Yokluğu Yarıp Varlığı Yokluktan Çıkarmak (İnsan-ı Kamil -8 )

 
Kâmil insan Hakk’ın gözüdür. 
Hak âleme onunla bakarak rahmetini ulaştırır.  
O, varlığın ruhudur da.
Beden ruhsuz ayakta duramadığı gibi 
âlem de, bir nefes kâmil insansız olamaz.
Hacı Bayram Veli
 
 
1- Anlama Yolculuğu
 
Değerli okurlarım İnsan-ı *Kâmil  başlığı taşıyan yedi yazımız yayınlandı.
İnsan-ı kâmilin yaratılış süreci içindeki yeri ve işlevi nedir anlamaya çalıştık.  
İncelememizi, **kutsal beyanların ve bilimin rehberliğinde sürdürdük.
“ Geldiğimiz aşamada anlama yolculuğunun hangi menziinle vardık? ”
 Bu bölüm yukarıdaki sorunun cevaplarını görebilmek içindir. 
 
 
Kavram Bilgileri
*Kâmil: 1.Yetkin, erişkin, eksiksiz, ağırbaşlı, mükemmel 2. İlim, fazîlet ve hüner sâhibi, mânevî meziyetleri bakımından belli bir olgunluğa erişmiş (kimse) anlamlarındadır).
 
** “Kutsal beyanlar” ifadesiyle kastedilen Kur’an, Kutsal Kitap  (Tevrat, Zebur ve İncil) ayetleri ve Peygamberlerden nakledilen sözlerdir (hadis).
 
 
2 - Yaratılış
 
 
İnsan-ı kâmil, inanç üzerine bina edilen bir düşüncedir. Yalnızca İslâm Tasavvufu içinde yeşerip varlığını sürdüren bir düşünce de değildir: Kabala başta olmak üzere yeryüzü üzerindeki bir çok kültürde,  aynı inanç ve düşünce, değişik ad ve yorumlarla mevcuttur.  
İnsan-ı kâmil incelenirken Allah’ın yaratışı da anlamaya çalışılmış oluyor. 
Çünkü mistik düşüncenin anladığı ve anlattığı insan-ı kâmil, Cenabı Allah’ın yaratma eylemi ile tezahür eden var oluş sürecinin içindeki bir mertebedir; o, yaratılan ilk varlıktır.  
 
3 - Anlama Yolculuğunun Durakları
Değerli okurlarım anlama yolculuğumuza başlarken öncelikle; 
“ Varlık Nasıl Ortaya Çıktı? “  Ve: “ Yaratılışın Mahiyeti Nedir? ” şeklinde beliren soruların cevaplarını aradık. İnsan-ı kâmil yazı serisinden önce;  “ Mistik Sırlara Yolculuk”  ana başlığı altında; ”Zaman, Mekân ve İnsan” ; “ Yaratılışın Doğası ” ; “Yaşamın Kökeni ” ;  “ Sidretü’l Münteha “; “ Ashab-ı Kehf  “ ; “ Gök Katları ve Göklerdeki Şuurlular” ; “ Bezm-i Elest ” ; “ Dabbe Nedir”; “İnsan ,Ölüm Ötesi ve Berzah”  başlığı taşıyan yazılarımız yayınlanmıştı. 
O yazıların her birini, anlama yolculuğunun durakları kabul edebiliriz. 
Çünkü onlar hayatın anlamı nedir sorusunun cevaplarını arayan çalışmalardı. 
İnsan-ı Kâmil yazı dizisiyle de bir başka aşamaya gelmiş olduk. 
Bu yeni aşamada, “ Yaratılış ve Varlık Nedir “ anlamaya çalışıyoruz.
 
