KÜRATÖRLÜK ÜZERİNE

Son yıllarda sergiler, galeriler, müzeler, izleyicilerine “Kapıyı açık tutun, nasılsa gelirler.” diye yaklaşmak yerine, çoğul-kültürcülüğün de katkısı ile daha etkili sergi veya sunum ile daha fazla izleyici edinme konularında  düşünmeye başladılar. Sanatçı ile izleyicisi, sanatçı ile kurum, sanatçı ile evren arasındaki köprüyü, sunumu, taşımaya yardım edecek kimse olarak küratörlere ihtiyaçları olduğunu anladılar.  
Küratör kelime anlamı olarak  (Latince: curatus; İngilizce: curato) bir müze, galeri, arşiv veya kütüphane koleksiyonunun yöneticisi demektir. Anglo-Sakson dünyasının sergi yapımcılarına verdiği isim olmakla birlikte  Fransızca´dan alınan bir kelime olarak kullanılan ´sergi komiseri´ ile aynı anlama gelmektedir. Günümüzde küratör, sanatçılarla çalışan, sergi kavramını oluşturan, sanatçıların işlerini takip eden, serginin mali yapısıyla uğraşan, sergiyi yaparken serginin mekanını, konseptini, hatta yazısını yapan herhangi bir kuruma bağlı kalmaksızın çalışan kişi olarak tanımlanabilir.  Kısaca çağdaş sanat bağlamında küratör, sergi düzenleyicisi veya sergi yapıcısı anlamında kullanılır. Bu anlamda küratörler, bir koleksiyonu arzuladıkları bir etkiyi yaratmak amacıyla düzenlerler. Serbest küratörler ise çağdaş sanatta nispeten yeni ortaya çıkmış herhangi bir galeri veya müze adına çalışmayan kişilerdir. Bağımsız küratörler kendi özel ve özgün yöntemleriyle sergiler oluşturmaları için veya ortak çalışma amacıyla galeri ve müzelerce davet edilebilmektedirler.
 
 
Bugün çağdaş sanat içinde küratörün rolü nedir? Var olan mevcut söylemler kapsamında küratöre hangi noktada ihtiyaç vardır? Küratörler sanat ortamını ve sanat kurumlarını ne şekilde biçimlendirir gibi sorular çağdaş sanat ve küratörlük  üzerindeki  tartışmalı konulardır.
Sergi, bienal, vs. gibi sanatsal ve kültürel faaliyetlerin müzelerden çıkıp daha etkili sunum, daha iyi sergi ve daha çok izleyici mantığından hareketle ortaya çıkan küratörlük kavramı bugün kullandığımız anlamıyla 1960'lı yıllardan itibaren oluşmaya başlamıştır. Bu yıllarda genel sosyal ve toplumsal değişimlerin yaşanmasına neden olan  güçlü eleştirel hareketler aynı zamanda sanat ve sanat kurumlarını sorgulayarak radikal değişimlere neden olmuştur.  Bu anlamda çağdaş sanat küratörünün etkinlik alanı, müze küratör / müdürünün etkinlik alanından çıkarak  yaratıcı / küratör imajını  belirgin hale getirmiştir. Bunun sonuçlarından birisi ABD ve İngiltere gibi ülkelerdeki üniversitelerde verilen küratörlük uygulamaları dersleridir. İlk kez 1993′te Londra’da Royal College okulunda eğitim vermeye başlamış ve küratör adaylarının entelektüel hazırlıklarını hedefleyen bir program başlatmıştır. 1994 yılında ABD’de küratörlük, örgün öğretimi yapılan bir konuya dönüşerek New York eyaletinde bulunan Bard College’ın “Center for Curatorial Studies” (Küratörlük Araştırmaları Merkezi) adlı birimi bu alanda eğitim vermeye başlamıştır.  Buralarda teori, felsefe, pratik ve sergi tarihinin tarihi araştırmaları yapılıyor. Ülkemizde ise bildiğim kadarıyla küratörlük ile ilgili bir sanat bölümü yoktur.
 
