FUTBOL VE SİNEMA

Günümüz  insanının  yaşamında görsel ve kitlesel şovları arasında vazgeçilmez yer tutan iki olgu futbol ve sinemadır.   Futbol da sinema da hemen hemen aynı tarihlerde doğup büyümüştür. Bu iki dev endüstri çok çeşitli açılardan birbirlerine çok benzerdir. Futbolun teknik direktörü ve yardımcıları ne ise, filmlerin de yönetmenleri ve asistanları odur. İkisinde de oyuncular vardır. Futboldaki taktik, sinemada yönetmenlerin üslupları yaratıcılıkları olarak karşılık bulur. Birinin devre arası, diğerinin antrakt’ıdır. Bu benzerlikler çoğaltılabilir. Stanley Kubrick, futbol ve sinemanın benzerliği konusunda: “Filmlerin çoğu futbol maçlarına benzer. Bir genel taktik vardır. Ama oyuncuların düştüğü yer ve oyuncuların o anda bulundukları noktalar, eğer kullanabilirseniz, daha iyi oynamanızı sağlar.” demiştir.  

Futbol ve sinema ilişkisi, aslında ‘futbol ve yaşam’ ilişkisinden pek de farklı değildir. İnsanoğlunun yeryüzü yolculuğundaki neredeyse tüm güçlü duyguları beyazperdede ya da yeşil sahalarda yaşanabilir: büyük acılar, sevinçler, dayanışma, ihanet, korku… Bu yüzden futbol ve sinemanın iç içe girmemesi düşünülemez.    Hayatın her alanında karşımıza çıkabilecek engelleri geçmek için verdiğiniz mücadeleye benzer bir mücadele verilir  yeşil sahalarda. Kuşkusuz verilen bu mücadelenin birçok unsuru vardır. Futbolcusundan antrenörüne, yöneticisinden taraftarına, hakeminden malzemecisine bu konuya hiç itibar etmeyenine kadar herkesi ilgilendirir futbol. Sinemanın hayatı taklit ettiği gerçeğinden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz rahatlıkla: Futbolun yaşattıklarını da taklit ediyor yedinci sanat ve çoğunlukla ‘can acıtıcı’ sonuçlara ulaşarak.

Açıklama: http://media.sinematurk.com/film/e/b3/96f2c8fea987/6190_2.jpg                                       Açıklama: http://www.tersninja.com/wp-content/uploads/2008/05/daralan.jpg

Futbol, bizim için önemlidir. Merakla beklenen bir futbol maçı olduğunda sokaklar boşalır, galibiyetin ardından ise saat kaç olursa olsun taraftarlarla dolar. Tanışmalarda; ne iş yaparsın, nerelisin gibi belirleyici bir sorudur, hangi takımı tutuyorsun... Futbol genellikle bizde fanatizmle eş değer durumdadır. O  yüzden futbolla tutkulu aşklar birbirine çok benzer. Bir kıza aşık olmakla bir takıma aşık olmak “bu maçı alacağız başka yolu yok” demekle “bu kızı alacağım başkasına yar etmem” demek arasında bir fark yoktur. Öte yandan, memleketin her halinin yansımasını bulduğumuz sinema yeteri kadar hakkını vermemiş gibidir bizim futbol merakımızın. Halbuki insanı anlatmak ve anlamak için önemli bir araçtır futbol. Sinemanın futbolla imtihanına baktığımızda, gerçek hayattaki futbol kadar heyecan verici sonuçlarla karşılaşmadığımızı baştan kabul edelim.

Açıklama: http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2010/07/escapeSMALL.jpg    