4- Yaratan Kudret, Allah mı - Madde mi
 
Artık konumuza girelim...Yaratılış kavramı ne anlatır?
Sözlükler yaratılışı; yaratılmak işi, hilkat, fıtrat şeklinde anlamlandırıyor. 
Varlık nedir sorusu antik çağdan bu yana düşünce dünyasının irdeleyip tartıştığı bir meseledir:
Varlığı açıklamaya çalışan görüşler birbirinden farklı. 
Öylesine farklı ki; tarihsel zıtlaşmalar bile var. Varlığı ve nasıl ortaya çıktığını dinler, felsefe, fizik ve diğer bilim dalları kendi açılarından ele alarak anlatmışlar. 
Tek tanrılı dinler, var olan her şeyin (Allah tarafından yaratıldığını bildiriyor. 
Tersini iddia edenler ise: “ Madde hep vardı (ezelîdir) varlık rastlantıların ürünüdür” diyor ve Allah’ın yaratma kudretine değil, rastlantısal bir var oluşa, inanmayı seçiyorlar.
Yani bir tarafa (dinlere) göre; Kendiliğinden Var Olan, Hep Var Olacak Olan, Tek Bir Yaratıcı Kudret, var; Yüce Allah. 
Diğer tarafa (maddeci ateist düşünceye) göre ise:
Kendiliğinden var olan ve hep var olacak olan, maddedir. Madde, dönüşerek ve rastlantıların sonucu olarak kainatı ve var olan her şeyi ortaya çıkarmaktadır. 
Özetle söylersek: 
Bir taraf, Sonsuz Yücelik ve Kudret Sahibi Allah’ın varlığına inanıyor.
Öteki taraf ise maddeyi ve tesadüfleri tanrı yerine koyuyor.
*     *     *
Düşünce dünyasından akseden bu tablo buydu. 
Bu manzara karşısında biz anlama yolcuları ne yapmalıydık?
Hayatın anlamını sorgulamalıydık...
Öğrenmek için, okumalıydık...
Anlamak için, düşünmeliydik...
Kutsal beyanları (ilahî vahiy) ve bilimsel verileri birlikte ele almalı, her iki açıdan bakarak değerlendirmeler yapmalıydık; çünkü bilim, kâinatta zaten var ve işlevsel olanları keşfedip ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla bilimsel bilgilerin aydınlığı, kutsal beyanlar yoluyla bildirilenlerin anlaşılıp açıklanmasını kolaylaştırmaktadır. 
Yapmaya çalıştığımız tam da budur:  Kur’an ve Sünnetin, Kutsal Kitap’ın rehberliğinde ve bilimsel verilerin aydınlığında okuyup, öğrenip, düşünüyor anlamaya çalışıyoruz.
 
5- Yokluktan Varlık Çıkaran Kudret 
 
Cenabı Hakk’ın yaratma fiilini en iyi ifade eden kavram var etmek, meydana getirmek, *yaratmak anlamlarını veren tekvindir. Tekvin, İlm-i Kelâmda, Cenab-ı Hakk'ın *sübutî (ispatlı) bir sıfatı olarak geçiyor; Hakk’ın ademden vücuda (yokluktan varlığa) getirmesi, 
icat etmesini anlatıyor.  O halde *yaratma/ yaratılış, tekvinin ifade ettiği anlamda, yokluktan **varlığa getirme, şeklinde anlaşılmalıdır
*(Sübutî, varlığı ispat edilmiş demektir).
 
Kavram Bilgileri
* YARATMAK: 
1. (Allah) Yoktan var etmek, halketmek.  
2. (Daha önce olmayan bir şeyi) Ortaya koymak, yapmak, ibdâ etmek anlamlarını veriyor.
 
** VARLIK:
1. Var olma durumu, var edilmiş olma.
2. Var olmuş olan şey
3. Bulunma, mevcudiyet, vücut 
4. Yaratılmış şeylerin tamamı, kâinat, mevcudat
VAROLUŞ (birleşik İsim) fels.): İnsan varlığı söz konusu olduğunda onun bilinçli ferdiyetinin zaman ve dünya içinde gerçekleşen durumu, var olma olayı. – (KAL)
 
FÂTR
Varlık meselesi ele alınırken söze Tanrı’nın yaratışından başlamak kaçınılmazdır; çünkü bir şey, var edilip ortaya çıkarılmadan onun varlığından söz edilemez. Bir şeyin var (mevcut) olabilmesi için onun yaratılıp ya da üretilip ortaya çıkarılması gerekiyor. 
Şimdi Kur’an’a gidelim yaratılışı nasıl anlatmış görelim. 
 
