ORTA’NIN DOĞUSU, DOĞU’NUN ORTASI

 
Haber izleyemez olduk artık. Hiç güven telkin etmeyen ‘toplu uyuşturucu’ medya bile iç açıcı haberler veremez oldu. Ne zaman izlesek kan, ölüm, dehşet, savaş…
 
Her şey birileri bir yerlere sahip olsun diye. Bahaneler sonsuz; demokrasi götürme, haklarını arama, köklerine sahip çıkma, dinini koruma, vatanına sahip çıkma ve  niceleri. Ama temel sebep aynı; Sahip olma!.. Sanki hayat sonsuz gibi. Sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi.
 
Güzel ülkemiz de öyle stratejik bir konumda ki, tüm olaylar içimizden geçiyor. Ne batılıyız, ne doğulu. İkisinin ortasında bir yerlere sıkıştırılmışız. Bir zamanlar bir büyük adam bu gidişe son vermiş; kendi kaderini çizme hakkı tanımış. Sıfırın altındaki bir halkı, enkaz bir ülkeyi yaşanacak bir yere çevirmiş ve hatta muasır medeniyetler seviyesi yoluna sokmuş ama ömrü yetmemiş. Bir müddet bu gazla ilerlemiş ülke, az  buçuk bir yerlere gelmiş ama rahat bırakılmamış. Çünkü iki kıtayı, iki uç medeniyeti  birbirine bağlayan başka ülke yok. Kaynağı bol, toprağı verimli, dört mevsim yaşayan bir ülke üstelik; rahat bırakırlar mı hiç!
 
1930’larda başlayan hızlı ivme, gelişim, enkazdan mucize yaratma, 80 yıl sonra başaşağı inişe geçmiş, ne tuhaf değil mi?.. Zaman itibariyle daha çok gelişmemiz  gerekirken biz hızla binlerce yıl öncesine döner olmuşuz. Kültürümüz, sanatımız yok edilir olmuş. Öyle ya; Sanat sigaraya bile teşvik eden bir “pis unsur” neticede. Kültür ve sanat kitleler için iyi bir şey değil; neme lazım aydınlanır, düşünmeye falan başlarsa ya kitleler? Düşünen ve sorgulayan kitle kolay güdülemez ki!..
 
Kendi öz kültürümüz elimizden alınalı binlerce yıl olmuş. Yüzümüzü bir yöne dönmek  zorunda kalmışız. Aydınlık “Batı”ya dönmek daha makul iken biz “Doğu”nun karanlığına dalmışız. Gelişmiş ülkeler dünyayı bitirip Mars’da koloniler peşine  düşerken, biz binlerce yıl öncesinin çöl hayatına doğru güdülmekteyiz. İnsanoğlu  “demokrasi’yi nasıl daha ilerletirim”in derdindeyken biz kula kulluk edilen “imparatorluk” hayallerindeyiz. Çünkü sindiriliyoruz; kan ile, ölüm ile, iç ve dış savaş ile, sömürüyle, yasaklarla, göz altlarıyla ve hapis cezalarıyla. Kültürümüz ve sanatımız  yok edilerek bilincimiz tüketiliyor. Gücümüz tüketiliyor.
 
Ve ne zaman televizyonu, ne zaman gazeteye baksak bir felaket haberi. Ülke tamamen kan kokuyor. Ve hepimizin ellerine bulaşıyor; hiç birimiz masum değiliz!.. 
 
Çünkü alışıyoruz, kanıksıyoruz. Ölenler bizim için sadece bir istatistik. Rakamlardan ibaretler. Öyle kanıksadık ki ölümleri, ölenleri. Oysa her ölünün evine bir ateş  düşüyor, her bir ölüm, onlarca kişinin hayatını etkiliyor, bilmiyoruz. O ateş evimize sıçrayana dek de fark etmeyeceğiz…
 
Geriliyoruz, geriye gidiyoruz, alışıyoruz, öldürülüyoruz, tüketiliyoruz, yok ediliyoruz. Çünkü kültürümüze, özümüze, sanatımıza sahip çıkamıyoruz; bilincimizi yitiriyoruz. 
 
Hoşçakal güzel gezegen; bomboş geldik, bomboş gidiyoruz…
 
Edip Kuzey AKTEN



Sayı 31 (Mart - Nisan 2016)

Bu yazı 874 defa okundu.