KÜNCÜ GÖNENİ

Orhan Kemal’in “Küçük Adamın Romanı” dizisi Baba Evi, Avare Yıllar ve Cemile adlı üç romandan oluşur. Orhan Kemal’in yazarlık serüveninin de ilk taşlarından olan bu romanlar otobiyografik karakterdedir. Dizinin son kitabı Cemile, usta bir roman yazarı olacak Orhan Kemal’i müjdeleyen ilk romandır belki de. Kâtip Necati ile Boşnak kızı Cemile’nin aşkını anlatan romanda, mekân Adana’dır. Mahalleleri, kavgaları, küfürleri, pamuğu, işçisi, kebabı ve insanıyla Adana. Cemile’de Adana’ya özgü bir başka renk ise dildir. Adanalının sözcükleri, cümleleri, deyimleri…

İşte o deyimlerden biri olan “küncü göneni” Cemile’de karşıma çıktığında daha önce de bu deyimle karşılaştığımı hatırladım. Aynı deyim, Reşat Enis’in yine Adana’da geçen Toprak Kokusu romanında da yer alıyor. İki romanda da deyimin altını çizmiştim ve anlamını bilmiyordum. Reşat Enis, bu deyimin geçtiği ilk yerde ne anlama geldiğini de açıklıyor.

İsterseniz önce Orhan Kemal’in bu deyimi nasıl kullandığına bakalım.

Cemile’de Kâtip Necati’nin sevdiği Boşnak kızı Cemile’nin peşinde olan Deveci Çopur Halil, bir kebapçıda yanına gelen Karakız’la selamlaşırken aralarında şöyle bir diyalog geçer:

“Selam, sabah, hoşbeşten sonra Deveci Çopur Halil:

‘E, ne var ne yok bakalım!’

‘Sağlığın vallaha kardaş.’

‘Keyifler gıcır mı?’

‘E… Küncü göneni.’

Evet. Karakız, “küncü göneni” der ve sohbete devam eder. Burada küncü göneni deyimi ile ne kastedildiği, eğer anlamını daha önceden bilmiyorsanız tam olarak anlaşılmaz.

Reşat Enis ise Toprak Kokusu’nda aynı deyimi açıklaması ile verir. Roman kişilerinden Boyalısakal, Muhacir Osman Dayı ile karşılaştığında hâl hatır sorarlarken karşımıza çıkar “küncü göneni”.

“Yarım Hacı Hasan Ağadan ters bir cevap almak korkusu, şehirde ve yollarda geçen günün yorgunluğu içinde dizleri bükülen Boyalısakal; tatlı konuşan bu ihtiyarın yanıbaşında sinirlerini yatıştırmak ihtiyacını duydu. Peykede bir dizini dikip sırtını kerpiç duvara vererek çubuğunu tüttüren Osman Dayının yanına yaklaştı; hasıra adeta çöktü.

Selâmünaleyküm!

Ve aleykümselâm… Buyur, Mehmet Ağa… Nasılsın bakalım?

Küncü göneni, Dayı…

Osman Dayı burada rutubete gönen, susama küncü denildiğini öğrenmişti. Küncü göneni… Yani susamı bitirecek derecede rutubet… İnce kabuklu susamı toprağın altında bitirivermek için bir damlacık rutubet bile kâfi… Boyalısakal: ‘Ölümle dirim arasında yuvarlanıyorum, sözüm ona yaşıyoruz!’ demek istiyor”.

Küncü göneni, Çukurova yöresine ait bir deyim. Adana’da geçen romanlardan anlıyoruz ki yakın zamanlara kadar da halk arasında hâl hatır sorulurken yaygın olarak kullanılmış. Çukurova yöresinde günlük dile yerleşmiş bu deyim için sözlüklerde bir karşılık bulamadım. Ömer Asım Aksoy’da, TDK’nın Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü ile Derleme Sözlüğü’nde “küncü göneni” yer almıyor.

Sözlü kültürümüzde bu deyimin kökeni ile ilgili insanımız acaba ne biliyor diye etrafımda küçük bir sözlü araştırma yapınca özellikle kırsal kesimde, Adana’nın bazı köylerinde bu deyimin anlamının unutulmadığını gördüm. Öğretmen arkadaşlarımdan Süleyman Kavuncuoğlu, Ceyhan İlçesi’nin Mustafabeyli kasabasından. Bu deyimin anlamının Ceyhan’ın birçok köyünde bilindiğini söyledi ve küncü göneni ile ilgili şu bilgileri aktardı:

“Adana’nın Ceyhan İlçesi’nin belirgin tarımsal bitkilerindendi küncü! Su istemez, fazla bakım istemez, zor doğa koşullarına dayanıklı bir bitki… O kadar ki yabani sayabilirsiniz. Sulu ve hızlı tarıma geçiş ile birlikte küncü de fazla ekilmez oldu Çukurova’da.

Dil yozlaşmasından küncü de payını alarak, zaten fazla ekilmediğinden de unutulduğu için artık ona susam denilir oldu.

Küncü, çok kuru veya aşırı nemli olmayan tavlanmış toprağa ekilir. Yani küncünün çimlenmesi için toprağın kuru sayılmayacak kadar en az seviyede nemli olması yeterlidir. Küçük olduğu için ekimi elenmiş toprak (genelde köstebek toprağı) ile karıştırılarak yapılır. Bitkilerin çimlenebileceği toprak durumuna gönen denir Çukurova’da. Birçok bitki tohumu aşırı nemli toprağa ihtiyaç duyar fakat küncü en az seviye nemde tavını bulur. Uygunluk hali budur. Bu kıvamdaki toprağa küncü göneni denir. Doğayı kendisine rehber edinen Çukurova’nın Ceyhan İlçesi Mustafabeyli Kasabası Halkı da kendi hayatını küncü ile özdeşleştirmiş ve “küncü göneni” deyimini üretmiştir.

Küncü göneni deyimi; ‘durumum, halim henüz en olumsuz durumda değil, hayata tutunabiliyorum’ demektir.”

Adana’nın kültür zenginliğinin önemli parçalarından biri de söz varlığıdır. Bu zenginliğin unutulmasına izin vermemeli ve yeni kuşaklara aktarmalıyız.




Sayı 15 (Temmuz - Ağustos) 2013

Bu yazı 3152 defa okundu.