Kur’an’ın yaratılışı bildiren ayetlerinde Allah’ın Fâtır ismi anılmaktadır: 
 
Fâtır Suresi, 1:  “ Hamd, Fâtır olan Allah’adır; gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan O’dur. Yaratışta /yaratılmışlarda dilediğini artırır O. 
Hiç kuşkusuz, Allah her şeye gücü yetendir.
 
Kavram Bilgisi
Hamd: Övgüyü, yüceltmeyi ve teşekkürü ifade eden bir Kur’ansal kavramdır. 
Fatiha suresinin birinci ayetinde geçer. Hamd (yüceltme, övgü ve teşekkür) Âlemlerin Rabbi 
(âlemlerin eğitip terbiye edeni koruyup esirgeyicisi olan) Allah’a mahsustur demektedir. 
Şükür – Şükr (ﺷﻜﺮ) i. (Ar. şukr) Verdiği nîmetler için Allah’a karşı duyulan minneti dile getirmedir. Teşekkür (ﺗﺸﻜّﺮ) i. (Ar. şukr “şükür”den teşekkür) Yapılan bir harekete karşı memnûniyetini gösterme, minnetini bildirmedir. (KAL)
................................
Kur’an’da yaratılışı bildiren ayetler:
En’am Suresi, 79: “ Şüphesiz ben hak dine boyun eğmiş olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratmış olan Allah (fâtır)’a çevirdim; ve ben O’na ortak koşanlardan değilim. “
İsra Suresi, 51: 
“ Diyecekler ki: ‘ Bizi tekrar kim diriltecek?’  
De ki: ‘ Sizi ilk kez yaratmış olan (fâtır) diriltecek “
Zümer Suresi, 46: 
“ Ey Allah’ım! Ey göklerin ve yerlerin yaratıcısı (fâtır), ey görünmeyen ve görünen âlemleri bilen...”
Ayetler yerleri, gökleri, melekleri ve insanları yaratanın Allah olduğunu bildiriyor.
İnsanları ölümlerinden sonra diriltecek olanın da Allah olduğunu haber veriyor.
Ayetlerde Cenabı Hakk’ın Fâtr ismi kullanılıyor 
 
6- Fıtrat
 
“ Fıtrat Arap dili lügatlarında uzunlamasına yarmak, zuhur (çıkış, fışkırış), yaratmak, örneği olmayan bir şeyi vucûda (varlığa) getirmek anlamlarına geliyor. 
Kur’an ve hadiste de fâtr ve fıtrat yaradılış, yaratış anlamlarında kullanılmaktadır.
Kur’an, yaratma karşılığı olarak halk, ca’l  (yapıp-etme), fâtr, neş’et (yapıp-kurma) bed’ (başlama), bed’, (var etme) tabirlerini kullanmaktadır. Yazılışı aynı olan bed’ 
kullanıldığı yere göre iki ayrı anlamı vermektedir.  (Y. N. Öztürk; Din ve Fıtrat, s:  37- 39) 
*    *    *
 “ Demek oluyor ki; fâtr ve fıtrat bir şeyi var etmek ve onu, bir hedefe doğru geliştirmek üzere, açıp saçmak, dal budak saldırmaktır. Kur’an *sürekli oluştaki olma-ölme ve tekrar olma düzenini fâtr kökünden gelen kelimelerle ifade ediyor (infitar, tefattur gibi).
*    *    *
Fatr veya infitar’daki yarma ve yarılma olayı oluşta, aynı anda bir oluşun sonu, fakat bir başka oluşun başlangıcı halinde beliriyor. 
O halde fıtrat düzeninde her ölüm bir doğumun sancısı  olmaktadır. 
Kur’an-ı Kerim göklerin ve yerlerin ve insanın yaratılışını fâtr olayı şeklinde gösterdiği gibi bunların yıkılış ve çöküşlerini de bir fâtr olayı halinde gösteriyor:
 
