Adana Devlet Hastanesi'nin Traji Komik Kurulma Öyküsü

Kolera Hastanesi'nden Adana Devlet Hastanesi'ne...
 

Antik dönemde Hipokrat tarafından kurulan hastaneleri saymazsanız, kentimizde çağdaş anlamda kurulan ilk hastane olan Devlet Hastanesi'nin traji-komik bir öyküsü vardır. İlk anda komik gibi görünmesine rağmen, bir valinin eşeğe ters bindirilip kentten gönderilmesi sonucuna kadar gidebilen trajik bir öyküdür bu aynı zamanda.
İsterseniz öncelikle tarihi tespit edelim...Yıl 1886... Yani 19. yüzyılın sonu. Adana'nın o zamanki valisi Faik Paşa.

 

Kolera Hastanesi
 

Tam o yıl Adana, Tarsus ve Osmaniye'de büyük bir kolera salgını çıkmış. Aslında sadece Adana'da değil ülkenin çeşitli yerlerinde bu salgın insanları biçip geçiyormuş. Osman-ı Ali salgına karşı önlem almak üzere bazı illerde, bu arada Adana'da da birer kolera hastanesi kurulmasına karar vermiş ve gerekli bütçeyi göndermiş. Bununla da kalmamış Şerafettin Mağmumi isimli genç ve idealist bir doktoru kentimize kolera müfettişi olarak göndermiş.
Mağmumi idealist... Zaten o yıllar Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'den idealist olmayan doktor çıkar mı ki? 
Mağmumi bulaşıcı hastalıklar hakkında çok bilgili... İdealizmin bilgi olmadan donkişotluğa dönebileceğinin bilincinde. 
Mağmumi jöntürk... Çünkü jöntürk olmak ilerici olmakla aynı anlama geliyor o yıllar.


Dr. Şerafettin Mağmumi


 



Faik Paşa
 

Faik Paşa ise yaşlı, katı görüşlü, dediğim dedik ve sağlık alanında çok bilgisiz.
Uzun sözün kısası, devletin kolera hastanesi kurulması için gönderdiği parayla Faik Paşa; o zamanlar bir mezarlık olan Seyhan Nehri'nin kenarında bir yere hastanenin kurulmasına karar verir.
Mezarlık ise günümüzde Asri Mezarlık olarak bilinen yere kaldırılır. Tabi bu arada hastane mezarlığın üzerine kurulacağından ancak bir kısım halk yakınlarının kemiğini yeni mezarlığa taşıyabilecek, kimsesiz veya fakir olan bir çok kişinin mezarı ise kaybolacaktır.

 


Devlet Hastanesi’nin kurulduğu yeri gösteren gravür

 

"Dr. Şerafettin Mağmumi Adana'ya geldiğinde kolera açısından çok kötü bir durumla karşılaşır. Ama daha kötüsü başta vali olmak üzere bürokrasinin ilgisizliğidir.
 
Mağmumi'ye göre en büyük sorun ise yeni kurulacak hastanenin yeridir. Çünkü nehir kenarına kurulacak hastanenin lağım suyu nehre akıtılacağından, kolera mikrobu nehre karışacak ve hastalık böylece tüm ovaya yayılacaktır.
 
Bu durumu ısrarla anlatır valiye... Vali küçücük bir oğlanın kendine akıl vermesini paşalığına yedirememiş olmalı ki onu dinlemez ve hastaneyi nehir kenarına kurdurur."

 

Binlerce Kişi Öldü
 

Mağmumi anılarında bu durumu şöyle açıklar (Prof. Dr. Nazım Hikmet Polat); 
 
