Doğadaki İzler İşaretler - Kainat Kitabından Sayfalar (1)

1. Doğadaki İzler İşaretler 
(Kainat Kitabından Sayfalar  (1)
 
 “ Tabiatı tanımak 
Allah’ın davranışını tanımaktır “
Muhammed İkbal 
 
2. Yıldızlar Doğarken
 
Güneş ufkun derinlerine inerken bir başka alem doğar gecenin içinden.
Göğün lacivert atlası üzerinde yıldızlar ışımaya başlar. 
İnsanlar bu görkemli görünümle her akşam buluşur. 
İnsanla gök birbirlerine yakındır... 
Öylesine yakındırlar ki...
İnsanlar çağlardır yıldızları gözlemektedir. 
Yıldız kümelerini akrep, yengeç diye isimlendiren insandır. 
Yıldızlarla bir tür ruhani ilişki kurmuş başına gelecekleri yıldızlardan öğrenmeye 
çalışmışlardır. *Kayan yıldızların ölen insanların ruhları olduğuna inanmışlardır. 
*(Değerli okurlarım, aslında kayan yıldız yoktur: Göktaşları atmosfere girdiklerinde
yanarak düşer böylece yıldız kayıyor görüntüsü verirler).
Görüldüğü üzere uzaydaki ışık yılları ile ölçülen devasa uzaklıklar insan için engel oluşturmuyor: İnsan, mânevi özüyle düşünce gücüyle göklere uzanıyor yıldızlara 
galaksilere ulaşıyor. Bu böyledir, çünkü; kâinatta hiçbir şey, zerreden küreye, 
birbirinden habersiz ve ayrı değildir...
 
3. Kâinat Kitabı
 
 
Kâinat, sözlüklerde, evren diye açıklanıyor. 
Evren (sözlüklere göre) gök varlıklarının bütünüdür. 
İnsan için ise kâinat, görebildiği var olduğunu düşündüğü her şeydir. 
Kur’an’a göre kainat ve insan, izler işaretler taşıyan birer kitaptır. 
Kur’an ayetlerinde dikkatler gökcisimlerine çekilir. 
Bitkilere, hayvanlara ve doğal yaşama işaret edilir. 
Doğadaki her bir unsurun nice ibretler taşıyan birer âyet (iz, işaret, belirti, delil) 
olduğu bildirilir ve: İnsan ve Kâinat kitaplarını oku öğüdü verilir.
Kur’an, ayetlerini, doğal yaşamdan örnekler vererek açıklar. 
Bu misallerden biri de arıdır:
 
4. Arı ve Yaşam Döngüsü
 
“Arılar kaybolduğunda kıyameti bekleyiniz.”
Albert Einstein
Albert Einstein
 
Nahl Suresi, 12:
 (Allah)  “Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı sizin emrinize vermiştir. 
Yıldızlar da O’nun emriyle bir hizmete boyun eğmiştir. 
Bütün bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır. “
 
Kavram Bilgileri:
Ayet: Arap dilinde iz, işaret, belirti, delil anlamlarına gelmektedir. 
Kur’an, ayeti, mucize anlamında da kullanıyor. Kur’an terminolojisine göre âyet; insanı Allah’a kılavuzlayan, ona Allah’a gidişinde iz ve işâretleri gösteren her şey demektir.
İbret ise; bir olaydan çıkarılan göz açıcı, uyarıcı ders anlamlarındadır; öğreticidir
 
5.Arının Hayatın Devamındaki Rolü
 
 
Nahl suresinde arının yaşamı anlatılır... 
Nahl, 68:  Rabbin, balarısına şöyle vahyetti:
‘Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da... “ 
Nahl, 69:Sonra meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul ‘ 
Onun karıncıklarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için bunda kesin bir mucize var.  
Ayetlerden öğrenir anlarız ki; arının çiçek çiçek dolaşıp, nektar toplaması... 
Bal ve kovan yapması onun fıtratına vahiy edilmiştir. 
Peki, fıtratına vahiy etmek ne demektir? 
Arı nektar toplamayı bal ve kovan üretmeyi doğuştan biliyor demektir. 
Biz insanlar arının doğuştan sahip olduğu bilgiye; meleke ya da içgüdü der geçeriz.
O o içgüdüsel yeteneğin nasıl olup ta var olduğu üzerinde pek düşünmeyiz. 
Oysa, asıl düşünülüp ibret çıkarılması gereken iz, işaret budur.
Arının fıtratına vahiy edilen bir programdır bir sistemdir. Arı, yaradılışına konmuş o doğal sistemi nasıl işleteceğini kendiliğinden bilir.Ve bu hiç kuşkusuz bir yaratılış mucizesidir.
 