İnfitar Suresi 1-4: 
“ Gök yarıldığı (infitar) zaman, yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman, denizler kaynatıldığı zaman, kabirler deşildiği zaman...” ( a g e )
 
7- Bitiş ve Oluş
 
Bu ayetlerle anlatılan kıyamet, bir bitiş ve ölüş olayıdır. 
Fakat bu olay fıtrat gelişmesi olarak bir başlangıç ve oluşun da sancısıdır. 
Nitekim Kur’an, bitiş ardından ‘iade’ yani tekrar oluş geleceğini söylemektedir: 
Anlaşılmaktadır ki, isim-sıfatlarından biri Fâtr olan Allah sürekli oluşta, bir oluşu yararak ondan ikinci oluş çıkarmakta ve bu böylece devam etmektedir. 
*    *    *
İslâm müfessirlerine göre Allah’ın fâtır diye anılışı ‘yokluğu yarıp varlığı ondan çıkardığı içindir.’  *Müfessir Sahabi İbn Abbas’a göre fâtrdaki yaratma her seferinde yeni ve orijinaldir. Bu demektir ki,  fıtrat düzeninde her oluş bir öncekine göre daha mütekâmil (tekâmül etmiş olgun) ve mutlaka orijinaldir.” ( Öztürk; a g e )
*    *    *.
Yaratılışın mahiyetini ayetlerden öğrenmeye devam ediyoruz:
 
*Ankebut Suresi 19 ve 20: 
“ Hiç görmediler mi, Allah, yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu tekrarlıyor/ yeni baştan yapıyor. Kuşkusuz bu Allah için kolaydır. “ 
“ De ki: ‘ Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına bir bakın. 
İleride Allah öteki oluşmaya da vücut (varlık) verecektir. 
Allah, her şeye Kadir’dir.”
*    *    *
Y. Nuri Öztürk, “ Din ve Fıtrat “ adlı eserinde, yaratılış ve fıtrattan söz ederken, ’... ilk temas edilmesi gereken nokta şudur’ diyerek; Kur’an’da ‘yoktan var etme’  anlamında bir ‘yaratmadan’ söz edilmediğine dikkatleri çekiyor:  
“ Andığımız bütün yaratış tarzları; birer şekillendirme, yapıp-etme, biçim verme, geliştirme ve oluşturma halinde belirmektedir. Bu, tabir yerinde ise, bir açılıp-saçılma  ve daha iyiye, daha güzele doğru gelişip-oluşmadır.  
Varlık, yaratıcının ilahî ve sonsuz bilgisindeki gaye-program saklı kalmak şartı ile olup bitmiş değil, olmakta olan bir yapıdır. Esasen ‘Allah yaratışta ne dilerse onu artırır’ (Fâtr Suresi,1)  
Bu ayet kendini daha iyiye ve güzele doğru durmadan geliştiren bir sürekli oluşu vurgulamaktadır. “- (Öztürk; a g e)
 
İbn Arabî de benzer düşünüyor: 
Nurlar Risalesi’nde, sürekli oluşu, halkun cedid ( durmadan yenilenen yaratılış) şeklinde ifade etmiş. Sûfî bilgelerden *Bağdatlı Cüneyd ise söz  konusu fıtrat (yaratılış) gerçeğinden söz ederken , “ Nihayet bidayette mündemiç/ son başlangıçta saklıdır” demiş. 
*(Sühreverdi; Avârif, bâb:11) 
................................
 