“Nihayet kolera münasebetiyle hususi bir hastane yapılması için İstanbul’dan tahsisat verildi. Bu arada gittiğim Tarsus’tan kolera temizlenince Adana’ya dönerek 10 gün daha kaldım. Hastalık burayı fena sarmıştı. Tarsus’taki gibi aynı taze şevk ile hayatımızı tehlikeye koyarak çalışmaya başladıysak da mateessüf semereli olamıyordu.. Çünkü Tarsus’taki kaymakam muhterem Ziya Bey’in zeka ve gayreti yerine burada Faik Paşa adındaki bunamış bir valinin cehaleti ve ahmaklığı bütün teşebbüslerimizi akim bırakıyordu. Koleralılara mahsus hastane yapılmasına İstanbul emir verdi. Bu şehrin uzağına yüksek bir yerde yapılacak yerde, nehrin kenarında yapılmasına, sözlü ve yazılı protestolarıma rağmen karar verildi. Ne vakit hastane barakaları açıldı, o zamana kadar temiz olan şehrin aşağı kısımlarındaki bütün köy ve nahiyelere nehir suyundan hastalık bulaşarak binlerce kişiyi kırdı geçirdi.” 
 
Ve sonuç... Büyük bir facia! O yıl Adana ovasında tam binlerce kişi koleradan can verdi. Nehirden gelen suyu kullanan 5 bin kişi...
Bu yüzden Şerafettin Mağmumi anılarında Faik Paşa'dan “Bunak ve ahmak vali” diye bahseder. Tabi ki şimdi siz göz göre göre binlerce kişinin ölmesine neden olan Vali Paşa'ya ne oldu diye merak ediyorsunuzdur;

 

Adana'nın Deli Valisi
 

Adanalılar tarih boyunca valilerini sevmişlerdir. Birçoğunun isimlerini kentin önemli yerlerine vermişler. Bu yüzden kentimizde “Paşa” lı isimler çoktur. Abidinpaşa Caddesi, Ziyapaşa Bulvarı, Cemalpaşa Mahallesi, Şakirpaşa Havaalanı ve benzeri gibi... Ama sadece iki valiye “Deli “ dediler. Birinin ismi bende saklı kalsın (onu sizler de iyi tanırsınız) ama diğeri Faik Paşa.  Kısacası Adanalılar Deli Vali'yi padişaha şikayet ettiler ve Faik Paşa görevden azledildi. Ama  gönderilirken de ceza olması açısından eşeğe ters bindirilerek kentten çıkarıldı.
Arkasından da şu beyitler yazıldı;
 
Yaşı, yüzü mütecaviz vali,
N’olur memleketin bunlarla hali!
Mülkün ihyasına bir meyyit (*) göndermişler,
Aferin iz’anına ey Bab-ı Ali!
 
Dr. Şerafettin Mağmumi'ye mi ne oldu? O sadece tıp alanında değil,  birçok alanda ülke sorunlarına kafa yordu, başarılı bir insan olarak yaşamını sürdürdü.

 

Kolera Hastanesi... Belediye Hastanesi... Memleket Hastanesi... Adana Devlet Hastanesi...
 

Ve tabi ki... Burada Adana’nın ilk hastanesinin  akıbetini de anlatmak gerekir;
12 Şubat 1886 yılında bir kolera hastanesi olarak kurulan Adana Devlet Hastanesi ilk başta “Belediye Hastanesi” ismiyle Kuşçu Hakkı Bey yönetiminde çalışmaya başladı. 1900 yılında bir ara bir mütevelli heyeti tarafından yönetildiyse de, 1909 yılında yeniden belediyeye devredildi. 1913 yılında ise valilik özel idaresi kurulunca yönetimi valiliğe bırakıldı. İsmi de böylece Adana Memleket Hastanesi şeklini aldı. Cumhuriyetten sonra da Adana Devlet Hastanesi adıyla hizmetine devam etti. Geçen yıl ise yüzyıldan fazladır bulunduğu binadan, hastaneler mevkiinde bulunan, Numune Hastanesi’nin terk ettiği binaya taşındı.
İlk kurulduğunda toplam 23 kişinin çalıştığı, sadece kadınlar ve erkekler koğuşu diye 2 barakadan oluşan Adana Devlet Hastanesi’nin ek binaları o yıllar Bossa’nın da sahibi olan Bosnalı Salih Efendi ve Tekelizade Osman Hayri Bey gibi yardımseverlerin katkılarıyla yapılmıştır. 
 
(*) Ölü, ölü gibi insan
 



Sayı 22 (Eylül - Ekim 2014)

Bu yazı 2505 defa okundu.