6. Bitkilerin Aşk Mevsimi
 
 
Arının yaşam döngüsüne sağladığı katkı bal toplamaktan ibaret değildir. 
Bahar doğal yaşamın üreme çağıdır, bitkilerin aşk mevsimidir. 
Rüzgarlar ve çiçek çiçek dolaşıp nektar toplayan arılar  bahar aylarında polenleri taşırlar. 
Farklı bitkilerdeki erkek ve dişi polenler bu şekilde buluşup yaşamı döllerler.
Ayrı düşmüş polenler, bu yolla çiftleşip ürün verirler. 
Tanrı dileseydi, dişi ve erkek polenleri aynı ağaç ya da çiçekte buluştururdu: 
Cenabı Hak yarattığı her varlığa, hayat sahnesinde, yaşam döngüsünün devamına 
Hizmet edecek görev ve sorumluluklar belirlemiş. 
Bu böyledir çünkü Kur’an söylüyor. 
Tabiat ayetleri de bunu uygulamalı olarak gösteriyor. 
Düşününüz...
Eğer doğadaki düzen böyle işliyor olmasaydı...
Ağaçlar çiçeklenmez polenler döllenmez bitkiler ürün vermezlerdi.
Meyvasız, sebzesiz ,tahılsız, bakliyatsız kalıverirdik yeryüzü toprağı üzerinde. 
*    *    *
Yaşam mucizedir...
Ve yaşam, doğal varlıkların işbirliğiyle ortaya çıkmaktadır. 
Bitkiler ve hayvanlar ve gökcisimleri olmasaydı, yaşam olabilir miydi?
Güneş parlamasaydı fotosentez olmazdı dolayısıyla yaşam da olmazdı. 
 
Albert Einstein’ın, “ Arılar kaybolursa kıyameti bekleyiniz” uyarısı
Işte bu yaşamsal gerçeğe dikkat çekiyor:
 
Canlı varlıkların her biri yaşamın vazgeçilemez unsurlarıdır. 
Hepsi de yaşam döngüsüne katkı koyarlar.
Hayvanlar zararlı değil yararlıdır. 
Onlar güç kazanmak servet biriktirmek için öldürmez. 
Yaşamak için avlanır savunmak için öldürürler. 
Güç  ve  servet sahibi olmak için öldüren insandır. 
 
7. Yeryüzü Sofrası ve Canlı Yaşam
 
 
Arı ile insan yaşamı arasındaki benzerlik dikkat çekici. 
Yaratıcı Kudret arıya buyuruyor: 
“Dağlardan ağaçlardan çardaklardan evler edin... 
Sonra meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul"
Arı da aynen öyle yapıyor: Rabbine teslim olmuş halde yaşıyor. 
Sahip kılındığı içgüdüsel düzene uyuyor. 
Çiçekleri dolaşıyor, polenleri taşıyor, hayatın devamına hizmet ediyor. 
Ürettiği bal ile hem gıda hem de şifa dağıtıyor. 
İnsan da tıpkı arı gibidir; yeryüzü üzerinde evler edinerek yaşar.
Beslenmek ihtiyacındadır; doğadan gıdalanır. İnsanın arıdan farkı, 
arının insiyaki olarak yaptığını bilinçli olarak yapıyor olmasıdır. 
*   *   *
İnsan, doğadan besleniyor demiştik:
Cenabı Hak, Yeryüzü sofrasını bereketlerle donatmış. 
Bu sofrada yaşam için gereken her şey mevcut. 
İnsandan beklenen çalışıp, üretip, hakederek o sofradan nimetlenmesidir.
İhtiyaçtan fazla olanı da yoksullarla paylaşmasıdır.
Nimetleri lütfeden Allah’a şükretmesidir.  
İlahî Takdir’in dünya hayatı için takdir ettiği düzen budur. 
Dünya, insan için eğitim ve sınav yeridir: 
Servet sahipleri, paylaşabilme, sabır ve özveri gösterme sınavına tabidir.
Fedakârlık (özveri) gösterir, rikkatli davranır (başkalarının acılarını kendisininmiş gibi hisseder) yardımlaşarak yaşarsa tekâmül eder, bilge insan mertebesine varırlar. 
Yoksullar ise; dünya yaşamının çileleriyle eğitilirler, sabır ile sınanırlar, 
bu şekilde öğrenip tekâmül ederler, isyan etmeden bunları başarırlarsa,
bilge insan mertebesine varırlar.
Bir taraf (servet sahipleri); şımarıp azmayacak...
Öteki taraf (yoksullar); isyan edip yoldan çıkmayacaktır. 
Tersine davrananlar kayıptadır. 
*    *    *
Kur’an buyrukları evrenseldir tüm zamanları kuşatır.
Arıya yöneltilen İlahî buyruk insan içindir de... 
İnsanlar Allah’ın bildirdiği sınırların içinde kalarak yaşarlarsa; 
Boyun bükerek Rablerinin yoluna koyulmuş olurlar. 
Arı ve benzeri yaratıklar bunu içgüdüsel olarak yerine getirirler. 
Onlarda insandaki gibi nefsani istekler yoktur; ihtiyaçlar vardır.
Onlar insan gibi nefsin yoldan çıkarıcı etkileri altında değildir. 
İinsan öyle mi?..
İnsanda azgın bir nefs vardır; bıkmadan ister, doymak bilmez... 
Güce tukundur. Servet ve refah peşindedir. Şehvetin batağına kolayca düşebilir.
İnsandan istenen işte bu nefsani-şehvani arzularını dizginleyebilmesidir.
Bunu bilinçli tercihler yaparak yerine getirmesidir. Niçin?
Çünkü insan akıl, irade, vicdan, duyuş ve görüş sahibi kılınmıştır. 
Tercih yapma hakkı vardır dolayısıyla da yaptıklarından sorumludur. 
*   *   *
Değerli Okurlarım
Görüldüğü üzere doğal yaşam öğretici. 
Bir tek arı örneğinden neler öğrendik değil mi?
 
