Mistik Sırlara Yolculuk Yazı Dizisi ( 9 )

Zaman, Mekân Ve İnsan Gizemi (1)


( Tanrı’nın Şehri Kitabının Yazarı ) Aziz Augustine: “ Zaman Tanrı’nın yarattığı evrenin bir özelliğidir...”

 
Fizik Bilgini Stephen W. Hawking: “ Denilebilir ki, zaman, daha önceki zamanlar tanımlanamayacağı için, büyük patlama ile (big bang) başlamıştır. “

 
Mekân ve Zaman

 

Değerli okurlarım, 

Evren ve İnsan gizemini örten sır perdesini kaldırmaya çalıştığımızda kendimizi sorular labirentinde buluruz. Önümüze  önce, “ Mekân sırrını hangi boyutundan başlayarak ele alacağız? “ sorusu gelir... Neden? Çünkü mekân, yani evren, halen oluşmaktadır.

Ve  bu durum devam eden bir süreçtir. 

*Mekân, zaman ve insan gizemi üzerinde düşünürken önce evreni ele elmak gerekiyor. 

Çünkü  dünya boyutundan bakılarak değerlendirildiğinde evrenin başlangıcı insandan öncedir.

Evren nasıl başladı?

Evrenin yoklukta tek bir anda ortaya çıktığı biliniyor. 

Evren tek bir an içinde belirmiştir, ama, günümüzdeki boyutlarına bir anda gelmiş değildir. Evren günümüzdeki devasa boyutlarına milyarlarca yılla ifade edilen bir süreç sonucunda ulaşmıştır. Süreç devam etmektedir;  uzay, sonsuzun içinde *hızını artırarak genişliyor. 

* ( Evrenin hızını artarak genişlediğinin keşfi yenidir...)


Bilimsel tespitler, evrende yüz milyardan fazla gökadası (galaksi) olduğunu gösteriyor. 

Uzay trilyonlarca yıldız sistemi, nebulalar, gezegenler, astereoidler, kuyruklu yıldızlar, pulsarlar, karadeliklerle dolu. Evren big bang’den kalma kozmik fon ışımasıyla kaplı halde. Ve değerli okurlarım, bu sayıp döktüğümüz görünür madde miktarı, evrenin sadece % 4’ünü oluşturmaktadır.

Bir de görünmeyen evren var... Nedir o görünmeyen evren?  

Görünmeyen evren  kara madde ve karanlık enerjiden oluşuyor.

Son saydıklarımız da evreni oluşturan maddenin %96’sı demek oluyor. 

Evren genişliyor... Peki onu iten genişleten güç nedir? 

Bilim çevrelerine göre uzayın genişlemesini sağlayan güç karanlık enerjidir.  

Bir de kütle çekim gücü var. Bu gücün matematiği yapıldı. Etkileri biliniyor. 

Ancak söz konusu çekimsel güç nasıl oluyor da ortaya çıkıyor?

İşte bu sır halen çözülmüş değil.

Aslında yakın geçmişe göre evren hakkında daha çok şey bilinir oldu. 

Bir çok şeyi artık biliyoruz, bilmesine de... Bildiklerimiz  yine de mekan sırrını açıklamaya yetmiyor!

Nedir o sır?  O sır, evreni meydana getiren *enerjinin (maddenin) nereden çıktığı, nasıl görünür hale geldiği ve ne şekilde son bulacağı sorularının cevaplarıdır. 

Çağdaş bilim, henüz bu soruya doyurucu yanıtlar veremiyor.


Bilimin söyleyebildiği kadarı şudur:  Evren boşluktan (hiçlikten/ yokluktan) yaratıldı.

Big bang/büyük patlama diye adlandırılan o yaratılış (maddeyi meydana getirecek olan atom altı parçacıkların belirişi) anında olanları Joseph Silk, Evren’in Kısa Tarihi adlı eserinde şöyle anlatıyor: 

“ Büyük patlama teorisinin özü yaratılıştır. Evren, zamanın başlangıcında (sıfırında), sonsuz yoğunluktaki bir durumdan doğdu. Evreni oluşturacak olan atom altı parçacıklar boşlukta belirerek ortaya çıktılar. Evrenin bu dönemi bir atom altı parçacıklar çorbasına benzetilebilir. O yaratılış anında minicik bir zerre halinde beliren sonsuz yoğunluk sıfır hacimdeki evren  bildiğimiz fizik kuralarının  hiçbirinin geçerli olmadığı bir tekillik halidir.”

