Yaşam Paylaşımında Sanat!

sanat

“Sanat Toplum içindir!”

 

Bu görüş doğrultusunda, yaşadığım toplumun sanattan yeterince yararlanamadığını düşünüyorum. Sanattan yararlanmak deyince izlemek, bakmak, dinlemek gibi eylemlerden söz etmiyorum. Sanatın değiştirici kuvvetinden yararlanılmıyor.


Eğitim sistemimiz ne yazık ki bireyleri edilgen ve benci bir sisteme hazırlıyor. Bağımsız, üreten, özgür düşünüp, düşüncesini ve dünya görüşünü paylaşan bireylerden korkuluyor. Korku ve şüphe; insanlara, ortak yaşam ve paylaşım alanlarının tamamen ticarî kazanç merkezlerinde oluşmasını dayatıyor. Gerekçe; endüstri toplumlarının ilerleyebilmesi için güya bilinçli tüketimin topluma dayatılması gerekiyor. Böylelikle toplumsal ekonomi, emperyalizmin yok edici dişlilerine terk ediliyor.


İşte bu gerçekler bizi başka gerçeklerle karşı karşıya getiriyor. Bunlardan biri ve en önemlisi kentlerde toplumsal ayrışım ve bunun ortaya çıkardığı siyasal, etnik, kültürel ve ekonomik çatışmalardır.


Sanat İyiye Doğru Değiştirir

 

Oysaki “endüstri, toplumlarının ilerlemeleri düşün bilim ve en geniş kapsamıyla sanatın (plastik sanatlar, müzik, yazının her türü, tiyatro, fotoğraf, bilim) etkileşimiyle gerçekleşebilmiştir. Bireysel yeteneğin her boyutuyla gelişmesine olanak veren köklü ve tutarlı bir sanat eğitimi ancak topluma yaratıcılık yolunu açabilir.”


Sanat eğitimi kişinin aynı zamanda duyularının ortaya çıkıp gelişmesini sağlar. Duyuları eğitilip geliştirilmemiş kişiler çevresinde olup bitene karşı duyarsız kalır ve sosyal yaşama, bencil yaklaşımları ile zarar verir. Örnek; özensiz ve sağlıksız yapılaşma, trafik canavarlığı, çevre ve gürültü kirliliği, ortak paylaşım alanlarının gelişi güzel kullanımı, kişi haklarına saygısızlık vs.


Her mahallede açılacak mahalle evleri veya sosyal paylaşım merkezleri, gençlerin ve çocukların hayata bakış açısını değiştirecektir.


Peki, ne yapmalı?

 

Yerel yönetimler, bağımsız kanaat önderleri ve bağımsız STK’ ların devletin ekonomik destekleri ile eğitici, öğretici, sürdürülebilir ve uygulanabilir projeler üretip acilen uygulamaya koymaları gerekli.Köyünden anne babasının ekonomik kaygıları ile göç eden çocuğun veya gencin, kentin varoş tabir edilen mahallelerinde, yoksulluğu ve kültürel eksikliği siyasal, kültürel ve etnik istismara açıktır. Yani her yönden özgür düşünemez. Edilgendir. Her mahallede açılacak mahalle evleri veya sosyal paylaşım merkezleri, STK’ ların konu ve branşları dahilinde seminer, eğitim, atölye çalışmaları ve bunların sonucunda ortaya çıkacak ürünlerin sunumu, paylaşımı, bu gençlerin ve çocukların hayata bakış açılarını değiştirecektir.


Suç ve Suça Yönelim

 

“Gençlik; çocuğun, çocukluktan çıkıp, kendi ‘ben’ini keşfetmesi ile kendini gösterir. Bu geçiş döneminde gelip geçici çeşitli bunalımlar görülür. Bu dönemdeki uyumsuzluklara “özdeşleşme krizi” denilebilir. Bu durum, davranışlarında ani değişikliklere ve dolayısı ile özdeşleşme zorluğuna neden olur. Cinsiyet içgüdüsünü keşfeder ve çocuk dünyası yıkıma uğrar. En yakınındaki yetişkinlerin değer yargıları ile çatışır. Her konuda radikal davranır. Eğer sosyal yaşam alanı olumsuz etkilere açık ise suçla tanışmaya adaydır. O, ilgilerine uygun ve eğitici etkinliklere yöneltilmelidir.” Hem de çok acil.