Değerli Okurlarım
Daha önce yayınlanan “Kur’ an, İnsan ve Tekâmül” başlıklı yazılarımızı takip eden okurlarımız anımsayacaklardır: Ayetlerin de gösterdiği üzere, âlemde her şey bir tekâmül düzeni içerisinde oluşup-gelişmektedir, biz insanlar da aynı düzenin bir  parçasıyız: Tohumdan-ağaca; noksandan - yetkine; basitten - mükemmele doğru gelişip değişerek devam eden bir süreçtir bu...
 
Oluş Nedir?
Oluş, olma işi, vuku ve oluşma, teşekkül, tekevvün anlamlarını verir. 
Tekevvün ise; vücut bulma, vücûda gelme/var olma, oluş, oluşum anlamlarındadır.- (KAL)
Oluş felsefede kullanıldığında ise, bir durumdan öteki duruma geçişi (değişme sürecini) ifade eder. Bu anlamda: Bir durumdan öteki duruma geçişi; olanaktan gerçekliğe geçişi; sürekli değişim olayını anlatır.
 
8- Neş’et-i âhire / İkinci doğuş
 
 
Değerli okurlarım 
Kur’an, fıtratta her bitiş ve ölüşün yeni bir başlangıç ve oluşun habercisi olduğunu iade (avdet) ve neş’et-i âhire (ikinci doğuş) kavramları ile anlatıyor:
 
Enbiya Suresi, 3: “ O gün göğü, kitapların sayfalarını dürer gibi düreceğiz. İlk yaratışa başladığımız gibi yine onu iade edeceğiz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaattir ki mutlaka yerine getireceğiz.”
 
Bürûc Suresi, 13: “ Rabbin ilk olarak yaratır, sonra öldürüp tekrar yaratır (iade eder).”
 
Necm Suresi, 44 - 47: “ Öldüren de O’dur, dirilten de. Çiftleri erkek ve dişi olarak yaratan da O’dur. Hem de mahalline ekildiği zaman bir meniden. 
Ve hiç kuşkusuz ikinci yaratış (en-neş’etü’l-uhrâ) da O’na düşmektedir.”
 
Vakıa Suresi, 62: “ Herhalde ilk yaratılışı (en-neş’etü’l-alâ) bildiniz. 
Ne olurdu ikinci yaratışı da düşünebilseniz.” 
*    *    *
 “ Ayetlerden anlaşıldığı üzere sürekli oluş, bir ilk yaratış ve onu izleyen bir ikinci yaratış zinciri olarak devam etmektedir. Bu devamda bir yaratıştan fâtr (yarma) yolu ile bir başka yaratışın zuhûru (çıkışı fışkırışı) esastır. 
Kur’an bunların ilkine bed’ (başlama) ikincisine iade, avdet veya neş’et-i uhrâ demektedir. 
Bu, elektrik cereyanının hız verdiği bir dinamoda pozitif ile negatifin, birinin bitişinde öbürünün başlamasını izlememize benzer. 
Ve bundan anlaşılır ki, fıtrat düzeninde her bitiş bir başlangıcın, her ölüş bir oluşun, her parçalanış ve dağılış bir fışkırış ve sentezin öncüsüdür. Buna fıtrat diyalektiği diyebiliriz.” (Öztürk; a g e, 42)
 
9 - Mistik Düşünceye Göre Yaratılış 
 
 
İslâm Tasavvuf düşüncesine göre: Başlangıçta sadece Cenabı Hakk’ın Mutlak Varlığı (Ehadiyyet) vardı yaratılmış hiç bir şey yoktu; Allah vardı, O’nun görkeminden başka hiçbir şey yoktu.
Kabala’ya göre:  “ Yaratılışın tezahürü öncesinde (Tanrısal) Sınırsız Işığın görkemi her yeri doldurmuştu ve bağımsız bir varoluşa izin vermiyordu. Her yer Onunla dolu idi. Sadece O (Tanrı ) vardı ve başka hiçbir şey yoktu. “  ( A Akıncı; Sınırsıza Yolculuk, İlksel Atmosfer Bölümü )
 
Değerli Okurlarım
Görüleceği üzere her iki düşünce de Tek Bir Varlık mevcuttur diyor. 
Yüce Kur’an’da ve Kutsal Kitap’ta haber verilen de budur zaten:
 
İhlas Suresi 1: 
“ De ki: ‘O, Allah’tır; Ahad’dır, tektir. “
 
Peki, göklerin derinliklerine uzanan ve trilyonlarca oldukları gözlenen varlıklar manzumesi nedir; onlar nereden fışkırıp çıkmışlardır?
 