Değerli okurlarım, çağdaş bilim, daha sonraki süreçlerde atomları, molekülleri ve giderek yıldızları galaksileri oluşturacak olan atom altı parçacıkların  başlangıçta bir plazma halinde olduklarını bildiriyor... Ve bu parçacık denizi müthiş bir sıcaklığın içindedir... Çılgın bir şidddetle birbirlerine çarpmaktadırlar. 

Şu andaki ( bilimsel) teoriler, evrenin ortaya çıktığı ilk 10 üssü -43 saniyeye ulaşamıyor. Planck dönemi adı verilen bu  bilinemezlik süresinin sonu,  bilimsel teorilere göre,  zamanın başlangıcıdır.  

Yani, günümüzde algıladığımız zaman akışı, evrenin oluşumunun başlagıcı anından on üssü eksi kırküç saniye sonra başlamıştır.


Peki o on üssü eksi kırküç saniyelik zaman dilimi nedir?

Günümüz bilimi, o dönemi, tekillik hali, diye anıyor. 

Evren, o anlarda, günümüz fiziğinde geçerli olan  hiçbir kuralın geçerli olmadığı bir tekillik halin içindedir. Tekilliğin sırrı yani nasıl oluştuğu ise, henüz çözülmüş değildir. 

Tekillik halinde / tekillik ortamında zamanda yolculuk, yani, geçmişe ya da geleceğe gidebilmek mümkün olabilir. 

İngiliz Fizik Bilgini Stephen W. Hawking, karadeliklerin de tekillik ortamları olduğunu öne sürmektedir.

Joseph Silk, Evren’in Kısa Tarihi’nde maddenin oluşumu öyküsünü anlatırken; “ Hiçlikte / boşlukta ***sanal madde  ve karşı madde çiftleri olduğunu söylüyor. 

Evrenimiz, işte o,  sonsuz yoğunluk, sıfır hacim diye tanımlanan ortamdaki sanal, yani varsayımsal madde karşı madde çiftlerinin etkileşimi sonucunda ortaya çıkmış oluyor. 

Yani değerli okurlarım, fizik biliminin evrenin başlangıç dönemi için öngördüğü söz konusu tekillik hali, zamanın, mekânın ve boyutların bulunmadığı bir haldir.


*Mekân: Yazımızda mekân ile anlatılan uzay-zaman boyutudur; yani kainatın/evrenin bütünüdür; kapsamından evrende yer alan her şey vardır.

**Joseph Silk Evren’in Kısa Tarihi : TÜBİTAK Popüler bilim kitapları- Eylül 2000 

*** Sanal: Gerçekte yeri olmayıp zihinde tasarlanan, mevhum, farazi, tahminî. (BTS: Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük)


Her şey ve zaman  nasıl başladı?

 
Fizik Bilgini Stephen W. Hawking: 

“ Değişmeyen bir evrende zamanın başlangıcı evren dışı bir varlık tarafından getirilmesi gereken bir şeydir; başlangıç için fiziksel bir gereklilik yoktur. Tanrı’nın evreni geçmişte, sözcüğün tam anlamıyla, istediği bir anda yarattığına inanılabilir. Eğer evren genişliyorsa, zamanın başlangıcı için fiziksel nedenler olabilir. Genişleyen bir evren bir yaratıcının varlığını dışlamıyor ama onun bu işi yaptığı zamana ilişkin sınırlamalar getiriyor...”
Değerli okurlarım, günümüzde evrenin nasıl ve ne kadar zaman önce başladığı yaklaşık olarak biliniyor:  Evren, 13,7 milyar yıl kadar önce hiçlikte belirerek ortaya çıktı.

Evrenin belirdiği o ana çağdaş bilim insanları big bang/ büyük patlama adını verdiler.

Ne var ki, bu bilgi tek başına yetmiyor.

Çünkü “ Başlangıçtan önce ne vardı? “ sorusu yerli yerinde duruyor. 

