Cumhuriyet’i Afişleyen Adam “İhap Hulusi”


etemÖnemli güzel yazı ustası Etem Çalışkan (Berdani), 113. doğum günü nedeniyle Kınalıada’da heykeli dikilen İhap Hulusi’yi anma töreninden dönerken duygularını şöyle dile getirdi:

İhap Hulusi’yi, Kınalıada’da Adalılarla ve 113 yıllık yaşıyla kendisi ile başbaşa bırakıp, hilal kanatlı martılarla İstanbul’a dönerken Berdani’den bir dörtlük geldi elime:

“Yumarım gözlerimi.Seyrederim alemi.Yüce Tanrı’m düşürme, Ellerimden kalemi...”

Birden, sisler içinde İstanbul’a yaklaşırken, 60 yıl önce beni kanatlarına alıp, Berdan Irmağı’nın yanındaki köyümden İstanbul’a getiren Baykuş geldi yanıma. Aldı beni kanatlarına, Toroslardan aşırdı. Çukurova’ya, köyüme, ilkokulumun kapısına bıraktı. 75 yıl öncesine... İlk gün, ilk ders. Kitabım “Alfabe” önümde. Kapağında başöğretmenimiz Atatürk, manevi kızı küçük Ülkü’ye okuma-yazma öğretiyor. Kapağın yukarısında “Alfabe” yazısı.

 

Ankara Kalesi’nin üstünde, kocaman. Bir de sol alt köşede tepe üstü bir üçgen... Kapaktaki üçgen kapağı çizen ressamın imzası imiş meğer. Şehirlerde, kasabalarda, köylerde, meydanlarda, kahvelerde, sokak duvarlarında göre göre öğrendim.

 

Sonra sonra onların, o resimlerin ve resimle birleşen yazıların “afiş” olduğunu öğrendim. Afişlerin, bir olayı veya bir şeyi tanıtım amacıyla yapıldığını, ticaret amaçlı yapıldığını, ayrıca halk hizmetleri olduğunu da öğrendim. Tayyare Cemiyeti, Türk Hava Kurumu, Hilal-i Ahmer, Kızılay, Sağlık Konuları, Yerli Mallar, Ekonomi, Umut, Tayyare Piyangosu, Milli Piyango, Bankalar, Para, Tarım, Yatırım, Bayram...

 

Evet evet, say say bitmez İhap Hulusi üstadın, “Cumhuriyeti Afişleyen Adam” ın hizmetleri... Zengin fakir, hangi çocuğun belleğinde yoktur kumbara? Yetmiş yıldan daha ötededir bende, belleğimdeki o sevimli kumbaralar için söylenmiş olan şu iki dize var . Hiç kumbaram olmadı, bu dizeler oldu benim.

“Her gün en az yüz para Yutuyor bu kumbara.”

 

 

İlk Dersimde İlk Kitabım Olan Alfabe’nin Kapağında İki Büyük: Atatürk ve İhap Hulusi

 

O günün para birimi, 1 kuruş 40 para, yüz para da iki buçuk kuruş. 1 kuruş, günlük harçlıktı çocuk için. Ama hergün beş kuruş harçlık alan çocuk, yüz parasını kumbarasına atabilirdi. Güler yüzlü, kınalı benekli yapıncak, çocukluğundaki kumbara sevgisini, para biriktirme alışkanlığını anlattı. Dedesi, babasına bir yılbaşı Milli Piyango bileti almış. Çekilişte, babasının biletine para çıkmış. Güler yüzlü, kınalı benekli kızına babası bir bankadan kumbara almış. Kınalı Yapıncak da, hergün veya zaman zaman kumbarasına para atmış. Biriktirmiş biriktirmiş ve o biriktirdiği parayla üniversitede okumuş. İhap Hulusi, herkese faydalı olmuş. “Cumhuriyeti Afişleyen Adam”ın kumbarası olmuş mu, paracıkları büyümüş mü banka hesaplarında? Yok, yok, yok... Çünkü; o, bir sanatçı, bir artist. Hem de büyük, en büyük...

Yıl 1980

Geçti bahar ayları,

Sonuna geldik yazın.

Güzeller dudağında İzi kaldı kirazın.

 



etemeeŞık, Şık, Şık... Çizgi Güzeli Bir Avrupalı Adam

 


Berdani kendi kendine söylenirken bizler, Emin Barın hocanın başkanlığında İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde Atatürk’ün 100. doğum yılı amblemi seçimi için toplandık. Amblem yarışmasına katılan çalışmaların değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, Emin Barın hocam, Namık Bayık ve ben İhap Hulusi’ye gittik. Gayrettepe’de oturuyordu. Barın Hoca ile komşu idi. Kapısındaki sürgülü ahşap kutunun evdedir yazısı açıktı. Alfabe’mde 75 yıl önce gördüğüm müselles imza ile, 45 yıl sonra karşılaştım. Yusuf Ziya Ortaç’ın dediği gibi, “şık, şık, şık, çizgi güzeli bir Avrupalı adam”. “Müsellesten Üçgene”, “Cumhuriyeti Afişleyen Adam” la o günden itibaren hemen hemen her hafta evinde ziyaretine giderdim. Bazen araya bir-iki hafta girince telefonla arar; “Yarın kahvaltıya bekliyorum.” diyerek nazik bir çağrıda bulunurdu. Delişmen bahar aylarının başladığı günlerin 27 Kasım’ı, yıl 1986... Sabahleyin üstadın, kadife sesli güzel eşi Naşide Hanım’ın soğuk, buz gibi sesi, bahçemizdeki erik ağacının çiçeklerini de ürpertti. “ Etem Bey, neredesiniz bir aydır ? “ hep “Etem Bey’i bulun bana.” diye söylendi. İhaaap...

Gerisini söylemeyin, hemen geliyorum, dedim. Arkadaşım Aşık Veysel’in dizeleri dökülür dilimden böyle anlarda.

“İki kapılı bir handayım

Gidiyorum gündüz gece...”

 

Ve Yusuf Ziya Ortaç anlatıyor İhap Hulusi’yi:“Postacı, büyük, karton sertliğinde bir zarf getirdi. Zarftaki pullardan anladım Almanya’dan geldiğini. İçinden bir karikatür çıktı zarfın. Ama, bildiğimiz karikatürlerden değil, resim karikatür... Alışmadığımız görmediğimiz bir sanat işi. Altında imza bile başka türlü: Bir üçgen ve eski harflerle İhap Hulusi.

Eski harflerle dedim, çünkü sene 1923... Aradan birkaç ay geçmişti ancak. Büromuza bir genç geldi. Ama ne genç! Uzun boylu, şık, şık, şık. Çizgi güzeli bir Avrupalı adam...

Eserlerini, Akbaba’da yayınlamaya başladığı yıl, Galatasaray Lisesi’nde açılan sergide de hayranlıkla seyrettik. Bütün İstanbul bu yeni imzanın önünde duruyordu. Duranlar arasında son halife ressam Mecit Efendi de vardı. İbrahim Çallıların, Şevket Dağların arasında bu başka adamı ilgi ile izlemiş, sormuş, uzun tebriklerle elini avucunda tutmuştu...




Sayı 6 ( Ocak - Şubat 2012 )

Bu yazı 6669 defa okundu.