Mistik düşüncenin yukarıdaki soruya cevabı şöyledir:
Var olan her şey, Tek ve Bir Olan Mutlak Varlık’ın isim ve sıfatlarının belirişleri/ görünüşleridir; çoklu varlık diye bir şey yoktur. Alemler (âlemin), Allah’ın yaratmayı dilemesiyle hiçlikten fışkırıp çıkarak, tedrici oluşlar halinde  tezahür edip görünerek, kâinat aynasına yansıyor. 
Böylece Cenabı Hak o aynada Kendini seyrediyor. 
İşte sözü edilen yaratıcı tezahür sırasında devrede olan varlık, Cenabı Hakk’ın yarattığı ilk varlık olan İnsan-ı Kâmil’dir; Allah’ın yaratması onun üzerinden tezahür ederek kainat aynasına yansıyacaktır. 
 
Yaratılıştan Neleri Anlayabildik?
 
Yaratılış proses (süreç) nedir özetle inceledik. 
Hakk’ın yaratmasının kesintisiz devam ettiğini anladık. 
Ancak bir hususu gözden kaçırmamalıyız: 
Anlayabildiklerimiz, biz insanların, bakış açılarımıza ve idrak kapasitelerimize göredir. Biz zaman ve mekanla sınırlanmış bir boyuttayız. Zaman ve mekan boyutunun şartlanmaları içinden bakarak anlayıp algılamaya çalışıyoruz. 
Bu nedenle zamansızlığı anlayabilmemiz zordur.
Allah katında zaman - mekan gibi ve benzeri kayıtlar yoktur. 
Allah için olmuş-bitmiş görünen biz insanlar için olmakta olandır...
 
10-  İnsan-ı Kâmil
 
Ahmet Cevizci’nin Felsefe Sözlüğünde 
İnsan-ı Kâmil Şöyle Anlatılıyor:
 
İnsan-ı Kâmil:  “ Tasavvuf düşüncesinde, en yüce basamağa erişmiş, kemale ermiş, tinsel (ruhsal) bakımdan olgunluk katına ulaşmış, bütün bir varlık alanının kendisinde dile geldiğini kavrayan; kendi geçici varlığından sıyrılarak Tanrı’da sonsuzluğa varan kimse.
Tasavvuf inancında, kâmil insan çok çeşitli sıfatlarla tanımlanır. 
Buna göre, o Allah’ın sûreti, Allah da onun ruhu gibidir. 
Öte yandan, o evrenin ruhu, evren de onun suretidir. 
Bundan dolayıdır ki, tasavvufta, âleme insan-i kübrâ (Büyük insan) denilmiştir.
Allah’ın yer yüzünde halifesi olması itibariyle O’nun bütün isim ve sıfatlarına mazhar olan ve varlığın esas mertebelerini kendinde toplayan  insan olarak kâmil insan, göz bebeğine benzer, kendisi dışında her şeyi görür. Allah’ın zat, sıfat ve isimlerinin aynası (göründüğü yer) olan kâmil insanın huyu, suyu ve bilgisi de iyidir.”- (S. Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. İstanbul, 1998)
( SURET: tasavvuf. Cenâbı Hakk’ın sıfatlarının şehâdet âleminde tecellî etmiş şekli olan her varlık).
 
