Çukurova'da Kara Bulutlar; Anız Değil Toprağımız Yanıyor...

          Her yıl Haziran ayının ilk haftasında buğday hasadıyla birlikte tüm Çukurova’yı kara bulutlar kaplıyor. Çünkü benim sevgili çiftçi kardeşlerim; tembelliğin zirvesinde bir şekilde buğday hasadından hemen sonrasında tüm anızı yakarak kendince tarlasını ekime hazır hale getirmiş oluyor. Havanın sıcaklığı ve % 70-80’lerdeki nemle kentin üzerine karabasan gibi çöken bu durum yaklaşık 10-12 gün sürüyor. Yani tüm ovadaki buğday hasadı bitince bu sorun da bitiyor değil mi?.. Ne yazık ki öyle değil sevgili dostlar, çünkü bu kez Ağustos ayının son haftasında yeni ve daha da kötüsü başlıyor ; Mısır hasadı ve beraberinde anızın yakılması. Bu süreç de eğer birinci ürünse yani mısır ilkbaharda ekilmişse 15 günde bitiyor. Ama artık ikinci ürün yani buğday hasadından hemen sonrasında da mısır ekilebiliyor ve bu süreç ne yazık ki kasım-aralık aylarına değin uzayabiliyor. Özellikle son 10 yıldır Çukurovalılar bu kâbusu sürekli yaşıyor. Çarpık kentleşmenin de etkisiyle ovadan Toroslara doğru savrulan yanmış anız atıkları parçacıklar halinde evlerimizin balkonuna, teraslara, hatta odalarımıza kadar bile giriyor. Özellikle mısır anızı parçacıkları daha iri olması nedeniyle daha ciddi bir sorun yaratıyor. Boğucu, genzimizi yakan bir hava ve çevre kirliliğinin yanı sıra asıl trajedi TOPRAKLARIMIZDA yaşanıyor. Çünkü tarlanın sürülmesi kolaylaşsın diye anızın yakılması süresince toprak katmanının en verimli ve canlı kısmı olan ilk 15 santimlik bölümü tamamen yanarak ölüyor. Bunun ne denli önemli olduğunu bir bilgiyle aktaralım; tüm dünyada tarım yapılabilen toprakların yalnızca %1’lik bölümü 1.SINIF TARIM ARAZİSİ kategorisinde değerlendirilebiliyor. İşte yakarak öldürdüğümüz Çukurovamız o %1’lik kısım içinde. Peki; hem evimize, çevremize ve havamıza hem de canım toprağımıza bu denli zarar veriyorsak niçin hâlâ anızı yakıyoruz ?...


Fotoğraf – 1) Çukurova’da buğday anızının yakılması


Fotoğraf – 2) Buğday anızının yakılması ve şehir

          Bu denli önemli konuyu birkaç açıdan irdelemek istedik. Yani bu konunun içinde olan farklı kişilerin görüşlerine başvurduk. İlk önce; Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş’a sorduk.

Prof. Dr. İbrahim Ortaş (Ç.Ü. Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü)

Metin Bahçivan : Sn.Hocam, Özellikle son yıllarda Adana’mızın üzerine kâbus gibi çöken anız yangını bulutları konusunda görüşlerinizi almak istiyoruz. Anız yakmanın toprak ve çevre açısından zararlarını bir kez daha özetleyebilir misiniz?

Prof. Dr. İbrahim Ortaş : Çukurova'da buğday ve mısır hasadı sonrasında toprakta kalan anızların (toprak üstü sap-saman ve toprak altı kök) yakılması toprağın verimini düşürdüğü gibi çevreyi kirletmekte, iklim değişimlerine neden olan karbondioksiti atmosfere salmakta ve toplum sağlığına da olumsuz etkide bulunmaktadır. Anız yakılması olayı bizim çiftçimizin gündemine ikinci ürün yetiştiriciliği ile girmiştir. Çiftçi ikinci ürünü ekebilmek için buğday hasadı sonrası hızla topraklarını işlemek ve tohum yatağını hazırlamak istemektedir. Hasat sorası gerek yüzeyde kalan bitki atıkları ve gerekse bitki köklerinin yarattığı sertleşmiş toprak yapıları (kesekler) toprak işlemesini kısmen sınırlamaktadır. Toprak işleme makinelerinin zorlanması ve/ya daha fazla yakıt tüketimi çiftçiyi kısa yolda anız yakmaya teşvik edebiliyor. Çiftçinin anlık olarak kısa yola teşebbüs etmesinin sonucu farkına varmadan doğa ve insan yaşamına çok ciddi bir zarar vermektedir. Doğanın en büyük yaşayan canlı organı ve insanlığın gıda kaynağı, yaşamın güvencesi toprak eşsiz bir kapasiteye sahiptir. Toprağın gıdası ise anız ve diğer organik kaynaklı atıklardır. Anız ve diğer organik bileşenlerin (canlı cansız organik unsurlar) yakılması ile toprak gıdasız bırakılmakta ve verimsizleştirmektedir. Çiftçimizin farkına varmadan yaktığı anızın verdiği zarar bu bağlamda maddi olarak hesaplanamayacak denli büyüktür.

