Özgecan’ın Katli, Kadın Sorunu ve İnsan Postu Altındaki Mel’ûnlar


Allah adına karar veren savcı ve hakimler adaleti sağlayacaklardır. “

Şehit Özgecan’ın Babası Mehmet Aslan


Tarsus’da hunharca katledilen Özgecan’ın Babası Mehmet Aslan taziye çadırında Kanal D Haber’e şöyle konuşuyordu:

Biz kimsenin kötülüğünü istemeden yaşayan, düşmanı olmayan sıradan bir aileyiz…

Bu acı olay niçin bizim başımıza geldi, diye soruyorum…Olayın hikmetini (İlahî sebebini) anlamaya çalışıyorum. Evladım Özgecan bir masumdu. Eğer bir masumun canına kıyılması insanın insana zulmünü durdurmaya, kadınların maruz kaldığı şiddeti önlemeye hizmet edecekse, o takdirde bu olayı anlayabilir, Allah’ın rahmetine sığınır, sabır ( tevekkül ) gösteririz. “

Adaletin tecelli etmesi için ne söyleyeceksiniz? ”diye sorulduğunda ise şöyle söylüyordu:

Allah adına karar veren savcı ve hakimler adaleti sağlayacaklardır. “

……………………………………………………………………………………………………………

Mel’ûn: Tanrı tarafından lanetlenmiş olan, lanetli demektir.

Lanet ise; Tanrı'nın sevgi ve ilgisinden yoksun olmak üzere kovulmuş olmak anlamındadır.

……………………………………………………………………………………………………………


Bir Af Daha Gelir Özgecan’a Kıyan Zalim de Çıkar Hapisten

Evlat acısı ile yüreği yanan baban ürpertici bir mesaj veriyor:

Savcı ve hakimlerin Allah adına karar vererek adaleti tecelli ettireceklerine inanıyorum.”

Doğrusu bu inanca saygı duyuyor ancak paylaşmakta zorlanıyoruz. Niçin?

Çünkü tam tersine sonuçlanmış olayları anımsıyoruz. Mesela, Serpil Öğretmen ve annesine yapılanları unutmadık: Üsküdar’da bedeni bıçak darbeleriyle doğranan, gözleri oyulan ve tecavüz edilerek öldürülen Serpil Öğretmen’in katilleri “ Rahşan Affı ” ile çıkalı yıllar oldu…

Sadece onlar mı? Af yasalarıyla nice ırz düşmanı, pedofil, katil, terörist, hırsız, gaspçı sokağa –toplumun içine salıverildiler. Hükümet ile PKK arasında adına “Açılım” denilen görüşmeler devam ediyor. Yani günümüzde de ufukta bir genel af daha görünüyor…

Geçmişte de hep böyle oldu:

Kapsamı nasıl belirlenir ise belirlensin genel af bütün mahkumlara uygulanıyor.

Bu demektir ki, PKK affı çıkarsa, Özgecan’ın katili ve yardakçıları serbest kalırlar.

Soralım: “ Böyle olursa bu durum adaletin tecellisi olur mu!? “


Savcılar, Yargıçlar ve Miletvekilleri

Yargı ve Yasama, yşukarıdaki sorunun cevabını siz vereceksiniz…

İnsanlarımız, savcı ve yargıçlarınAllah adınakarar verdiğine inanıyor.

Bu inancın bu güvenin omuzlarınıza yüklediği manevi sorumluluğun farkında mısınız?..

Yurttaş, siz yargıçların, ideolojik ya da kişisel koşullanmaların etkisinde kalarak değil; Allah adına karar vermenizi ve kararlarınızla adaleti tecelli ettirmenizi bekliyor.

Allah adına karar vermek şu demektir:

Her insanın fıtratında (yaradılışında) bir vicdan tartısı vardır. Allah adına karar vermek; o tartıya hile karıştırmamak demektir; kişisel ve ideolojik şartlanmalar, ön yargılar ve kişisel çıkara dtayalı beklentiler savcıların yargıçların vicdan tartısını asla etkilememelidir.

Sayın Milletvekilleri ve Bakanlar,

Özgecan’ın acılı ailesinin seslenişi biliniz ki asıl sizedir!..

Savcı ve yargıçlar, af yasaları ile yaratılan adaletsiz sonuçlardan sorumlu değildir.

Onlar yürürlüğe koyduğunuz yasalara göre işlem yapıp karar veriyorlar.

