Ya İçindesindir Çemberin, Ya da Dışında...

Doğru; Türkçe sözlüklerde ''gerçek, yalan olmayan'' diye görünür. Fakat her zaman ''doğru''lar bir olmayabilir. Benim doğrum, senin doğruna uymayabilir. Belki defalarca dinlersin kendini, her açıdan tartarsın düşüncelerini ve sonra bir kez daha emin olursun kendi doğrunun ''doğru'' olduğuna. Oysaki aynı anda, başka bir yerde, aynı konuda ama farklı bir sonuçta bir başkası olabilir. Ki çoğu zaman olur da...
 
İşin içinde kendimiz olunca, duygularımız genellikle mantığı kabul etmeyip tek doğruda ısrara devam edebilir. Çemberin içinde olmak, kendi düşüncelerimizi genellikle etkiler. Her düşünce doğru görünür o anda. Oysaki bu ikilemin ana karakterlerinden biri olmadığımız durumlarda daha objektifizdir aslında. O zaman düşüncelerimizi duygularla değil de salt mantıkla yönlendirmekte daha başarılıyızdır.
 
Belki de ''acaba'' ile birlikte yaşamayı alışkanlık haline getirmek lazım. Acaba ''ben'' olmasaydım işin içinde, nasıl değerlendirirdim bu durumu, demeli insan. Bu ''doğru'' dediği şeye tekrar bir bakmalı o zaman. Ve kendini çemberin dışına atmaya çalışmalı. Kendisine, dışarıdan bir göz olarak da bakabilmeli...
 
Kendi doğrundan da vazgeçmen şart değil aslında. Diğerinin de doğru olması, seninkinin doğru olmadığı anlamına gelmez hatta. Onun da doğru olduğunu bilmen, kabul etmen kafi gelecektir. Çünkü gerçek hayatta, sen izin vermezsen, yanlışlar doğruları götürmez. Diğer doğruları da görmen hatta kabullenmen senin doğrunun değerini düşürmez.
 
Şu meşhur fıkrayı herkes bilir: Hani iki kişi bir konuda muhalefete düşerler ve sonunda Nasreddin Hoca'ya giderler. Hoca bir tarafı dinler; ''haklısın'' der. Sonra karşı tarafı dinleyince ona da hak verir ve ona da ''haklısın'' der. Bu durumu gören bir izleyen ''İyi de hocam her iki tarafa da haklısın dedin. O zaman nasıl sonuca varılacak? Olmaz ki böyle'' der. Hoca döner ve ''sen de haklısın'' der. İşte bazen içinde olduğumuz durum; bu fıkradakinden pek de farklı değildir alsında. Marifet Hoca'ya gitmeden de eğrisini doğrusunu, altını üstünü, madalyonun öteki yüzünü görebilmektir. İçinde olduğu durumu iyice değerlendirebilmek, üçüncü bir göz ile objektif bir şekilde sonuca varabilmektir. Kendini, çemberin dışına atabilmektir...
 
Hatta bazen bir başkası ile de düşmen gerekmez muhalefete. İnsan zaman zaman kendisi ile de çelişir. Mesela hangimizin hayata bakışı 10 sene öncesininki ile aynı ki? Bir gün ''doğru'' diye düşündüğün, bir başka gün değişebilir. Belki de değişmeli hatta.
 
Takım tutar gibi tutmak şart mıdır her zaman? 
Hatta aynı takımı bile tutmak nedendir ki acaba?
 

Bu yazı aynı zamanda 5 Ekim 2013 tarihli Milliyet Gazetesi Güney Ekinde de yayınlanmıştır.

 




Sayı 18 (Ocak - Şubat 2014)

Bu yazı 1837 defa okundu.