 
Küratörlük kavramının ülkemizde daha yakın bir geçmişi vardır. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra ortaya çıkan ve tartışılan bir konu  olarak görülür. Yerel sanat ortamımızda küratörün, kendi rolü ve sorumlulukları hakkında henüz net bir tanımlama geliştirmemiş olması, belki de bu meslek alanı etrafındaki ön yargıların kaynağını oluşturur. Çağdaş sanatın bir getirisi olarak sergilerin vazgeçilmezi haline gelen küratörlerin tam olarak ne ´iş´ yaptıkları, sanat ortamında yönlendirici bir güç olup olmadıkları, sanatsal üretime etkilerinin / katkılarının ne olduğu ve küratörle çalışan sanatçıların özgürlüğünün sınırlanıp sınırlanmadığı gibi  konular tartışılan konulardır. Günümüzde bile küratörün görevi, kurumsal ve hukuki alanlar konusunda henüz net bir şekilde tanımlanmamıştır. 
Küratörlük veya küratörler, sanat ortamına yeni bir görüş getirdiği gibi, galeriler ve müzeler dışındaki büyük sergiler diye adlandırılan bienaller, kişisel veya yıllık prestij kazandıran geniş kapsamlı sergiler yaparak sanatı belirler konuma gelmeye başlamışlardır.  Bu tip küratörlerin hem sosyal alanı iyi tanıdıkları hem de sanatın kendi içinden geldikleri için sanat tarihiyle de beraber sergilerini kurduklarını görürüz. Burada önemli olması gereken  küratörün yaptığı işin sanat tarihi ve sanat kültürü, sosyal bilimler, felsefe, sosyoloji ve antropolojinin dahilinde yapıldığını bilmesidir. Küratörlerin yaptıkları hiçbir zaman teknik bir iş değil entelektüel bir iştir.  Bir küratör,  hem sanat tarihini ve  sosyal tarihi  hem de güncel durumu bilmek zorundadır. Projelerin tasarlanması, sanatçıların seçimi, onlarla yapılan toplantılar, serginin nasıl yapılacağı ve sergi belirli  süreçler dahilinde gelişir. Bu üretim safhasının sonunda katalog, yazılar, toplantılar ve paneller vb. gibi durumlar kendi başına ayrı bir süreci içerir. Serginin oluşumu  bitmiş bir olay değil, süren bir şeydir ve sürprizlere her zaman açık olunmalıdır.
 
 
Bir sanatçı bir küratör ile çalıştığında özgürlüğünde bir kısıtlama olur mu veya küratörün siparişi üzerine iş yapılabilir mi? Bu soruya evet diyen sanatçılar bir süre sonra sanatsal özgürlüklerini ve sanatsal çizgilerini  yitireceklerdir. Küratör Levent Çalıkoğlu,   sipariş üzerine iş yaptırmadıklarını, zaten bunun imkansız olduğunu söylüyor: “Bir sanatçıya, hayalleri, takıntıları, konsepti ve ısrarla işaret etmek istedikleri dışında her hangi bir ´şey´ ürettiremezsiniz. Sadece aynı takıntıya sahip fakat farklı kanallarda dolanan sanatçıları doğru yer, doğru zaman, doğru konsept içerisinde yan yana getirebilir, aynı başlık altında sunabilirsiniz.” diyen Çalıkoğlu, küratör-sanatçı ilişkisinin oldukça samimi, paylaşımcı ve aynı dünyaları yaşamaktan memnun olmanın getirdiği bir birliktelik olduğunu savunuyor. Bir serginin kurumunda, hazırlanmasında ve hatırlanmasında serginin dayandığı sanatçı yaklaşımı ve araştırması çok önemlidir. Küratörlü ya da küratörsüz bir serginin en önemli vurgusu sanatçılara ve işlere ait olmalıdır. Bu konuya  duayen küratör Herald Szeeman: “Sergi tasarlama bir düşünce biçimi,  bir düşünceye sergi-yapıt olarak bir form verme işidir.” demektedir. 
 