Yurttaşlar ise yargıçların “Allah adına” karar verdiğine inanıyor. Demek oluyor ki çıkardığınız yasalar adaleti ve eşitliği hakça sağlamalıdır ki aldığınız kararlar Allah adına verilmiş gibi olabilsin...


Türkiye’nin Kadın Sorunu

Değerli okurlarım,

Özgecan cinayeti ile sergilenen vahşet, “ Fırat kenarındaki koyundan da biz sorumluyuz” diye övünenlerin yönettiği ülkede yaşandı…Ve vicdanları titreten dehşetengiz olay ile adeta pandoranın kutusu açıldı: Genç kızlar, kadınlar -ki aralarında bakanlık yapmış olan Fatma Şahin de var- taciz ediliyoruz, şiddet görüyoruz, öldürülüyoruz, korkuyoruz diyerek sokağa döküldüler…

Bu tablo bir şeylerin eksik yapıldığını gösteriyor:

  • Türkiye toplumu halen ileri çağdaş demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, eşit vatandaşlık haklarına kavuşabilmiş değil; bu, hem toplumu hem de kadınımızı olumsuz etkiliyor.

  • Günümüzde kadın halen daha aile içi ve dışı şiddetin mağduru halinde; böyle bir ülkede eşit yurttaşlıktan söz edilebilir mi?

  • Kadınlarımızın önemli bir bölüm ilkel töre vahşetinin dehşeti içinde yaşıyor ise; orada, eşit yurttaşlık da sosyal devlet de yoktur.

Eğer eşit yurttaşlık hakları kağıt üzerinde kalmasa ve sosyal devlet işlevsel olsaydı;

  • Geri kültürün baskı altında tutup eğitimini engellediği kız çocukları ve kadınlar eğitilir meslek sahibi kılınır, ekonomik özgürlüklerine kavuşturularak güçlendirilirdi.

  • Töre vahşetine ve kadına yönelen şiddete karşı etkin hukuksal ve güvenlik sağlayıcı koruma önlemleri alınırdı. Mesela, kadın sığınma evleri ağı oluşturulurdu.

  • Bu ağın gizliliği özenle korunur; çaresiz kadınlara gerçek anlamda koruma sağlayan bir sistem meydana getirilebilirdi.

 


Kadın, Fuhuş ve Uyuşturucu Kapanı

Soralım:

  • Ülkemizdeki fuhuş bataklığı kurutuldu mu?

  • Çocuk istismarı önlendi mi?

  • Uyuşturucu kullanımı ve ticareti, önlenip- marjinal boyutlara çekilebildi mi?

  • Kamuda ve siyasette rüşvet-komisyon, yolsuzluk geriletildi mi? “

  • Toplumu kemiren yoksulluk azaltılabildi mi?”

 

Yukardaki soruların hiç birinin cevabı olumlu değil.

Bu tablodan kadına da topulumun bütününe de mutluluk ve refah, barış ve huzur çıkabilir mi!? “Evet çıkar “ diyenler kendilerini de toplumu kandırıyor demektir.

 


Yoksulluk, Yolsuzluk ve Rüşvet Çürümesi

Rüşvetin yolsuzluğun kadın sorunu ile ne alakası var “ demeyiniz doğrudan ilgisi var: Çünkü rüşvet alan devlet memuru, fuhuşa da, uyuşturucuya da göz yumabiliyor.

( Elbette hepsi değil; dürüst memuru tenzih ederiz. Kirlenmiş bir azınlık yapıyor bunu…

Azınlık yapıyor ama çürütücü etkileri tüm toplumu sarabiliyor. Ve yetkili yetkisiz herkes de bunun böyle olduğunu biliyor...)

Değerli okurlarım, yoksulluk başlı başına bir felaket; başta kadınlarımız olmak üzere insanımızı, öğütüp-çürüten asıl bela budur. Bir araştırma yapılsa dehşet verici gerçek ortaya dökülecek, seks kölesi haline getirilmiş kadınları bu yola iten-düşüren ana sebebin yoksulluk olduğu görülecektir. Uyuşturucu, cehalet, korku, eğitimsizlik ve düşük ahlak gibi sebepler ise yoksulluktan sonra gelen nedenlerdir..

Türkiye’yi yöneten zihniyet bu toplumsal gerçeklerle boğuşacağına, algı yönetimi ile meşgul oluyor.

