GDO... Bir Bela mı Yoksa Bir Kurtuluş mudur?

Şu anda 7.2 milyar olan dünya nüfusu  2050 yılında 9.6 milyar, 2100 yılında ise 11 milyar olacağı tahmin ediliyor.
 
Çevrenize şöyle bir bakınız. Tarım arazilerinin tarım dışı kullanılması gittikçe arttı mı? Üretim alanlarının daralmasına rağmen dünya nüfus artışına paralel bir üretim artışı var mı? Dünya da açlık çeken ülkeler çoğalmaya başladı mı? Günümüzde ne kadar sağlıklı ürünler yiyebiliyoruz?

 
Teknolojiyi takip etmek, uygulamak ve onu geliştirmek bizlerin elinde. Genetik mühendisliği ve biyoteknoloji konusunda eğitimler hızla artıyor. Teknolojiyi reddetmek geleceği reddetmektir. Bunu unutmayalım.
 
Şimdi konumuza dönelim. GDO'lu ürünler aslında bir bela mı yoksa bir kurtuluşun habercisi mi?
 
Öncelikle şu soruyu cevaplayalım. GDO nedir?
 
Kısaca Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar olarak adlandırılır... Yani transgen teknolojisi; bir türe ait genin aynı veya başka bir türe aktarılmasına olanak sağlanması şeklinde ifade edilmektedir... Bunu okurken okuyucuların "canavar yaratılıyor" sözlerini duyar gibiyim.
 
Hiç de düşündüğünüz gibi değil... Günümüz tarımında kullanılan kimyasalların haddi hesabı yoktur. Bunların kullanılması ile birlikte; toprak kirliliği, yer altı sularının zararlı hale gelmesi, nehirlerimize ve oradan da denizlerimize ulaşan suların kirliliği, yaşayan canlıların bunlardan etkilenmesi, yediğimiz ürünlerde kimyasal kalıntıların çokluğu ve bunların tamamının inorganik formda olması nedeniyle vücudumuzdan atılamadığı ve bir yerlerde biriktiği gerçeği vardır. Sonunda ise sağlığımızın bozulması... Bunların her birinin çiftçi tarafından kullanılması ayrı bir maliyet, üretilmesi ayrı bir maliyet, yapmış olduğu kirliliğin bedeli ayrı bir maliyet...   
 
Her zaman söylerim 1 (bir), 0  (sıfır)'dan iyidir. Dünyada GDO'lu ürünleri kullanan ülkelerin sayısı gittikçe artmaktadır. ABD ile başlayan ve Latin Amerika, Çin, Hindistan ve bazı Avrupa ülkelerinin belirli bölgelerinde üretilmesine izin verilmesiyle devam eden bu ürünler nedeniyle birim alandaki verimlilik arttığı gibi üretim maliyetleri de düşmüştür. Peki bu ürünler nelerdir? Soya, Mısır, Pamuk ve Kanola'dır.  
 
Aslında ana sorun bunların GDO olmasından değil, bu teknolojiye sahip ve buna hazır olmayan ülkelerin çıkardıkları yaygaradan ibarettir. GDO korku oluşturan bir teknoloji değildir. 1970'li yıllarda başlayan ve daha bir çok alanda yenilikler ve avantajlar sağlayacak olan teknolojidir. Maalesef ki bunun tabanında ekonomik şartlar yatmaktadır. Yani rant. İlk yıllarda bu pazar 3 milyar dolar iken şu anda 25 milyar doları bulmuş ve gittikçe de artmaktadır. 
 
Biyo güvenlik yasası diye bir uygulama vardır. Piyasaya sunulan bu ürünler öncelikle 4-5 yıl süren araştırmalardan geçmektedir. Herhangi bir bulguya rastlanılmadığında piyasaya sürülmektedir. 
 
GDO teknolojisi ile kuraklığa dayanıklı ürünler üzerinde çalışılmaktadır. Yani yağmur yağmadığı zaman veya yeterli sulamanın olmadığı alanlarda ürünler yetiştirilebilecektir. 
 
Dünyada su kaynakları, artan nüfusun ihtiyaç talebiyle aşırı tüketilmesi ve hem de küresel ısınmanın yağış rejimine etkisi nedeniyle gittikçe azalmaktadır. Gelecek nesil savaşları petrol değil su kaynaklarının azalmasından doğacaktır. Yani açlık tehlikesi, sosyal bir patlama...
 
Geçmişe biraz göz atıp bazı yayın organlarının yumurta ve tereyağı hakkında yazdıklarına bir bakalım. Sonuç neydi: yumurta kolesterolün, tereyağı ise damar sertliği ve tıkanıklığının baş düşmanıydı... Şimdi ise ne dediler; '' Kusura bakmayın yumurta suçsuz bulundu ve tereyağının da bir zararı yokmuş''. Kaç yıl sonra dediler bunu, 50-60 yıl sonra...
 
Değerli okurlar şunu bilmenizi isterim ki her teknolojinin bir eksik yönü olabilir ama güvenlik yasalarını işletirseniz kazanan siz olursunuz gerisi ise hikayedir. Unutmayın radyo sinyallerinin zararı en büyük tehlikedir. Buna karşı neden ayaklanılmıyor. ÇÜNKÜ hem Avrupa hem Amerika hem de Uzakdoğu ülkeleri bu teknolojinin en ileri uçlarındadır. Açlığınızı üretilen gıdalar giderecektir, radyo sinyalleri değil.

Sizlere bir tablo aktaracağım, GDO'ya karşı çıkanların tablosudur.



 



Sayı 23 (Kasım - Aralık 2014)

Bu yazı 1626 defa okundu.