Oysa her inanç ve düşünceden insanın cevabını aradığı soru budur. 

Çağdaş bilim, bu soruya, labaratuvarda ölçüp biçip deneyimlediği “kanıtlanmış bilgidir  “ etiketi koyabildiği bir kesin cevabı henüz verebilmiş değil. 

Peki, bu konuda hiç mi cevap yok? 

Ortada günümüz biliminin yapabildiği bir açıklama görünmüyor. 

Bilim çevreleri evren, boşluktan (hiçlikten) ortaya çıktı, diyor orada duruyorlar. 

“ Evren nasıl var oldu? ” sorusunun cevabını ancak İlahî vahy kaynaklarından öğrenebiliyoruz. Kutsal beyanlar, evrenin ve  mahlukatın yaratılışı hakkında geniş bilgi veriyor. 

 

Hiçlikte Var Oluş


Değerli okurlarım, 

Big bang anı öncesindeki ortam neydi, nasıldı? 

Bilim kaynakları o ortamı,  hiçlik / mutlak yokluk  durumu, şeklinde izah ediyorlar. 

O öyle bir ortamdır ki, orada hiç bir şey ve hiç bir boyut söz konusu değildir; ne zaman, ne de madde ( yani mekân) vardır.

Bu, çağdaş bilimin de kabul edip  öne sürdüğü bir realitedir.  

Bu tespit üzerinde, ( yani; evren yoklukta belirmeden önceki durum hakkında) çağdaş bilim ile vahy kaynaklı tebligat ( Tevrat, İncil, Zebur, Kur’an) benzer cevabı vererek aynı noktada buluşuyorlar.


Çağdaş bilim  ne söylüyor:

 
Çağdaş bilimin ne söylediğini ünlü bir fizik bilgininin sözlerinden alıntı yaparak aktaralım: 

Bir konferans sırasında  Stephen W. Hawking, evrenin hiçlikte belirerek ortaya çıktığını anlattıktan sonra sözlerini şu cümlelerle tamamlıyor:  

* “ Big bangdan önce ne vardı, diye sorarsanız bir Tanrı fikrini konuşmamız gerekir “ 

Hawking, big bang diye adlandırılan an’da beliren ve günümüzün devasa boyutlarındaki evrenini oluşturacak olan *enerjinin / maddenin nereden geldiğini, nasıl ortaya çıktığını söyleyemiyor. Yalnız o değil, hiç bir başka bilim insanı da bu konuda somut herhangi bir bilgi veremiyorlar. Çağdaş bilim, “ Evren big bang anında ortaya çıkt - zaman big bang ile başladı”  diyor ve konuya noktayı koyuyor. 

 

Kutsal metinler neler söylüyor:

 
Kur’an, Allah’ın yaratma kudreti ile ilgili olarak, Cenabı Hakk’ın, " OL! " diye buyurmasının yeterli olduğunu bildirir... Ve bunun Allah için çok kolay olduğunu haber verir.

Demek oluyor ki, alemlerin cevheri, Cenabı Allah’ın kudreti ve yaratma iradesisidir. 

O, hiçlikte varlığın, bir noktacık ( kozmik tohum) halinde belirerek var olmasını murat etmiş “OL “ diye buyurmuştur; evreni oluşturacak olan cevher bir zerrecik halinde hiçlikte ( yoklukta/boşlukta) belirivermiştir.
Böylece, “ Big bang anından önce ne vardı? “ sorusunun cevabını kutsal kaynaklardan öğrenmiş oluyoruz: Evren’in yaratıldığı ( OL’duğu) andan önce Tanrı’dan başka hiç bir şey yoktu; evren ve zaman, Tanrı’nın yaratma iradesiyle birlikte var olup birlikte başladılar.


Değerli okurlarım, görüldüğü üzere çağdaş bilimin tespitleri ile İlahi vahyin bildirdikleri birleşiyor:  

Bilim, zaman  ve mekân (uzay-zaman boyutu) big bang anında başladı ondan önce zaman da mekân da (evren) yoktu, diyor. 

İlahi Vahy kaynakları da aynı gerçeği bildiriyor. (Yazımızın devamında bu konu hakkındaki bilgiler ayet mealleriyle aktarılacaktır.)

