Asker Arkadaşım Zeki Müren

 

 

zekimuren_2Bursa’da veya Bursa’nın köylerinde, ilçelerinde, loş odalarında, dut dallarının yaprakları arasında minik minik çok ayaklı böcekleri görmüşlüğünüz vardır. Yaptıklarının doğanın bir mucizesi olduğunu bilmeden, dut dallarındaki yemyeşil ipek gibi yaprakları oya işler gibi yerler. Bilmem kaç günde karınları doyduktan sonra kozalarını örmeye başlarlar. 1931 yılında Kaya’dan tohumlanan bir ipek böceği doğar. Bursa’nın Hisar’ında. Çok güzel bir sesle, şarkı gibi ağlayarak pembeden pembe bir bebek... Muhabbet kuşu bir bebek... Bir ipek böceği... Başlar örmeye kozasını. ilk ve ortaokul Bursa’da . Lise İstanbul Boğaziçi Lisesi’nde yatılı. Okullarda çok başarılı, hep birinci. Boğaziçi Lisesi hayatı da sona erince “Bir muhabbet kuşu” da ötmeye başlamıştı. Şiir yazıyordu, yazdığı kağıtların kenarlarına süslemeler yapıyordu. Yazdığı şiirlerine besteler yapıyordu ve o şarkıları defalarca okuyordu.

 

Zehretme hayatı bana cananı, elemlerle doldu benim her anım, kederinle yanıp sönse de canım, inan ki ben sana yine hayranım.”

 

O yıllarda Zeki Müren şair mi? Evet... Ressam mı? Evet... Bestekar mı, şarkı okuyucusu mu? “Evet”, “evet”, “evet...” Ancak bu “evet”ler İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin kapısından girince geçmişte kalıyor. Güzel Sanatlar Akademisi’nde geçen yıllardaki “evet”lere akademik evetler ve başka yeni evetler yükleniyor. Bursa’nın ipek kozası ipek sarmallarla büyüyor da büyüyor...

Sevgili meslektaşım gazeteci, araştırmacı, yazar Ergün Hiçyılmaz’ın onlarca kitaplarından biri “Zeki Müren İçin Bir Demet Yasemen, Dargınım Sana Hayat” kitabıdır. Bu kitabın “Zeki Müren’in Bazı Şiirleri” bölümündeki “Biyografim” şiirindeki mısralarda doğum 1933, 1939 İlkokul, 1944 Ortamektep, 1947 Lise ve Akademi 1950:

“Renk deryasında renksiz yelkenli.”

yazıyor.

 

Okul Arkadaşım Zeki Müren

Ben bir yıl sonra girdim Zeki Müren’den Renk Deryasına;

Akademinin ilk yılı desen çalışması ile geçiyor. Galeri hocamız Sabri Berkel. İyi bir öğretmen, büyük bir ressam. Sanatta disiplinci. İlk desen çalışmamız ,aklımda kaldığı kadarıyla, “Büyük İskender Başı” idi. Zeki Müren Akademi atölyelerini dolaşırken bizim galeriye giriyor, öğrencilerle sohbet, şakalaşma. Ben yoktum galeride. Biraz sonra geldiğimde, arkadaşlarım “Zeki Müren buradaydı, senin sehpanın karşısında durdu, epeyce baktı ve “Bunu çizen arkadaşı tanımak isterim. Hem de Adanalıymış.” dedi diyorlar. Birkaç gün sonra da karşılaşıyoruz. Bizim galeriye geldiğinde benim çizdiğim deseni gördükten sonra, “Beni tanımak istediğini söyledi arkadaşlarım.” deyip devam ediyorum, “Adanalı olduğumu da söylemişler.”

Karşılıklı güzel sözlerle, tekrar karşılaşmaktan memnuniyet duyacağımızı söylüyoruz birbirimize. O beni ilk defa görüyordu ama ben Çukurova’nın baharında, yazında, güzünde kışında, çarşısında plakçı dükkanlarında gazetelerde görmüştüm, tanımıştım onu.