Değerleri istismar ederek sonuçalmayı tercih ediyor. Bir örnek verelim:

Bir süre önce üniversite öğrencileri - ki reşit olmuş yaştadırlar- kızlı erkekli aynı binalarda ikamet ediyorlar diye bir bardak suda fırtına koparılmıştı. Bu durumu ahlaki bir sorun varmış gibi gösterip köpürtüp -sömürenler; seks kölesi yapılıp fuhuş pazarına sürülmüş zavallı kadınlara çare-kurtarıcı olamadılar! ( Üstelik üniversite öğrencileri aynı odalarda falan kalmıyorlardı, aynı binada ayrı katlardaki ayrı odalarda ikamet ediyorlardı. )

Soralım: Gezi olaylarında “ tarih yazan” polis ve ilgili bakanlıklar;

  • Ülkemizdeki fuhuş yuvalarını dağıtıp, fuhuş pazarına genç kızları düşüren çeteleri çökertebildi mi?

  • Başörtüsü propagandasına ayrılan zaman, enerji ve para kadar fuhuş batağının kurutulmasına bütçe, kadro ayırılıp sonuç alındı mı?

  • (Altını çizelim: Başörtüsü yasağı toplumsal yaşamda değil, kamusal alandaydı. Halk serbestti. Ayrıca bu ayıplı yasağın kalkması da gayet iyi oldu. İşaret etmek istediğimiz gerçek; siyasetin sömürüye uygun olanı seçerek hareket etmesi alışkanlığıdır.)

Değerli okurlarım, yukardaki soruların cevabı kocaman bir HAYIR’dan ibarettir!

Kadına yapılan asıl zulüm başörtüsü yasağı değildir, peki nedir:

  • Maruz bırakıldığı şiddettir,

  • Fuhuşa sürükleyebilen yoksulluktur,

  • Bilinçsiz savunmasız bırakan eğitimsizlik, örgütsüzlüktür,

  • Mahrum kılındığı korumasızlıktır,

  • Orta okullara kadar giren uyuşturucu bağımlılığıdır.

  • Erkek egemen kültürün kadını geri bırakan prangayı kırmaya yanaşmamasıdır.

 


Şehit Özgecan’ın Ölümü Bir Mesajdır

Değerli okurlarımAnadolu kadının asıl sorunu işte bu ilkel anlayıştır.

Bu kültürel şartlanma kırılıp-aşılamadığı sürece kadın toplumda hakettiği yeri alamaz.

Atatürk yaptığı devrimle bunu bir ölçüde başarabilmişti. Cumhuriyet Türkiye’sinin modern kadını böyle doğmuştu. Ne var ki bu aydınlanma Anadolu’nun tamamına taşınamadı. Sonuç olarak kadın sorunumuz devam etmektedir.

Özgecan’ın sabır abidesi bilge babasının verdiği mesaj şudur:

Toplum ve Devlet Kadını Cinsel Objeden İbaret Bir Varlık Olarak Görmesin- Ülkemizin Hukuk Düzeni ve İnsanımızın Kültürü Kadını Korusun Ona Hakettiği Yeri Versin… “

Acılı aile,” ancak böyle teselli bulabiliriz” diyor.


Ey Özgecan’ın Katili ve Suç Ortakları

Herkes bir gün ölür….

Şehit Özgecan’a Allah’ın lütfu olarak verilmiş yaşam nimeti zorba ve azgın bir benliğin cinayetiyle elinden alındı. , Özgecan ölmedi; o şehit…O, Allah’ın rahmetinin kucağında ve artık cennette.

Ya sen eli kanlı katil!. Sen ve yardakçıları!…Söz artık kadavra varlıklarsınız.

Size “ hayvan!” demek hayvana hakaret olur. Çünkü hayvan beslenmek ya da savunmak için öldürür. Nefsani-şeytani arzularını tatmin için plânlayarak öldüren canlı; sizin gibi insan postu giymiş mel’ûnlar arasından çıkmaktadır.

Elbette yargı erki cezanızı verecektir.

Ve elbette Yüce Yargıç’a İlahi Adalet’e de hesap vereceksiniz; bundan kaçış yok!

O öyle bir hesaptır ki! Yazarken bile ürperiyorum…

Özgecan’a Cenabı Allah’tan rahmet sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Fevzi Acevit

Adana- Mart-2015

 




Sayı 25 (Mart - Nisan 2015)

Bu yazı 1978 defa okundu.