 
Küratörlük bildiğimiz anlamda kavramsal sanatla birlikte yerleşiyor, bugünün küratörleri de, kavramsal sanatın getirdiği yaklaşımlara dayanıyorlar; yani sergilemenin kendisi de bir o kadar önem kazanıyor. Sergi için seçim yapmak, küratörler için tasarımdan da öte, son derece kişisel ve politik alanlardır. Küratörler yaptıkları seçimlerle  kendilerini ve sergiyi  yeniden kurgularlar ve yeniden yaratırlar.  Sergideki rolleri sabit değil oldukça bir dinamizm içerir.  Türkiye’de de küratörlük anlamında sanatçı olmak ve sanat yapmak ilişkisi arasında kopukluk vardır. Sadece sanat eğitimi almış olanlar veya sanatçılar değil, değişik alanlardan profesyoneller de bir rol deneyimi olarak, küratörlüğü denemeli ve onu farklı etkileşimlerle yeniden üretime dönüştürmelidir. Küratörlük için mutlaka eğitim gereklidir. Ancak bu  mutlak okul eğitimi değildir. Okul eğitimi, sanatı, tarihi, felsefeyi, psikolojiyi  bilmek için gereklidir. Kişi bilgisiyle becerisini  birleştirerek  kendi farklı vizyonunu geliştirmelidir. Bu açıdan işin pratiği bilmek en önemli konulardan bir tanesidir.  Yani küratörün yapacağı iş duvara resim veya duvara fotoğraf  asmak, farklı sanatçıları bir araya toplamış olmak değildir. Küratör sanatçı ile birlikte aynı havayı koklamalı, birbirlerini takip etmeli ve birbirlerine soru sormalıdırlar.  Jean-Christophe Ammann’ın dediği gibi, sanatçının arkasında dur, ne yaptığına bak, fizibiliteni iyi yap, kafanda serginin resmini önceden çek, seni etkileyeni, ateşleyeni takip et, başkaları hakkımda ne düşünür deme, kendini aydınlat ki izleyici de kendini aydınlatabilsin. Ama en önemlisi ÖNSEZİLERİNİ EĞİT!…
 
 
Anlam izleyicinin gözü önünde yeniden ve yeniden üretilebilen bir şeydir. Bu anlamı ne sanatçı ne de küratör kapayabilir, sınırlayabilir, dondurabilir. Sanatçının söylemi dışında, küratörün de sergide bir söylemi vardır. Tüm izleme biçimlerinin yeniden tarif edildiği 90′lar da elbette küratörlük kavramı da değişime uğramıştır. Küratörlerin ciddi bir kısmı mesleğin gereklerini deneme yanılma usulü ile öğrenmek zorunda kalmışlardır.  Hem sanat tarihini hem sergi kurmanın mekanizmalarını bilen hem de sergileme denen işin bir profesyonel uğraş ve üzerine düşünülecek başlı başına bir alan olduğunu kabul eden küratörlük gibi yeni bir profesyonel kavram gelişmiştir. Daha sonrasında  küratörlük, özerk, bağımsız ve kişiselleştirilmiş bir pozisyona doğru yol almıştır. 
 
 
Sonuç olarak günümüzde küratörlük sanat ortamı için kaçınılmazdır. Küratörlerin kimi zaman sanatçının önüne geçmeye çalışan, hatta üretimine karışan, iş bilmez bir ukala olarak görüldüğü, kimi zaman da diktatörlükle arasında bağlantı kurulmaya çalışılmasına  rağmen küratörlüğün giderek güçlendiğini, kurumsallaşmaya başladığını ve varlığının sanat ortamı için vazgeçilmez olduğu söyleyebiliriz.  
 
KAYNAKLAR
1. adnanyildiz.blogspot.com/.../güncel-sanat-tartmalar-dizisi 
2. dugumkume.org/msu-no9-turkiyede-yeni-kuratorluk-yaklasimlari
3. liman.goodforum.net/galeri-ve.../cezmi-orhan-t1238.htm
4. www.haber7.com/haber/.../Sanat-artik-kurator-olmadan-asla
5. www.anibellek.org/ Küratörlük Araştırmaları Merkezi
6. www.birgun.net/culture_index. Kültür : Sanat, hayat ve küratöryel 'kafa karışıklığı
7. www.tr.wikipedia.org/wiki/Küratör
 



Sayı 32 (Mayıs - Haziran 2016)

Bu yazı 1822 defa okundu.