FUTBOLCULAR

“İşadamları onları alırlar, satarlar, kiraya verirler;  oyuncu daha fazla para ve şöhret vaadi karşılığında kedini akıntıya bırakır. Ne denli başarılı olur ve çok para kazanırsa, tutsaklığı da  o oranda artar.  Askeri disiplin altında, her gün yorucu idmanlar altında ezilir. Bedeni, sağlıklı bir görünüm altında acıyı unutturan analjezik bombardımanına tutulur, kortizon iğneleriyle delik deşik olur. Önemli maçlar öncesinde onları toplama kamplarına hapsederler, buralarda zorla çalıştırılır, aptalca yemek yer, suyla sarhoş olur ve yalnız uyurlar.”  (Eduarda Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol, Can Yayınları)
 
Futbol oyunu bir tiyatro gibidir. Oyuncular bu oyunun baş aktörleridir. Oyuncular, ayaklarıyla tribünlerde ve ekranları başında binlerce ya da milyonlarca meraklıya hitap eden bir gösteride rol alırlar. Bu oyununun yazarının kim olduğu belli değildir. Belirleyici olan iyi oyun, futbolcuların gününde olması, şans ve beceridir. Bu yüzden oyunun sonu hem seyirciler hem de oyuncular açısından tam bir bilmecedir. 
 
       
Bu aktörlerin bazılarının avantaj sağlamada üzerlerine yoktur.  Melek yüzlü bir oyuncunun rakibine küfrettiği, yüzüne tükürdüğü, topsuz alanda rakibine dirsek veya tekme attığı, saçını çektiği, rakip yerdeyken ayağına bilerek bastıkları çok olur. Tüm bunları hakem arkası dönükken yapmak konusunda ustalaşmışlardır.  Taç atışlarını, serbest vuruşları veya faul atışlarını hakemin gösterdiği noktanın daha uzağından  veya yakınından kullanmak istemeleri, kurulan barajı bozmak veya yerinden kaydırmak istemeleri onlar için muziplik olarak değerlendirilir.  Bunun için bazen ceza almaları bile onlar için  önemli değildir.  Bazıları ise vakit geçirme konusunda uzmanlaşmıştır. Sahanın içinde birden acılar içinde kıvranmaya başlarlar. Hakemin sağlık görevlisi istemeleri ve saha içinde kısa bir tedaviden sonra dışarıya çıkarılmasını istediğinde birden  dirilerek ayağa kalkarak topa doğru koşmaya başlarlar.   Biraz önce yüzlerinde acının her türlü hali görülen, ayağını veya kafasını acı içinde tutan sanki kendisi değilmiş gibi davranmaları  ancak iyi bir aktörlük sonucunda veya  tiyatro oyunlarında olabilir.
             
 
Futbol adı verilen gösterinin başrol oyuncuları olan futbolcular, bugüne kadar futbolu ve onu işleten mekanizmanın içinde hiç olmadılar. Oysa ki her şey futbol adına yapılıyor, onlara ise hiç söz hakkı tanınmıyordu. Futbolcular da  haklarının neler olduğundan  haberleri yoktu veya öğrenmek istemiyorlardı. Maçların nerede ne zaman, kiminle saat kaçta oynanacağına hep başkaları karar veriyor, futbol kuralları onlara sorulmadan değiştiriliyor, kendilerinin sırtından kimin ne kadar kazandıkları konusunda haberleri olmuyordu. Oysa ki işçilerin el emeğine karşılık futbolcuların ki ayak emeğiydi. Futbolcular maç üreten bir fabrikanın işçisi gibidirler. Patron her zaman en iyi verimi almak isteyecektir. Profesyonel futbolcularda aldıkları para karşılığı en üst düzeyde verimli olmak durumundadırlar. Canları çıkıncaya kadar antreman yaparlar, maçlarda ise doksan dakikanın sonunda vücutlarında terlemedik yerleri kalmaz. Amaç sadece kazanmaktır. Futbolcuların yarış atına benzetilmelerine karşılık olarak  İngiliz oyuncu Paul Gascoigne, kendisini tavuk çiftliğindeki tavuklara benzetir: “Biz futbolcular çiftliklerdeki tavuklar gibiyiz, tüm hareketlerimiz kontrol altında, her zaman katı kurallara tabiyiz; bütün yaptıklarımız devamlı tekrarlanan hareketlerden ibaret.” 
                  



Sayı 34 (Eylül - Ekim2016)

Bu yazı 1376 defa okundu.