Suç önlemede en önemli hedef, bireyin suçla tanışmasını önlemektir. Çünkü bireyin ilk suçla erken tanışması, sonraki hayatını etkilemekte ve başka suçlar da işlemesinin önüne geçilememektedir. Bireylerin suça karışmalarını önlemek için, erken yaşlarda gerekli önlemlerin alınması zaruridir. Yapılan araştırmalarda, suç örgütlerinin insan kaynağını özellikle 15–26 yaş grubundaki gençlerin oluşturduğu gözlenmektedir. Suça karışmış olan çocukların ve gençlerin rehabilitasyonu ve risk grubunda yer alan bireylerin suça karışmasının önlenmesine yönelik önlemler alınması gerekmektedir.


Yapılan araştırmalarda, suç örgütlerinin insan kaynağını özellikle 15–26 yaş grubundaki gençlerin oluşturduğu gözlenmektedir.


Adana ilinde göçten kaynaklanan sorunların çözümüne yardımcı olmak üzere özellikle göçle oluşan mahallelerde yaşayan insanların sosyal, kültürel durumlarının iyileştirilmesi; bu kişilerin sosyal uyumun sağlanması gerekmektedir. Özellikle dezavantajlı grupların (kadın, çocuk, genç ve engelli) ve il genelinin beşeri sermayesini güçlendirmek ve aynı zamanda toplumsal bütünleşme sürecine destek vermek gerekmektedir. Bu kişilerin sosyal hayata daha fazla katılmalarını sağlamayı, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler yoluyla bölgedeki kadın, çocuk, genç ve engellilerin kendilerini daha iyi ifade etmelerine katkı verme yahedeflenmelidir.


Yaşlılar ve Bedensel Engelliler

 

Yaşlılar ve bedensel engelliler için de kent yaşamında birçok zorluk ve uyumsuzluk söz konusudur. Aileler, yaşlıları ve bedensel engelli çocukları sürekli ilgiye, bakıma gereksinim duydukları için bıkkınlık, tükenmişlik duygularıyla başa çıkmaya çalışmaktadır. Sürekli stres altında olduklarından normal bir yaşam sürmekte ve sosyal yaşama uyum sağlamakta güçlük çekmektedirler. Ailelerin bu duygularla baş edebilmeleri, durumlarını kabullenip çocuklarına daha fazla yararlı olabilmeleri için seramik, resim, el becerileri, plastik sanatlar gibi sanatsal aktiviteler araç olarak kullanılabilinir..


Plastik sanatlar çalışmaları ve ailelere verilen çeşitli eğitimlerle engellilerin ve yaşlıların bireysel kimlik kazanması, başarı duygusunu tatması, güven ve cesaretinin artırılması, sosyal uyumunun sağlanması, büyük ve küçük kas becerilerinin artırılması, iyileştirilmesi, kıyaslam a ve benzetmeler yapabilmesinin sağlanması, yaratıcılık oluşumunun geliştirilmesi, estetik beğeni ve haz duygusunun geliştirilmesine yarar sağlayacaktır.


Hele bir de bu çalışmalarını ekonomik katkıya dönüştürmeleri sağlanabilirse, yaşam kaliteleri süper artacak, dolayısıyla yaşam süreleri uzayacak ve bu durum ailelerine yük olmadığı gibi (genellikle bunun tersi olduğu söylenir ama bu söylemin samimiyeti tartışılır.) mutluluk da katacaktır.

 

Nazan İpşiroğlu’nun DUYGU ALGILARININ EĞİTİMİ isimli makalesinden alınmıştır.




Sayı 9 (Temmuz - Ağustos 2012)

Bu yazı 2630 defa okundu.