8.  Bilim ve Kâinat 
 
“ Yaratan Rabbinin adıyla oku! ”
(Kur’an; Alak Suresi, 1)
 
Evreni, uzayzamanı, gökcisimlerini ve yıldızları incelemek. 
Varlıkların doğal yapılarını çözümleyip anlamak. 
Uzayzamanın örtüsü altındaki maddeyi tanımak.
Ve hayatın anlamını sorgulamak... 
Bütün bunlar, Kâinat ve İnsan kitaplarının okunmasıdır.
İnsan gözlem yaparken okur. Düşünürken okur. 
Öğrenip anlamanın başka yolu da yoktur. 
Kur’an’da oku diye buyurulmasının ilahî sebebi (hikmeti) işte budur:
Alak Suresi:  1: “ Yaratan Rabbinin adıyla oku! 2:“ İnsanı embriyodan / ilişip yapışan bir sudan/ sevgi ve ilgiden yarattı.” 3: “Oku! Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir.” 
4: “ O’dur kalemle öğreten.” 5: “ İnsana bilmediğini öğretti” 
Şimdi mistik düşünürler kaînatı nasıl anlatıyor görelim:
 
9. “Kâinatın Yeniden Doğuş Hülyası “
 
“ Kur’an’ın tanıttığı kâinat, kalıp halinde, 
Hareketsiz ve değişmez,
 Her işi olup-bitmiş bir kâinat değildir.
 Onun tâ iç benliğinde 
Bir yeniden doğuş hülyası gizlidir.“ (1) 
(Muhammed İkbal)
 
Muhammed İkbal
 
Muhammed İkbal kâinatı şöyle anlatıyor:
“Bizim gözümüzü bir eşya yığını gibi dolduran kâinat bir boşluğu dolduran donuk bir madde kütlesi değil, bir fiildir. Kâinat bir olaylar yapısıdır, sistemli bir davranış tarzıdır ve bu sıfatla Yaratıcı Kudret’e nazaran organiktir. Bu yüzden, insan için yaşayış tarzı ne ise Yaratıcı Kudret için fıtrat odur; Kur’an’da belirtildiği vechile *‘sünnetulah’dır. 
Sünnetullah ileri hareketi esnasında belirli bir noktada sonludur; fakat ona nispetle organik olan ego, yaratıcı olduğundan çoğalmaya müsaittir ve neticede sonsuzdur. 
(Onun) Sonsuzluğu kendi bünyesinde gizlidir. 
O halde tabiatı, sürekli olarak açılıp gelişen ve daha mükemmele giderek 
büyümesinde hiçbir dış sınır bulunmayan bir organizma olarak düşünmek gerekir. 
Onun biricik sınırı içtedir; yani, bütünü canlandırıp besleyen varlığın özü 
sonsuz benliktir. Kur’an’ın ifadesi ile ‘son nokta varış Rabb’edir.’ (Necm s, 42)
O halde tabiatı tanımak Allah’ın davranışını tanımaktır.
Tabiatı inceler ve seyrederken Yaratıcı Kudret’le bir tür yakınlık aramaktayız. 
Bu ise duanın başka bir şeklidir. Yaratıcı Kudret noktasından başlangıcı ve sonu olan 
belirli bir olay anlamında yaratış mevcut değildir.” (2) – “İkbal; Reconstruction, 68, 73-82”
 
(Sünnetullah:  Bir fiil halinde olmakta olan varlığa Kur’an ‘Sünnetullah ‘ 
(Allah’ın tavır ve tarzı) diyor). 
 
10. Varlık ve Oluş
“ Varlık Allah’ın sürekli zuhur 
ve yaratışından ibarettir. 
“Y.N.Öztürk
 
Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 
Yaratış ve oluşun esası nedir?
 