Türkiye Toprakları Organik Madde Yönünden Fakirdir

Türkiye'nin tarım arazilerindeki organik madde içeriği, iklimin etkisi ve ağır toprak işleme aletleri kullanılması, anız yakılması ve diğer tarım-toprak tekniklerinin olumsuz sonucu olarak yaklaşık yüzde 1,5’e kadar gerilediği ve önemli oranında fakir toprak sınıfına girmiştir. Türkiye topraklarının % 75’i kadarının organik maddece yetersizlik sınıfında olduğu artık dünya ölçeğinde bilinmektedir. Günümüzde toprakların organik karbon miktarı bir zenginlik ölçeği olarak kabul edildiğine göre bunun anlamı Türkiye toprakları organik maddece fakir bir ülkedir.


Fotoğraf – 3) Prof. Dr. İbrahim Ortaş’ la (Ç.Ü. Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü)

Anız Yakmak Ekonomik Ve Ekolojik Yönden Çok Ciddi Zararlar Vermektedir

Anız yakmanın ekonomik ve ekolojik anlamda da zarar verdiğini bilimsel araştırmalar ile biliyoruz.

Tarım arazilerinde anız yakılmasıyla oluşan yüksek ısının topraktaki organik bileşiklerin topraktan uzaklaşması ile toprak ve buna bağlı olarak ürün kalitesinde düşüşlere neden olduğu artık biliniyor. Toprağın bitkiyi besleyen ve toprak için verimli olan organik atıklarının yakılması sonucu ortaya çıkan yüksek ısı nedeniyle aynı zamanda mikro organizmalar da yok olmakta ve bunun sonucunda toprağın kalitesinde düşüşler yaşanmaktadır. Bunun sonucu çiftçiler daha fazla gübre kullanmak zorunda kalmaktadırlar. Gübre kullanımının artışıyla birlikte çiftçilerin ekonomik anlamda giderlerinin daha da arttığı rahatlıkla hesaplanabiliyor. Gübre kullanımının artışı aynı zamanda kimyasal olarak ürünler üzerinde olumsuz etki bırakmaktadır. Kimyasal gübre talebinin yıldan yıla artmakta olduğunu ve buna bağlı olarak da kimyasal gübre ve ilaç kullanımının ürün kalitesini olumsuz yönde etkilediği de bilimsel veriler ile belirlenmektedir.

Bugün iklim değişimine neden olan atmosferdeki karbondioksitin yer yüzeyinde tutulduğu en büyük organ topraktır. Anız yakımı ile atmosfere daha çok karbondioksit salınarak küresel iklim değişimi tetiklenmiş olmaktadır. Anız yakılması sonucu oluşan iklim değişimleri bize sonradan, aşırı yağışlar, seller, fırtınalar, susuzluk, aşırı ısınmalar, mevsimsel sarkmalar, gıdaların kalitesinin bozulması, hastalık ve zararlılar ve toplum sağlığının bozulması olarak dönmektedir. Mısır anızının ve topraktaki biokütlesinin daha fazla olması nedeniyle uzun süre toprak altında yangının devam ettiğini ve günlerce mızır anızı yangının etkisinin sürdüğü bunun sonucu olarak kentlerde yaşayanlar başta yaşlılar ve çocuklar olmak üzere sağlık sorunları da yaşamaktadırlar.


Fotoğraf – 4) Mısır anızının yakılması: anızın daha uzun ve hacimli olması nedeniyle daha çabuk ve uzun süreli yanmaktadır.

M. Bahçivan : Peki, bu denli zarar veren anız yakılması olayının önüne geçilebilmesi için neler önerirsiniz?

Prof. Dr. İ. Ortaş : Bu konuda birkaç önerim olacaktır.

  1. Devlet Çiftçiye Mazot ve Ekipman Desteği Sağlamalı

Anız yakılmasını önlemek adına çiftçilerin “yasaklar yerine” devlet tarafından uygulanması planlanan teşvikler ve çiftçilere konunun ciddiyetine ilişkin anlatımların yapılması daha ikna edici olacaktır. Topraktaki anızları karıştırıcı ekipmanlar açısından çiftçiye kredi desteklerinin verilmesi önemlidir. Çiftçiler için toprak işlemede karşılaştığı en ciddi sorunların başında petrol gideri geliyor. Kullanılan mazotun pahalı olması çiftçiyi kolay yoldan anız yakmaya yönelttiği için çiftçilere ucuz mazot desteğinin yapılması gerek. Çiftçinin anızı yakmasına gerekçe olarak gösterdiği mazotun pahalılığının mutlaka fiyat indirimi veya KDV azaltılması (%1) ile giderilmesi gerekir. Çiftçinin ek giderinin karşılanmasının tarımımız ve ekolojimiz için büyük yararı olacaktır. İklim değişimi dikkate alınırsa mutlaka ciddiye alınması gereken bir durum olduğunu rahatlıkla belirtebiliriz.

