Futbol ve Medya: Hatice mi? Netice mi?

Eskiden maç yorumları veya naklen yayınları  radyodan olurdu.  Spikerler maçı anlatırken müthiş bir heyecan kasırgası estirirler  ve süratlerine ne top ne de oyuncular yetişebilirdi. Baş döndürücü bir hızla, seyredilenle pek de alakası olmayan bir maç anlatırlardı. Tribünlere giden bir top kale direğini yalamış gibi olurdu veya kalecilerin top gelmediği için piknik yaptığı durumlarda bile her an kalede gol olabileceğini işitebilirdiniz. Günümüze göre bunlar masum yorumlardı. Televizyonun maçları naklen yayınlamaları ve arkasından onlarca kanalda başlayan yorum saatleri yorumcuları artık birer  futbol ideologu haline getirmiştir. Bu ideologların tarzı derinliği olmayan bir  bilgi ve saldırgan edayla yaptıkları yorumlardır. Üstelik bu yorumları sadece gerçekleri söyleme adına yaptıklarını söylemektedirler. Bizde futbol yorumcularının çoğu jübilesini yaptıktan sonra  veya hakemliği bıraktıktan sonra  herhangi bir çaba harcamadan gerçekleştirebileceği  bir durumdur.  Futbolcunun yorumculuğu için kelimeleri iyi seçmesi, futbolu iyi okuması gerekli bilgi birikime sahip olması gerekli değildir. Biraz çirkef olsun, ağzı laf yapsın, her daim kendini polemiğin içinde bulsun yeter. Türkiye’de futbol yorumculuğu böyle işliyor. Bir derbide kırmızı kartlık yada penaltı pozisyonunun sabaha kadar tartışılması ayrı bir yetenek istiyor.

 
Futbol yorumcularının bilinçsiz yığınların içindeki canavarı kışkırtmaya çalışmaları futbolumuz adına tehlikeli bir oyundur. Televizyonlardaki futbol tartışma programlarında genellikle kararın neden  verildiği değil, kararın kendisi tartışılır. Şiddet, sadece eylem içindeki saldırganlık değildir. Futbol medyasının yaptığı düşünsel bir şiddettir. Yorumcuların artık maçlardan sıkılıp oyuncuların özel yaşamlarını konu etmeleri  ve onlara hakarete kadar varan konuşulanların yorum olarak kabul edilmesi bu şiddetin bir parçasıdır.   
 
Medya veya yorumcuların en sık yaptıkları hatalardan biri de sezon içerisinde veya sezon bitmeden  oyuncuların veya teknik direktörlerin yetersiz olduklarını sürekli yazarak bir sürü yeni oyuncu listesi hazırlamalarıdır. Eğer sezonu kötü geçiren bir büyük takımsa medya tarafından daha sezon bitmeden futbolcuların çoğu gönderilir yerlerine yenisi alınır. 
 
Futbola söylenen kitleleri aptallaştırdığı sözünü aslında medya içinde rahatlıkla söyleyebiliriz. Medya kitleleri aptallaştırmaktadır. Spor, Platon'un belirttiği gibi insanları eğiten önemli bir alandır. Aslında medya insanlar için spordan daha fazla  bir eğitim alanıdır.  Ancak burada önemli olan insanları eğitecek olan programların, yazıların veya kitapların azlığıdır. Bunun da ötesinde medyanın kendisi iktidar konumuna geldiğinde veya medya kendisini iktidar olarak gördüğünde bazı gerçekleri yazmaz, yazamaz, yansıtamaz veya çarpıtarak konuşur veya yazar. Medya günümüzde insanları bir yere kadar eğitir, akılları o noktada dondurur, daha ileri akıllıları aptallaştıracak noktaya getirebilir. Bunun anlamak için maçlardan sonra yapılan spor programlarına yarım saat bakmak yeterlidir. 
 
Tanıl Bora'nın dediği gibi futbolda sadece “Hatice'ye değil, neticeye bakılıyor”. Oysa ki  futbol lezzetini zenginleştirmek, futbola olan ilgiyi golden, skordan ve “geçirmek”ten  ibaret olmaktan çıkarmayı gerektiriyor. Has futbolseverliğin yolu, sırf neticeye değil Hatice'ye de bakmaktan, netice kadar Hatice'yi de önemsemekten  geçiyor. 
 
Günümüzde medya artık futbolu veya sorunu anlatmıyor. Artık onu yönetiyor duruma gelmiştir. Büyük yayın tekelleri, artık maçların hangi saatlerde yayınlanacağına, hangi takımın öne çıkarılıp, hangisinin geri çekileceğine, hangi durumlarda hangi takımın başarılı olması gerektiğine kendi ekonomik veya rant durumlarına göre karar veriyorlar.  Yalnızca her şeyin daha çok para kazanmaya yönelik olması tüm bu çirkinliklerin her geçen gün artmasına neden olmaktadır. 
 



Sayı 23 (Kasım - Aralık 2014)

Bu yazı 1944 defa okundu.