 

Değerli okurlarım, bu bölüme girerken “ Her şey nasıl başladı? “ diye sormuştuk.

Her şey işte böyle başlamış; bir anda ve aniden... O başlangıç anının ilk saliseleri içerisinde; görkemli büyüklüklerin evrenini meydana getirecek  enerji / madde,  mutlak yokluk içinde belirerek varlıklar alemini başlatmış. 

O andan bu yana zaman ve mekân (evren), uzayın derinlikleri içinde, galaksileri yıldızları gezegenleri ve diğer gök cisimlerini meydana getirerek birlikte akıyorlar.

 

* Mekân: a. (mekânı) 1. Yer, bulunulan yer. 2. Ev, yurt. 3. gök b. esk. Uzay. – BTS

** Bkz, S.Hawking Zamanın Kısa Tarihi ve Ceviz Kabuğundaki Evren, Karadelikler ve Bebek Evrenler adlı eserleri

*** Albert Einstein, maddenin enerjinin katı hali olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla big bang anında evrenimizi oluşturacak olan sonsuz küçüklük ve sonsuz yoğunluktaki kozmik tohumu, bir  enerji zerresi, şeklinde anabiliriz.

**** Madde-Enerji: Değerli okurlarım yazımızın akışı içerisinde bazen madde bazen de enerji diyoruz;  maddenin, enerjinin katı hali olduğunu ünlü bilgin Albert Einstein ortaya koymuştur. Enerji dendiğinde maddeyi, madde dendiğinde de enerjiyi anlayabiliriz.


Başlangıç ve son arasında

 
Değerli okurlarım, kainattaki her şeyin bir başlangıcı ve bir de sonu vardır.

Bu gerçeği bize çağdaş bilimin verileri, gzlerimiz önünde devam eden yaşam döngüsü ve İlahi vahy pınarından akan haberlerle verilen bilgiler  söylüyor ve gösteriyor: 

Çağdaş fizik evrenin big bang anı’nda, hiçlikte, sıfır hacim sonsuz yoğunluktaki bir noktacık halinde belirerek başladığını ve yoluna genişleyerek devam ettiğini bildiriyor. Kısa süre önce  de bilim adamları evrenin geçmişe göre daha hızlı genişlediğini tespit ettiler.

Bu tespit yeni bir gizemi daha ortaya çıkarıyor:  “ Ne oldu da evrenin genişleme hızı arttı? ”

Bilimsel öngörülere göre genişlemesini sağlayan güç tükendiğinde evrenin sonu, ya *donarak ya da *büzülerek gelecek.

 

İlahi Vahy kaynaklı haberlerde de evrenin OL’uşu ve sonu hakkında çağdaş bilimin verileriyle örtüşen bir süreç anlatılmaktadır: 

Kur’an’da evrenin “ OL “ emri ile bir anda  (Allah ‘OL!’ diye buyurdu, oldu) yaratıldığı, başlangıçta (yaratıldığı ilk an’da) yekpare gaz bulutu (duman) halinde olduğu, sonra ayrılarak (gezegenleri yıldızları galaksileri oluşturarak) genişlediği; sonunda, herşeyin yok olacağı (nihai kıyamet), geriye Cenabı Allah’ın yüzünden başka hiç bir şeyin kalmayacağı hususları ayetlerle haber veriliyor. 

Yüce Kur’an bize, Sonsuz ve Sınırsız Olan’ın yalnızca Allah olduğunu bildiriyor.

(Bakınız, Kuran’ı Kerim;   Fussilet Suresi 11, Yasin Suresi 82, Zariyat Suresi 47, Enbiya Suresi 30 ve 104, Zümer Suresi, 67 ayektleri ...)


Zümer Suresi, 67 ‘de şöyle buyruluyor: 

“ Allah’ı gereğince değerlendiremediler. Oysaki kıyamet günü, yeryüzü tamamen O’nun avucundadır; gökler O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır...”


“ Evren nasıl var oldu? “

 
Evren, zamanı ve mekânı kapsayan bir bütündür.  