İlahiyat Profesörü Y.N.Öztürk soruyu şöyle cevaplıyor:
“Kur’an’a göre: durmadan yenilenen yaratılış vardır. 
Yaratış ve oluşta ise tekerrür yoktur” (Rahman, 29).
 
“ Varlık Allah’ın sürekli zuhur ve yaratışından ibarettir. 
Varlık her an ölmekte ve olmakta; asla aynı kalmamaktadır. “
 
“ Bu, varlığın Allah’a bakan yüzüdür. Bu yüzde, tekerrür yoktur.
Varlığın bize bakan yüzü ise sebeplere bağlıdır; aynı sebep sonuç kanunları 
ile kayıtlıdır. “- (4) –“Öztürk, a g e, 44”
 
“ Ne aynı şartlar vardır ne de aynı olay. Her şeyden önce, bütün şartların ve olayların 
bir boyutu olan zaman sürekli değişmektedir.” 
(5) “Öztürk; a g e,  45 “ 
 
11. Her Nefeste Varolan Dünya
 
“ Ömür Akan Bir Nehir Gibi 
Her An Yenilenmektedir”
Mevlâna C.Rumî
Mevlana Celaleddin Rumi
 
Bu noktada soralım: 
“ Mademki gerçek budur, yani; hiç bir şey aynı kalmıyor, yaratış ve oluş sürekli yenilenerek devam ediyor; biz insanlar niçin olayları sebep-sonuç zinciri halinde algılıyoruz? “
 
Bu soruya Mevlâna C. Rumî’nin Cevabı Şöyle: 
“ Dünya ve içindekiler her nefeste yeniden varolmaktadır; ancak varlıktaki bu sürekli yenilenişten biz (insanlar) haberdar olamıyoruz. Ömür akan bir nehir gibi hep yenilenmekte, fakat bize ceset şeklinde görünen oluş hep aynı sanılmaktadır. “
 
Aynı soruyu Muhammed İkbal şöyle cevaplamış: 
 
“ Sen ve ben hayat ırmağının dalgalarıyız. 
Bu kâinat her nefeste başka bir âlem olmaktadır. 
Yollar da yolcular gibi sefer halinde. Her yerde bir sefer biter bitmez, bir yerleşme beliriyor. 
Kervan, deve, çöl ve hurma ağacı...Bütün bu gördüklerin hep yolculuk derdinden inlemektedir.“ – (6) “ İkbal; Cavidname, 216 
“ İkbal’in söyleyişinde oluş, bir yoktan ortaya çıkış değil, bir beliriş ve zuhûrdur; (çıkış, fışkırış) olarak telakki edilmektedir. 
 
Kevn/ Oluş Nedir:
Oluş anlamını veren kevn, İslâm literatüründe bir şeyin kuvveden/düşünceden 
fiile çıkması olarak tanımlanmıştır. 
Kevnin karşıtı fesaddır ki, oluşun durması demektir. 
Bu da, bir şeyin fiilden düşünceye çekilmesi şeklinde tanımlanıyor. 
 
Demek oluyor ki oluşun devam hali bir çıkış ve zuhur, duruşu ise bir bekleyiş ve saklanmadır. Yoktan olan veya yok hale gelecek bir “şey” mevcut değildir. 
(Şey: Nesne anlamındadır)
 Oluşun sözlük anlamları şöyledir: 1. Olma işi, vuku:  2. Oluşma, teşekkül, tekevvün Felsefede ise oluş, bir durumdan öteki duruma geçişi anlatıyor.  
*    *    *
Değerli okurlarım Muhammed İkbal, “Yollar da yolcular gibi sefer halinde “ diyor. 
Yolcular seferde oluyorlar, tamam... 
Peki yollar nasıl sefer halindedir?
İşte bu sorunun cevaplarını, başlıklı yazımızda arayacağız hoşçakalınız sevgi ve sağlıkla olunuz.
 
.......................
 
Kısaltmalar ve Bilgi Alınan Kaynaklar
 
BTS : Büyük Türkçe Sözlük
KAL: Kubbealtı Lugat
FS   : Felsefe Sözlüğü
OS  : Osmanlıca Sözlük
 
(1)  - İkbal; Reconstruction, 26
(2)  – İkbal; Reconstruction, 68, 73-82”
(3)  - Y. N. Öztürk; Din ve Fıtrat, 43
(4)  –  Öztürk, a g e, 44
(5)  -  Öztürk; a g e, 45 
(6)  -  İkbal; Cavidname, 216. 
(7)  - Ayetler: Y.N. Öztürk; Kur’an Meali
 



Sayı 33 (Temmuz - Ağustos 2016)

Bu yazı 2093 defa okundu.