Mor sümbüllerin, menekşelerin, nergislerin, turunç, portakal, limon çiçekleri ve yaseminlerin ve manolyaların gönülleri tütsülediği bahar ayları, penceredeki genç kızların Zeki Müren ayları aynı zamanda.

 

O Kumaş Desenleri,

Ben İse Afiş Bölümünde

Sabahları Karacaoğlan şiirlerinin mısraları, goncalar, petekteki ballar, gözlerini yataklarının başucunda duvarda kendilerine bakan ince altın çerçeveli camların ardındaki buğulu gözlerini öpüp, “Günaydın aşkım, günaydın muhabbet kuşum.” dedikleri hikaye edilirdi aramızda. Şiirleriyle, bestesi ile, sesiyle sallamıştı gençliği ve sanatseverleri Mersin’de tanıdığımdan da yukarı idi gördüğüm Zeki Müren. Akademi’nin Yüksek Türk Süsleme Bölümü’nden Salih Gözen’in Kumaş Desenleri atölyesi öğrencisi idi. Ben ise Afiş atölyesi öğrencisi idim. Afiş Hocamız Zeki Faik İzer, yazı hocamız Emin Barın’dı. Kumaş desenleri atölyesi bize çok yakındı. Afiş atölyesinin esprileri kumaş desenlerinin renkleri ile oynaşırdı çok zaman. Salih Gözen hocanın gözde öğrencisi idi Zeki Müren.

 

Adana Denilince

Zeki’nin Aklına Gelenler

Zeki Müren’le ilk karşılaşmamızda “Adanalı” olmamın onu neden Boğaziçi’ne götürdüğünü yıllar sonra anladım. Çift dikişli Adanalı okul arkadaşları ile okul duvarlarını aşarak “İstiklale” yol aldıklarını, yüksek merdivenleri nasıl tırmandıklarını ve ekibin başı 318 Şevket’i ve “Zehretme hayatı bana cananım”ı yeniden yaşadığını öğrendim. Öykünün devamı da var...

 

Asker Arkadaşım Zeki Müren

Yıl 1957. Mevsim kış. Asker oldum piyade... Ankara’da Yedek Subay Piyade Okulu’nda öğrenciyim. Tabur komutanımız Albay Fuat Uluç. Yarım asırlık gazeteci dostum Hıncal Uluç’un babası. Asker arkadaşlarımız içinde en çok duyulan isim ise Zeki Müren. İlerleyen aylar içinde, sanatçılar, arkadaşlar birbirimiz ile buluşmaya başladık.

Karlı, buzlu tepelerde, sıfır altında derecelerde, omuzumuzda piyade tüfeğiyle, yedek subay marşı söyleyerek okula dönüşün keyfi ve yemekhanede buharlı kazanlara mis gibi “tayin” ekmekleri daldırıp sıcak sıcak kaşıklamak ve ardından taburun çay kahve salonunada bol gırgırlı sohbet ne kadar güzel.

Karikatürist Semih Balcıoğlu’nun bacanağı Adana damatlarından Karikatürist Ferruh Doğan, Türk Müziği değerlerinden Dr. İrfan Doğrusöz...

Ve Şu anda aklıma gelmeyen ne çok isim... Ancak Zeki Müren ortalarda görünmezdi. Yemekhanede ve kahvehanede rastlanmazdı. Ama dinlenme salonunda, çayın ve kahvenin yanında bir şey daha verilirdi. O da okulun müzik odasında dönen plaklardan gelen şarkılar, türküler... Kendi görülmezdi ancak Sesiyle, şarkıları, türküleri ile Zeki Müren okulun içinde herkesle beraberdi anlayacağınız. Yedek subay Okul döneminde Zeki Müren ile ya revirde ya da “katıksız hafta sonu hapsi”nde karşılaşırdık.