Maddesel kainat, adına evren dediğimiz devasa büyüklükleri ve zerreler aleminin boyutlarını ifade eder.  Modern bilimin kanıtladığı Big-Bang ( Büyük Patlama) kuramı, evrenin oluşunu  (mekånın ve zamanın yaratıldığı / belirdiği / başladığı anı) anlatır. 

Anlama serüvenimizin geldiği  bu noktada  cevabını aramamız gereken soru şudur: 

Soru: “ Big-bang anı öncesinde ne vardı? 

Cevap: “ Büyük patlama / Big-bang anı’ndan önce yaratılmış hiç bir şey yoktu. Sadece Cenabı Allah’ın yüzü vardı.”

Soru: “ Hiç bir şeyin olmadığı ortam nedir, nasıldır? “

Cevap: “ O ortamı ille de bir ad koyarak ifade etmek gerekirse, big-bang anı öncesinde hiçlik/ mutlak yokluk söz konusuydu, denilebilir...Evren, işte o hiçlikte belirdi, genişleyerek yoluna (ömrüne)  devam ediyor...”

Soru: Evren kaç yaşındadır? 

Cevap: Çağdaş bilimin verilerine göre big-bang’den bu yana 13,7 milyar yıl geçmiş bulunuyor... 

 

Güneş Sistemi, Dünya ve Samanyolu’nun Kısa Öyküsü: 

 
Yaşam ortamımız olan Dünya Gezegeni, Güneş Sistemi içindedir. 

Güneş orta boy bir yıldızdır. Güneş ve gezegenleri Samanyolu Gökadası içindeki yüz milyar sistemden sadece biridir. Güneş Sistemi Samanyolu’nun merkezinden uzaklardadır.  Uçta bir yerdedir. Dünya 4.6, Güneş 5 milyar yaşındadır.

Çağdaş bilim Güneş’in (yaklaşık) 5 milyar yıl kadar daha ömrü olduğunu bildiriyor.

Yıldızların yaşları hidrojen ve helyum yaktılarının ne zaman tükeneceği dikkate alınarak hesaplanıyor.

Yakıtı biten yıldızlar, ya merkezlerine çökerek birer karadelik oluşturuyorlar; ya, yakıtlarını tüketip beyaz cüce haline geliyorlar, ya da nötron yıldızı haline gelip patlıyorlar, sonlarına böyle ulaşıyorlar.

 

“ Dünya’nın ne kadar ömrü kaldı? “ derseniz; Gezegenimizin kaderi ona hayat veren yıldıza bağımlı... Güneş sönmeye başladığında Dünya da sona giden bir sürece girecek. dünya önce alt üst olacak... Sonra, kavrularak enkâz haline gelecek. Nihayetinde de,  beyaz cüce haline gelmiş Güneş çevresinde dönen bir kütle halini alacaktır.

Görüldüğü üzere Güneş sisteminde yaşanacak kıyametin kopacağı tarih (yaklaşık olarak) bellidir; 5  ya da en fazla 6 milyar yıl sonra Güneş’in nükleer yakıtı bitecektir. Güneş’in çöküş sürecine girmesiyle sistemin içindeki Dünya ve diğer gezegenler, astereoidler vs de çökerek ve kavrularak birer enkaz halini alacaklardır.  Anlattığımız kıyamet, bölgeseldir; Güneş Sistemi ile sınırlıdır. 

Güneş Sistemi’nde bunlar olurken Samanyolu Gökadası  ve diğer gök cisimleri sonsuzluğun içinde zaman nehrinin koynunda yollarına kendi akıbetlerine doğru devam etmektedirler. 

Peki, Samanyolu’nun da bir ömrü var mıdır? 

Samanyolu, evrendeki sayısı yüz milyarı aşan galaksilerden yalnızca biridir, merkezindeki karadeliğin çevresinde dönmektedir... Ve elbette onun sonu da gelecektir. 

Gökadaları/galaksiler çökerek ya da karadeliklerin gizemli derinliklerinde kaybolarak ömürlerini tamamlıyorlar. Biliyorsunuz karadelikler (blackholes) muazzam çekim gücüne sahip oluyorlar...Karadelikler, olay ufku diye tanımlanan çekim bölgelerine giren her cismi, galaksileri bile, yutabiliyorlar.


Evren’in de bir  sonu var mı?