  1. Toprak İşleme Yöntemimizi Değiştirelim

Buğday hasadı yapıldıktan sonra toprak nemini koruyorken zaman kaybetmeden toprağın sürülmesi işlemi daha kolay olabilir. Eğer doğrudan büyük sürüm yapılmayacaksa yüzeyde kalan anızların sapların toprağa karıştırılarak toprakla bütünleşmesi sağlanabilir.


Fotoğraf – 5) Anız bozma kültüvatörü.

  1. Çiftçi İle İletişim ve Eğitim Önemli

Çiftçilerin buğday ve mısır anızı yakmak yerine değişik tekniklerle anızları toplayıp samana dönüştürmelerinin buğday ve mısır geliri kadar ek gelir sağlayabilirler. Ayrıca hasattan sonra anızların geliştirilen ekipmanlar yardımıyla parçalanarak toprağa karıştırılması en doğru ve kullanılabilir bir yöntem olduğunu önerebiliriz. Anız yakılmasıyla biz topraklarımızı farkına varmadan elden çıkarmış oluyoruz. Anız yakma işlemiyle her ekimde bir önceki ekimden daha fazla gübre kullanmak zorunda kalıyoruz. Topraklarımızın kalitesi ve verimi düşüyor. ‘’ Anız yakmak değil anızı toprakta tutmamız gerek” anlayışı ile bilinçli bir çiftçiliği önerebiliriz. Anız yakılması işleminin bizim gibi gelişmekte olan ülkeler dışında çok yaşandığını sanmıyorum. Bilinçli çiftçinin toprağını koruduğunu ve toprak kalitesinin uzun soluklu çıkarını düşündüğünü, ancak ülkemizde çiftçilerimiz basit bir maliyet hesabı ile topraklarını ve doğalarını fakirleştiriyor. Anız yakılması ve bunun doğa ve insan üzerindeki olumsuz etkileri çok ciddi boyutta gelişiyor. İlgili kamu kuruluşları ile araştırma birimlerinin birlikte- bütünsellikli bir yaklaşımla topraklarımızı ve iklimimizi korumamız konusunda çalışması gerekir. Konunun uygun dille ve teknikle anlatılması ile sorunun çözüleceğine inancım tamdır.


Fotoğraf – 6) Yüreğir’de bir mısır hasadı sonrasında yine aynı görüntü…

          Akademik bir görüşün yanı sıra bu işin doğrudan içinde olan çiftçi temsilcileriyle de görüşmeliydik. Bu nedenle de sevgili dostlarımız Süleyman Girmen ve Cahit İncefikir’ i Seyhan Ziraat Odasında (Yönetim Kurulu Başkanı ve Yardımcısı) ziyaret ettik. Bir akşam kahvesi eşliğinde gayet uzun ve dolu dolu bir sohbete koyulduk.

Seyhan Ziraat Odası (Süleyman Girmen ve Cahit İncefikir)


Fotoğraf – 7) Seyhan Ziraat Odası Basın Sözcüsü Cahit İncefikir ve Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Girmen’le… (Fotoğraf: İlknur Taşa Güçel)

M. Bahçivan : Anız yakılmasının zararları konusunda çiftçi dahil herkes hemfikir. Peki bunca yasaklama ve cezalara karşın niçin önüne geçilemiyor, yasalar ve cezalar caydırıcı değil mi?

C. İncefikir : Anız yakılması yasaklama ve cezayla kesinlikle önlenemez. Yaşanılanlar ve yıllar bu gerçeği bize defalarca göstermiştir. Çiftçi hasadın hemen ardından tarlasını hazırlayabilmek için ciddi alet ve ekipmana gereksinim duymaktadır. Devletin bunları sağlamada yardımcı olması gerekir. Bu aletlerin alımında teşviklerin yanı sıra mazotun fiyatında indirim ve/veya KDV muafiyeti de buna bir örnektir.

S. Girmen : Genel kanının aksine Mısır anızını artık yalnızca çiftçi yakmıyor. Şu anda ovada yakılan mısır anızının % 70’i doğrudan bir başka kişi tarafından yakılıyor.