 
Kabalaya Göre İnsan-ı Kâmil
 
Kabala’ya göre de insan-ı kâmil Allah’ın yarattığı ilk varlıktır:   
“ Saf hiçliğin içinden açığa çıkıp âlemleri oluşturan Tanrısal ışıma sonsuz soyuttan somuta doğru tezahür ederken yaratılan ilk varlık odur; İnsan-ı Kâmil.” 
“ Tanrısal tezahürün ilk aşamasında yaratılan âlem, saf ışıktan oluşmuş bir mekândır. 
Bu mertebe beşer insanının bilincine ve idrakine kapalıdır. Bu âlem Yüce Tanrı’nın yaratıcı kudretinin tezahür ederek ortaya çıkardığı ilk varlığın / ilk insanın yaratıldığı ve bulunduğu yerdir.” (A. Akıncı; Kabala Sınırsıza Yolculuk)
(Beşer insanı, dünya üzerinde yaşayan biz insanlar oluyoruz -F.A)
 
Değerli Okurlarım
Görüldüğü üzere Musevi mistikleri  Allah’ın yarattığı ilk varlığı,  yaratılan ilk âlem telakki ediyorlar. Ona “ Tanrısal İnsan /Adam Kadmon “ diyorlar. Adam Kadmon, A.Akıncı’nın Sınırsıza Yolculuk adlı eserinde şöyle anlatılıyor:
 
11- Tanrısal İnsan / Adam Kadmon  
(Tanrısal Ama, Tanrı Değil  )
 
“ Ve *T-nrı insanı Kendi Suretinde yarattı. 
Bu suret bizi bu âleme ilk geldiğimizde kabul eden, 
Biz büyüdükçe bizimle birlikte gelişen ve 
Dünyayı terkettiğimizde ise bize eşlik eden surettir.
O’nun kaynağı cennettedir. 
( Zohar, Işığın Kitabı,  13 yy )
 
 
“Adam Kadmon saf ışıktan oluşur ve hiçbir kap ya da taşıyıcı içermez. 
Bu nedenle de sürekli genişleme, büyüme potansiyeli vardır. “  ( a g e )
 
“ Sembolleri doğru biçimde anladığımızda görürüz ki Tanrısal insan   -bizler gibi-  beşer insanı değildir. O ilahî bir varlıktır. Saf ışıktan oluşur ve fiziksel doğası yoktur.  
O, tezahürün (yaratıcı belirişlerin) devam eden aşamalarında beşer insanının şekillenmeye başladığı Yaratılış ile fiziksel insan arasındaki bağlantı noktasıdır.  
O insanın arketipidir yani yukarıda yaratılan insandır ve beşer dediğimiz insan varlığı değildir. O yaratılmış tüm âlemlerin üzerindedir. 
Tüm bunlara rağmen yine de ve asla Tanrı değildir.” ( a g e )
(Adam Kadmon önceki yazılarımızda geniş olarak anlatıldı bakılabilir.-F.A)
 
12- İslâm Tasavvuf Düşüncesine Göre İnsan-ı Kâmil
 
İslâm Düşünürü Prof. Dr. Y.Nuri Öztürk Din ve Fıtrat adlı eserinde insanı anlatırken şöyle söylemektedir: 
 “ O (insan), yaratılanla Yaratan arasında bir kavşak noktasıdır.”
 
 
Sufi bilge Hacı Bayram Veli,  “ Kâmil insan Hakk’ın gözüdür “ diyor ve şöyle devam ediyor:
 
