Gilindire - Aynalıgöl Mağarası'na Gerçeküstü Yolculuk

Korsan hikayelerini kim sevmez? Ben çok severim, çünkü okuyarak büyüyen bir çocuktum.   "Kaptan Grant'ın Çocukları", "Hazine Adası", "15 Yaşında Bir Kaptan" gibi pek çok klasik sayesinde gizemli diyarlara yolculuk yapabildim.  Korsanların hazinelerini içinde göl olan gizemli mağaralara sakladıklarını okur, o define sandığını kardeşimle çocukluğumuzda gittiğimiz tatil yerlerindeki kayaların arasında arar dururduk.   
 
Define sandığını bulamadık ama nereden bilelim mücevherler, altınlar, gümüşler ışıl ışıl duvarlarında asılı duran mağara, aslında çok da uzağımızda değilmiş.

 
Bir atmosfer bu kadar büyüleyici olabilir mi? Gerçek anlamda büyülendim. Hani neredeyse bu ihtişam, bu güzellik ve zenginlik karşısında bayılıp kendimden geçeceğim. Bu mağarada çok değerli hazineler var.
 
Adeta masalsı bir yer. Mağaranın içerisinde görülmemiş şekillerle ve renklerle figürler var. Öpüşen, sarılıp uzanan mağara insanları, hayvan figürleri, meryem ana, hatta kötü kalpli cadı bile var. İnanmazsanız fotoğrafını çektim, görebilirsiniz. Bu mağara doğanın mucizelerine tanık ettirecek güzellikte.

 
Hazineler zaten gizlidir. Ama bütün hazineler de aslında keşfedilmek için saklanmıştır. Böyle gizlenen bir hazineye ulaşmak ise tamamen tesadüflere bağlıdır. Rivayete göre bir kirpiyi takip eden çoban, kirpinin bir oyuğun içine girdiğini görür, sonra bu oyuğun tabiat harikası bir mağaraya çıktığını fark eder.
 
Eğer masalları seviyor ve seyahat tutkunuz varsa Gilindire-Aynalıgöl Mağarasına mutlaka gitmelisiniz. Bu mağarada yapacağınız gezinti sizi Yüzüklerin Efendisi filminde hissettirmezse, başka hiç bir şey hissettiremez. 

 
İsmini Aydıncık’ın mitolojik ismi Kelenderis’den almış. Bu görkemli yapıyı kara tarafından farketmeniz imkansız. Önceden sadece  eşsiz güzellikteki  koydan 50 metre kadar  sarp kayalara tırmanarak ulaşmak mümkünmüş.  Şimdilerde Aydıncık-Silifke Karayolu'nun yaklaşık 10. kilometresinden denize doğru  3 km.'lik bir yol açılmış ve mağara girişine kadar inen demir merdivenler yapılmış. Hatta bu demir yapı mağaranın içinde de devam ediyor ve sonunda bulunan göle kesintisiz gidiyor.
 
Göl, hem de yarısı tatlı yarısı tuzlu suya sahip, bir akıntı olmadığı için ayna gibi yansıma yapan turkuaz renginde bir göl. Bu nedenle halk arasında mağaranın adı Aynalıgöl olarak bilinmektedir. 18 x 140 m ölçülerindeki gölün derinliği 47 metre. Su üstündeki oluşumlar su altında da devam etmekte.  Tavanın yansıması nedeniyle ilk önce gölü görmekte çok zorlandım, yanına gidene kadar yüzeyin nerede başladığını anlayamadım. 



 
Çektiğim fotoğraflar bir cadı masalından değil, mistik havası ile görenleri büyüleyen bir doğa harikasını çektim, gerçeküstü resimlere benziyor. Manzara gerçekten doğanın yaptığı dev bir anıt gibi.
 
Uzunluğu 555 metre, genişliği ise 100 metre olan mağara içinde yürürken ne kadar büyük olduğunu yolun sonuna geldiğinizde anlıyorsunuz. İçi her türden damlataş oluşumları ile kaplı. Dev boyutta sütunlar, sarkıtlar, dikitler, akma taşlar, mağara iğnesi var ve bu oluşumlar mağarayı çok sayıda salon ve odaya ayırmış.

 
Tek ve eşsiz kabul edilmesi nedeniyle Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından tabiat anıtı ilan edilerek koruma altına alınmış.
 
Bir santimetresinin yüzlerce yılda oluştuğu düşünülürse, boyları 35 metreyi bulan bu sarkıt ve dikitler kimbilir dünyanın hangi oluşum dönemlerini aşıp günümüze ulaşmış.
 
Dünyada bu zenginliğin küçücük parçasıyla gurur duyan ülkeleri gördükçe imrenmeden geçemiyorum.
 



Sayı 23 (Kasım - Aralık 2014)

Bu yazı 4164 defa okundu.