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, dünya üzerindeki en popüler spor olan futbolun yıldızı, en popüler eğlencelerden biri olan sinemayla pek barışık olmamıştır. Sinemacılar nedense futbola pek sıcak bakmamışlardır. Gerçi futbolun tarihine bakıldığında sinematografik olarak  birçok önemli futbol yıldızının hayat hikayesi, futbolun politikaya paralel giden hikayesi, tarihi değiştirebilecek maçları, teknik direktörlerin  başarı veya başarısızlık öyküsü, taraftarlarının  hikayesi, dünyanın en büyük kulübü Real Madrid, Barcelona, vs. veya  Vefa gibi İstanbul’un  semt takımlarının bir tanesinin hikayesi gibi bir çok malzeme vardır. Şüphesiz Hollywood sinemacıları gibi Türk sinemacıları da futbola tamamen kayıtsız kalmış  değildir. Yeşilçam döneminde futbolun öne çıktığı filmlerimiz vardır.  Son yıllarda öne çıkan futbol filmleri ve hatta belgesellerimiz bile vardır. Fakat bu filmler futbolla olan ilişkimize dair çok fazla şey anlatmaz. Yeşilçam döneminde futbol, arka mahalledeki yetenekli çocuğun rüyasıdır. Futbolcu olmak yırtmaktır, köşeyi dönmektir. İlginçtir, futbolculara karşı bir önyargı da vardır. Futbolcular, parayı bulunca sapıtan, gece hayatına kayınca futbol aşkından uzaklaşan dejenere yıldızlar gibi karşımıza getirilir. Bu konuda birde kitap yazmış  eleştirmen Tunca Arslan’ın dediği gibi, “Sinemacılarımızın futbola olan uzaklığı biraz da ticari kaygılardandır. Hangi takıma odaklansanız, diğer takımların taraftarlarını kaybedersiniz. Üstelik bir takıma odaklanmış olmanız o takımın taraftarından ilgi göreceğiniz anlamına gelmez. Yine de Yeşilçam döneminde içinden futbol geçen filmlere rastlıyoruz. Bunlar daha çok komedi türünde ve filmlerde futbolcuların hayatına esprili bir şekilde bakılıyor.” 


             

 


Dünya sinemasının  duayeni olan Hollywood sineması belki de Amerikan toplumunun futbola biraz yabancı olmasından kaynaklanan bir durumdan dolayı  futbola kendi sporları gibi sıcak bakmadıkları için dünyanın en önemli, en endüstriyel sporu olan futbola hak ettiği değeri veremediler.  Belki futbol maçları sahnelerinin çekimlerinin zor olması, belki futbola dair yaşanan olayların çabuk unutulması; futbolun sürekli değişken dinamiklerinin bulunması ya da futbolun sürekli her alanda konuşulması sinemacılara gereken ilhamı vermedi. Futbol dünyasında filmlere konu olabilecek birçok alt hikaye olmasına rağmen, bugüne kadar bütün başarılı futbol filmleri futbolcuları anlatan filmlerdi ve bu çoğu hikayede gerçek kişiliklerin değil kurmaca karakterlerin hikayeleri idi. Kuşkusuz dünyadaki çoğu insan televizyonda beyzbol maçına rastlarsa direkt kanalı değiştirir ama hangimiz en az bir beyzbol filminde duygulanmadık ki. Belki Amerikalılar kendi sıkıcı sporlarını çok allayıp pulluyorlar. Ya da spora bakış açıları takım olgusundan çok bireysel atletler olduğundan filmlerine de kolay hikâye üretiyorlar ama dünyanın geri kalan futbolu seven ve yaşayan ülkeleri ise kolay kolay futbol hikayeleri bulamıyorlar. Kim bilir belki de futbol olgusuna tarafsız bakamadıklarındandır. Öte yandan şöyle bir ‘saptama’ yapmak daha  doğru olabilir: Hollywood, futbola ilgi gösterme konusunda oldukça ‘utangaç’ bir tavır sergiliyor. Futbol filmi çekmenin ticari gerekçelerini henüz oturtamadıkları için olsa gerek, bu alt türe yakın durmayı düşünmüyorlar pek. Bunun temel gerekçesi ise, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi futbolları (Amerikan futbolu) dışındaki bir futbola kucak açmadaki kararsızlıkları. Aslında son dönemlerde Avrupa futbolunu benimseme yolunda hızlı adımlar atıyorlar, ama hâlâ yeterli yolu kat ettiklerini söylenemez. Yine de önümüzdeki yıllar  içinde Hollywood’un futbol gerçeğini kabullenip;  beyzbola, Amerikan futboluna, boksa ve basketbola yaklaştığı kadar futbola da yaklaşabilir...

Futbol ve sinema ilişkisinin ipuçlarını vermeye çalıştığımız bu yazının nihayetinde geldiğimiz nokta, bizi çok da ‘tatmin edici’ kulvarlara savurmadı doğrusu. Türk sinemasının futbolla olan maçının iyi olduğu söylenemez. Hollywood’un ‘çekimser’ kaldığı bir alt türün zenginleşmesini yalnızca Avrupalı sinemacılardan beklemek de zor gibi görünüyor. Ama şunu söyleyebiliriz: Yakın dönemde Amerikan sineması da Amerikan kamuoyu gibi futbolu keşfedecek ve onun hayatla bağını beyazperdeye yansıtma çabası içine girecek...
 

 




Sayı 31 (Mart - Nisan 2016)

Bu yazı 1411 defa okundu.