 

Veda Konseri

Altı aylık Yedek Subay Piyade Okulu dönemini tamamladık. Omuzlarımızda asteğmen demirleri ışıl ışıl. Başımızda subay kokartlı şapkalarımız. Ayrılık sihirli bir hüzün. Ama bu hüznü neşeye dönderecek bir güç var...

Akşam okulun sinema-konser salonunda Zeki Müren’in veda konseri. Salon tıklım tıklım dolu. Ön sıralarda okul komutanları ve davetli misafirler, eşleri ile birlikte. Ve sonraki sıralarda okulun bir günlük asteğmenleri. Konser saati geldi. İbadet sessizliği içindeki salonun ışıkları yavaş yavaş azaldı. Sessizlik, bekleyiş ve sahnenin ağır kadife perdesi açıldı. Bir günlük asteğmen Zeki Müren’e komutanlarından ve asteğmen arkadaşlarından, yürekten, gönülden alkış, alkış, alkış ve alkış...

Sahnede, önde tam ortada siyah simokin giysiler içinde, Türk Müziğinin sanat sembolü dimdik pürüzsüz bir duruş, arkasında aynı siyah giysiler içinde saz heyeti... Çıt yok salonda ve sahnede. Zeki Müren, komutanları başını hafifce öne eğerek, ellerini serbest bırakarak, nezaketin gönülden gelen ipek kozasındaki ipek inceliğindeki sessizliği ile selamladı. Sahne ışıklarını da ışıklandıran Zeki Müren, salondan sahneye dolan alkışlar içinde, gözleri buğulu... “Efendim” ile başlayan veda konserinin başlangıç cümleleri bile dakikalarca alkışlandı. Veda konseri; şarkılar, türküler, musiki değildi ki yalnızca... Perde açılmadan önce de salonun duruşuyla başlamıştı konser. Sanatın yüceliği içinde akıp gitmişti saatler.

 

Zehretme Hayatı

Bana Cananım

Saz heyeti sustu ve ayakta. Zeki Müren, konser konuşmasını sundu. Alkış...Alkış... Bütün rütbeler ayakta sanatın karşısında. Perde kapandı. Alkış...Alkış... Bordo kadife açıldı. Kendi adına yazdığı şiirin şarkısını okudu. “Zehretme hayatı bana cananım...” Alkışlarla açılan perde alkışlarla kapandı ve açılmadı...

Ertesi gün, 45. dönem Piyade Yedek Subay Okulunun yeni asteğmenleri başımızda okul komutanlarımızla birlikte mezuniyet töreni yürüyüşündeyiz, okuldan Kızılay’a doğru... Kızılay Bulvarı, Piyade Yedek Subay Okulu teğmenlerini bekliyor. Zeki Müren de aramızda. Binaların balkonlarında, elleri çiçekli genç kızlar ve kadınlarla dolu. Askeri mızıkanın çaldığı yedek subay marşı ile yürüyoruz. Üstümüze çiçekler yağıyor... Güller, yaseminler yağıyor. Zeki Müren’in şarkılarının notaları, şiirleri yağıyor. Dün geceki veda konserinin alkışları çığlıklar yağıyor... Zeki Müren sağ kolu ile ulaşıyor balkonlara...

Ve... Konserler, geziler, turneler, filmler. Radyo, televizyon konserleri.. Resim ve kumaş desenleri sergileri, sevgiler, aşklar ile geçen bir ömür. Bir gece İzmir’de sahnede, kimsesizliğin dünyasından sonsuzluğa, ördüğü ipek kozasını terkederek uçup giden bir kelebek misali perde kapandıktan sonra alıştığının dışında bir daha açılmadı... 1996 yılının 24 Eylül’ünde bir daha açılmamak üzere kapandı. Bursa’da tohumlanan ipek böceği İzmir’de sonsuzluğa uçan kelebek oldu. Şimdi, Bursa Emirsultan’da babası ve anneciği ile koyun koyuna...

 

 
 

 




Sayı 7 (Mart - Nisan 2012)

Bu yazı 4540 defa okundu.