda kardeşim Kemal, eşi Ayşegül ve 10 yaşındaki güzel kızları Başak'la güle oynaya düşüyoruz yollara.

 

Her yerde mutlu Türkler...

 

İspanya Türkler'in istilasına uğramış durumda, her yerde biz, sadece İspanya'da mı, Avrupa'da nereye gitsem Türkiye'de gibiyim. Hani heryerde gördüğümüz mutlu Japonlar vardı ya, onlar gibi... Madrid sokaklarında Türkçe sürekli kulağımızda, Barselona derseniz yine her yerdeyiz... Ne mutlu bize, bu durum ülke olarak kalkındığımızın bir göstergesi, bir simgesi gibi de görünüyor...

 

Tarihlerine bir bakış

 

Madrid, kardeşimin de dediği gibi muazzam binalarıyla çok görkemli, çok etkileyici. Bu etkileyici başkentin oluşmasında, sarayını Toledo'dan Madrid'e taşıyan ve burayı muazzam bir başkent yapan 2. Felipe'nin katkısı unutulmamalı.

Ama 2. Felipe öncesindeki İspanya tarihine biraz bakmak gerek, çünkü orada kendimizden parçalar bulacağız. Kartacalılar, Romalılar, Vizigotlar derken, MS 711 de Kuzey Afrika'dan yola çıkan Berberiler İspanya'ya gelmişlerdi. Başlarında bulunan General Tarık Bin Ziyad'ın ana amacı İslâm dininin yayılması idi. Hatta deniliyor ki, Cebelitarık adı Cibel Tarık'tan gelir, ”Tarık'ın Kayası“ anlamındadır. Bölgede kısa sürede hoşgörü dini İslâm'ın etkisi hızla yayılmış ve halk tarafından büyük destek görmüştü. Mağribî döneminin İslâmi mimarisi, günümüzde de Cordoba'nın, Granada'nın, Sevilla'nın saraylarında, camilerinde, bahçelerinde bütün görkemiyle kendisini göstermektedir. Buraları ziyaret eden herkes için ama özellikle biz Müslümanlar için tadına doyulmaz bir görsel harmoni oluşturmaktadır.

Biz bir yandan tarihî binaları incelerken, bir yandan tüm bilinen lüks markaların olduğu caddelerde yürürken, bir yandan da İspanyol yemeklerini deneme fırsatı bulduk. Akdeniz ülkesi ve damak tadları bize yakın, kuzey ülkelerinde olduğu gibi aç da kalmadık. Benim kurtarıcım paellalardı, tavuklusu, deniz ürünlüsü bu sebzeli pilavlar annemizin pilavları kadar olmasa da bizi idare etti.

 

Ekonomileri çok kötü durumdaymış.

 

Hırsızlık konusunda çok uyarı aldık İspanya'da, merak ettim ekonomilerini. Ekonomik krizle boğuşan İspanyollar'da işsizlik orani %21 'miş. Rehberimiz Lusi'nin anlattığına göre sağlıkta da durumları feciymiş, en erken doktor randevusu altı ay sonraya alınabiliyormuş, bana geçmişimizi hatırlattı, Allah bir daha göstermesin... Avrupa Birliği'ne girmeleri olumsuz etkilemiş onları, zeytin üretimlerine bile kota gelmiş ve daha neler neler...

 

Katalan damat

 

Rehberimiz Lusi'den de bahsetmek istiyorum size, halkın Hıristiyanlik'a zorlandığı orta çağda ataları Türkiye'ye göçmüş ve burada yaşamışlar, ta ki Lusi 7 sene önce Katalan bir meslekdaşıyla evlenip İspanya'ya yerleşinceye kadar. Atalarının bizim memlekete gelişleri, Mağribîler'in egemenlik döneminden kalma bir yakınlığımızın olması ve dinî konularda hoşgörü sahibi olmamızmış, bu durum tecrübeyle sabitmiş. Katalan damadı duyunca anlatmadan geçemeyeceğim. Biraz bizim Kayserililer'e benziyorlarmış bu Katalanlar, tamamen ticarî kafalılarmış, herşeyi paraya dönüştürebiliyorlarmış, tüccar olamayacaklar okusun diye (!) uğraşıyorlarmış...!

Antoni--

Eserlerinden çok etkilendiğim ünlü mimar Antoni Gaudi'den bahsetmeden bu yazı bitmez... Yaptığı mimariyle İspanya'ya özellikle Barselona'ya bambaşka bir renk veren,mimarinin sırf dört duvar inşa eden, ihtiyaca cevap veren binalar yapmak değil, o kentin dokusunu kaderini değiştirecek kadar önemli olduğunu gösteren Gaudi, eşsiz bir sanatçı... Ölünceye kadar çalıştığı La Sagra'da Familia ve diğer eserlerı anlatmakla bitmez...

Salvador Dali'siz de bu yazı bitmez ve onun akıp giden zamanı simgeleyen eserlerinden bahsetmeden... İspanya'nın en özgün dahi delisidir ve doğdugu kente yaptığı müze şaşkınlık vericidir.

Farkındayım zil, gül, şal, boğa güreşleri, yel değirmenlerinden hiç bahsetmedim, bilerek bahsetmedim, ben görmek istediklerime baktım ve size de onları anlattım.

 

 

 

 

 

 

 




Sayı 12(Ocak - Şubat 2013)

Bu yazı 2737 defa okundu.