“ …Yaratıcı daha sonra *berzahı benliğinde taşıyan kâmil insanı iki yüzlü olarak yarattı. 
Onun bir yüzü zâhir (görünen), bir yüzü bâtındır (gizlidir). 
Bâtın yüzü zâta mazhar, isimlere ve sıfatlara kaynaktır. 
Zâhir (görünen) yüzü âlemde ve âlemin şekillerinde ortaya çıkan ilahî isimlere beliriş alanı olmaktadır. Bâtını vahdet zâhiri kesrettir (gizli yüzü birlik görünen yüzü çokluktur). 
Bâtını Hak, zâhiri halktır onun…Kâmil insan Hakk’ın gözüdür. 
Hak âleme onunla bakarak rahmetini ulaştırır. O, varlığın ruhudur da.
Beden ruhsuz ayakta duramadığı gibi âlem de, bir nefes kâmil insansız olamaz.
Onun rahmeti bütün eşyaya ulaşır, hatta ilahî isimlere bile ulaşır. 
Çünkü bütün eşyanın zuhûr ve devamı kâmil insanladır. 
Bu itibarla kâmil insan Hakk’ın ve halkın kıblesidir.  
Çünkü bütün eşyanın (yaratılmış her şeyin) yöneliş noktası odur…
Zira Allah, maddi zuhûr alanları dışında, ne mücerred (soyut) olarak, ne de 
müşahhas (somut) olarak müşahade (gözlenebilir) edilebilir, ne de idrak edilebilir.
Kâmil insansız Hak bilinemez. 
O halde kâmil insana ulaşmak, Hakk’a ulaşmanın ta kendisidir. 
Onu gören Hakk’ı görmüş olur, onu seven Hakk’ı sevmiş demektir.
Ona itaat Hakk’a itaattır ve onun reddettiği Hak tarafından da reddedilmiş demektir. 
Ona acı veren Hakk’a acı vermiş olur…Onun ilmi Hakk’ın ilmine aynadır. Kısaca onun zatı Hakk’ın zatı, vücûdu (varlığı)  Hakk’ın vücûdu (varlığı), ilmi Hakk’ın ilmidir.”  
(Hacı Bayram Veli-İnsan-ı Kâmil Risalesi )    
*( Berzah, iki şey birleştiren ortam, iki şey arasında yeralan ortam demektir.)   
 
*    *   *
Değerli Okurlarım
İnsan-ı Kâmil ana başlığı altındaki yazılarımızın bu bölümü tamamlandı. 
Ancak yaratılışı ve varlık meselesini içinde barındıran bu konuyu, insan-ı kâmil düşünce ve inancını, bütün kapsamıyla inceleyip anlatabilmiş değiliz; inşallah ileride tamamlamamız nasip olur.  “ Kainat Kitabı’nın Sayfaları “ başlığını taşıyan yeni bir yazı dizisi ile anlama yolculuğumuza devam edeceğiz. Hoşça kalın, sağlık ve sevgi ile olun değerli okurlarım. 
 
Nisan-2016-Adana
Fevzi Acevit
 
Kullanılan Kısaltmalar
Büyük Türkçe Sözlük: BTS
Kubbealtı Lügat: KAL
Adı Geçen Eser: a g e
 
Yararlanılan Kaynaklar
Abdül Kerîm el- Cîlî; İnsan-ı Kâmil
Abdül Kerîm el- Cîlî; Hakîkati Muhammediyye
İbn Arabi, Nurlar Risalesi; 
Abdürrezzak Kaşani, Tasavvuf Sözlüğü
Prof. Dr Y.N. Öztürk:  Kur’an-ı Kerim Meali, 
Prof. Dr Y.N. Öztürk:  “ Mevlana ve İnsan “
Prof. Dr Y.N. Öztürk:   “ Din ve Fıtrat “ ;
Prof. Dr Y.N. Öztürk:  “ Kur’an ve Sünnete Göre Tasavvuf “
Profesör Dr Süleyman Ateş, Kur’an’ı Kerim Tefsiri; 
Profesör Dr Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, 
Ahmet Akıncı; Kabala- Sınırsıza Yolculuk
Diyanet, İslam Ansiklopedisi.
Ahmet Cevizci; Felsefe Sözlüğü 
Ferit Devellioğlu;  Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat
Kütüb-i Sitte Hadis Külliyatı
Büyük Türkçe Sözlük
Kubbealtı Lugatı
( İnternet Ortamı) Osmanlıca Sözlük  
İnternet ortamı: Wikipedi, 
İnternet NASA Görselleri 
Ayet mealleri Prof. Dr. Y. N. Öztürk’ün Kur’an-ı Kerim Meali
 



Sayı 32 (Mayıs - Haziran 2016)

Bu yazı 1975 defa okundu.