 

Değerli okurlarım, bir yıldız sisteminin ya da gökadasının devreden çıkması evrenin genel düzeni içinde sıradan olaydır. Bir galaksi devreden çıkarken belkide onlarca yenisi oluşmakta evren içindeki döngüye katılmaktadır. 

Görüldüğü üzere gezegenler, yıldızlar, gökadaları ömürlerini tamamlarken, kainat, yeni gezegenler, yıldızlar, galaksiler oluşturarak sonsuzluğun içindeki yolculuğuna devam etmektedir. 

Yani evren sonsuz mudur? 

Hayır, evrenin de bir sonu vardır.

Evren’in sonu hakkında bilim çevrelerinin ortaya koydukları iki senaryo var: 

Ya evren geriye kapanmadan sürekli genişleyecek ve ısı ölümüyle Büyük Donma (Big Chill) süreci yaşanacaktır. Bu senaryoya göre evren çekim gücü etkisiyle sürekli genişliyor, ısı ölümü denilen sona ulaşarak donuyor.

Ya da  evrenin genişlemesi belli bir seviyeye geldikten sonra çekim gücü genişlemeyi durdurup geriye kapanmayı başlatacak, böylece Büyük Çöküş (Big Crunch) yaşanacaktır. Bu senaryoda evren, genişlemesini sağlayan enerjinin azalması (ya da tükenmesi) ile büzülmeye başlıyor, böylece big bang anına başladığı noktaya dönerek Büyük Çöküşü yaşıyor ve son buluyor.

 

Çağdaş bilimin bulguları kainatın akıbeti hakkında bize bunları bildiriyor.

Bilimin ortaya koyduğu bilgiler bu kadarla sınırlı mıdır? 

Hayır, başka  kuramsal öngörüler de var. Mesela “ Paralel evrenler “ olabilir deniliyor. 

Ancak bunların hepsi halen tahmin... Kanıtlanmış bilgi değil. 

Evreni meydana getiren maddenin nereden çıktığı bile henüz tamamen belirlenip anlaşılabilmiş değil.  

Bilinen kadarı şudur: Görülebilen madde, evren’in sadece % 4’ünü teşkil ediyor.  Geriye kalan % 96 ise şöyle açıklanıyor: 

Evren’in %21’i kara madde, %75’i de karanlık enerjiden oluşuyor.

Değerli okurlarım bilimsel verilerin ortaya koyduğu öykü böyle... 

Peki kutsal beyanlar (İlahi vahy) kainatın var oluşunu  nasıl anlatıyor:


İlahi Vahye Göre Evren nasıl oluştu


Değerli okurlarım Yüce Kur’an ve Kutsal Kitap (Tevrat, Zebur, İncil,‘den oluşan Eski ve Yeni Ahit)  evrenin yaratılışını, çağdaş bilimle neredeyse bire bir örtüşen şekilde haber vermektedir. Ayetlere gidelim İlahi vahyin haberleri kainatın zamanın ve insanın yaratılışını nasıl anlatıyor birlikte görelim:


Kur’an- Bakara Suresi 117. ayet: 

“ O  (Allah)  bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ‘ OL ‘ der, o da hemen oluverir. “ 

(Hiçlikte / mutlak yoklukta evren minicik bir nokta halinde belirerek yaratılıyor...Zaman evren işte o belirme anı ile başlıyor...)


Fussilet Suresi 11. Ayet: 

“ Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: ‘ İsteyerek veya istemeyerek gelin! Dedi. İkisi de ‘İsteyerek geldik’ dediler. “


Zariyat Suresi 47. Ayet:  

“ Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz. “

(Bir noktacık halinde yoklukta beliren evren, başlangıçta, yekpare bir gaz bulutu halindedir... Genişleyerek birleşip ayrışarak  evreni ortaya çıkaracak olan noktacık halindeki kozmik tohumun içinde müthiş bir sıcaklık vardır... Ve akıl almaz bir devinim  hüküm sürmektedir. O ortamda kozmik bir çorba halinde bulunan atom altı parçıcıklar çılgın bir hızla birbirleriyle çarpışmakta saliseler içinde birleşerek-ayrılarak atomları molekülleri yani evreni meydana getirecek olan maddeyi oluşturmaktadır...Ve duman halindeki evren her geçen salise genişlemektedir.)


Kur’an Enbiya Suresi 30. Ayet: 

“İnkar edenler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. “

(Başlangıçta yekpare ve duman/gaz halinde olan evren genişlemesini sürdürüyor, süreç içerisinde birleşen atomlar gezegenleri, yıldızları ve galaksileri oluşturmaya başlıyor...)


A’raf suresi 54. Ayet: 

“ Sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde (evrede) yaratan,  sonra tahtına kurulup gündüzü, onu durmadan kovalayan gece ile örten; güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna baş eğdiren Allah’tır. İyi bilin, yaratma ve buyruk O’na aittir. Alemlerin Rabbi Allah yücedir. “ 
(Gökler ve yer altı evrede/ altı devirde tamamlanan bir süreçte oluşuyor, süreç içerisinde birbirlerinden ayrılıyorlar;  artık uzay, gezegenler, yıldızlar ve galaksiler vardır, zaman boyutuyla birlikte sonsuzun içinde akmaktadırlar...)


Ahkaf Suresi 3.Ayet: 

“ Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak bir gayeyle ve belirli bir süre için yarattık; inkâr edenler uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler. “


Enbiya Suresi, 16. Ayet: 

“ Biz göğü ve yeri oyun olsun diye yaratmadık.”
(Değerli okurlarım, varlığın bir gayesi vardır. O gayeyi gerçekleştirmeyi (emaneti) insan yüklenmiştir. Gökler, yer, zaman, insan ve diğer yaratıklar İlahi muradı yerine getirmek için yaratılmışlardır... Ve hiç bir varlık önemsiz değildir. Hiç bir varlık, her şeyi yaratan ve gören Tanrı’nın uzağında değildir.) 


Değerli okurlarım Kur’an’ı Kerim ayetlerinin verdiği haberleri paylaştık. Şimdi de bir başka İlah Vahy kaynağına Kutsal Kitap’a gidelim... Zaman-mekan ve insanın yaratılışı hakkında hangi bilgiler verilmiş birlikte görelim:
Tevrat - Tekvin Bab 1-1 : “ Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı. “

1-2 : “ Yer  boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.

1-3 :  “ Tanrı, ‘ Işık olsun! ’ diye buyurdu ve ışık oldu.

1 - 4 :  “ Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.

1 - 5 : “ Işığa ‘ Gündüz’ karanlığa ‘ Gece’ adını verdi. Akşam oldu sabah oldu ve ilk gün oluştu.”

1-6 : Tanrı, ‘ suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın ‘ diye buyurdu.

1-7 : “ Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.

1-8: “ Kubbeye ‘ Gök ‘ adını verdi...”

1-9 : “ Tanrı, ‘ Göğün altındaki sular toplansın, kuru toprak görünsün ‘ diye buyurdu ve öyle oldu.”

1-10 : “ Kuru alana ‘ Kara ‘ toplanan sulara ‘deniz ‘ adını verdi.


Değerli okurlarım, zaman ve mekânın nasıl başladığını nasıl OL’duklarını hem çağdaş bilimin verdiği bilgilere giderek hem de İlah Vahy pınarından  aldığımız haberleri görerek paylaşmaya çalıştık.

Sorular, yanıtlandıkça çoğalır. 

Mesela, “ Evren salt maddeden üç boyuttan mı  ibaret midir? “ diye sorabiliriz.

Hayır, yukarda da ifade ettiğimiz üzere bir de 4. Boyut, yani zaman vardır.

Konumuz olan gizemin boyutları mekân ve zamanla da sınırlı değildir; bir de insan vardır. 

O insan ki, gizemlerin gizemi olan bir varlıktır. 

Cenabı Allah nasip ederse Altın Şehir Adana Dergisi’nin gelecek sayısında, “ Zaman Sırrı ve İnsan Gizemi “ konusuna devam edeceğiz. Hem bilimsel kaynaklardan hem de İlahi vahyin verilerinden derleyeceğeimiz bilgileri paylaşacağız, yorumları aktaracağız. 

Hoşçakalınız,  esen olunuz.




Sayı 15 (Temmuz - Ağustos) 2013

Bu yazı 2543 defa okundu.