(‘’Nasıl yani ?’’ diye şaşkınlıkla yüzüne bakınca bir çırpıda anlatmaya devam ediyor)

Yani yoksulluk yeni bir kapı açtı. Mısır hasadından hemen sonra birileri geliyor ve anızı yakıyor. 1 saat içinde koca tarla yanmış oluyor. 8-10 kişilik bir aile askeri düzen biçiminde yan yana tek sıra halinde diziliyor ve hasat sonrası dökülen sömekleri (mısır koçanı) topluyor. Bir kısım mısır koçanı hasat yüksekliğinin (60 cm) altında kalır, bir kısmı sulama ve ilaçlamalar sırasında toprağa düşer. Bir kısmı da hasat makinasından yere düşer. Ayrıca hasat sırasında temizlenmiş sömeklerden de bir miktar mısır toplanabiliyor. Anız yakılmalı ki, sömekler rahatça toplanabilsin.


Fotoğraf – 8) Ekmeğini mısır anızında arayan çocuk.

M. Bahçivan : Peki, tüm Çukurova’da anızın yakılmasının birinci nedeni bu mudur? Yoksa nedenlerden biri midir?..

S. Girmen : En büyük nedeni budur.


Fotoğraf – 9) Şehrin üstündeki kâbus ; anız dumanı.

C. İncefikir: İkinci neden de; üreticinin anızı yakmadan o tarlayı tekrar ekime hazır hale getirebilmesi için çok güçlü traktöre ve tarımsal mekanizasyona ihtiyacı vardır. Özellikle mısır anızı hem yüksek hem de kökleri daha güçlüdür. Böylesi ekonomik olanak da tüm çiftçiler içinde yalnızca %20’sinde vardır. Yani tarla kapasitesi büyük çiftçilerde-çiftliklerde olur ancak.

M. Bahçivan : Çiftçimiz buğday hasadından sonrasında 2.ürün olarak mısırı ekebilmek için anızı yakıyor anladık. Peki 1.ürün mısır hasadından sonra niye yaksın ki?...

S. Girmen : Bir yanlış anlamayı önleyelim öncelikle; artık buğday anızı pek yakılmıyor. Çünkü dekarına 35-40 TL’ye saman olarak satılıyor. Dolayısıyla çiftçi hem uğraşmıyor hem de ek bir gelir elde ediyor. Buğday anızının yakılması çok küçük parsellerde var artık, toplamda % 90 oranında azalma var. Şu anda sorun tamamen mısır anızının yakılmasında aslında.

M. Bahçivan : Peki, mısır hasadının hemen sonrasında 2. Ürün olarak ne ekilebiliyor ki hemen ardından anız yakılıyor. Amaç buğday ekimi ise ekim ayına değin beklense ilk yağmurlarla birlikte mısır sapları yumuşayıp, toprağa devrilse tarlayı sürmek daha kolay olmaz mı?

C. İncefikir : Ne gariptir ki öyle olmuyor, sapları sanıldığı kadar kolay çürümüyor. Yani toprağa karışması için en az bir yıl geçmesi gerekecek. Ama asıl sorun köklerinde, kökleri kolay çürümüyor. Yakılmasına karşın hala kökleri sağlam durumda kalabiliyor. O nedenle de güçlü (300 beygir ve üzerinde) traktörler ve kültüvatör gerekli. Toplamda 40-50 dekar mısır ekmiş bir çiftçinin bu aletleri alıp optimize bir şekilde kullanabilmesi mümkün değil. Ancak 500 dekar ve üzerinde ekim yapan çiftçiler alıp kullanabilir.


Fotoğraf – 10) Anız değil, toprağımız yanıyor (Fotoğraf: Tansu Hastürk)

S. Girmen : Ürün desenini değiştirmemiz gerekiyor. Bu bölgeyi Soya bölgesi yapmalıyız. Türkiye petrolden sonra en fazla ithalat dövizini nereye ödüyor biliyor musunuz?... Ham yağ alımına ödüyor. Yani gıda sanayinde ve evlerimizde kullandığımız yağa olağanüstü bir döviz ödüyoruz. Rakamlar milyar dolarla ifade ediliyor.


Fotoğraf – 11) SOYA; Türkiye’deki üretimin %65’ini Çukurova sağlıyor.

M. Bahçivan : Bir dönem ülkemizin en iyi soyasının ekildiği bölge Çukurova idi. Pilot bölge olarak buralar seçildi. Niye çok yayılamadı veya vazgeçildi?.

C. İncefikir : Adana tüm Türkiye Soya üretiminin % 65’ini yetiştiriyor. Ancak toplam gerekli olan miktarın çok uzağındayız.

S. Girmen : Ne yazık ki yanlış yönlendirmeler sonucunda tüm Türkiye Soya ihtiyacının yalnızca %9’unu üretiyoruz. Kalan %91’lik kısmını ithal ediyoruz. Aslında çiftçimiz Soya yetiştirmeyi gayet güzel biliyor. Ama son yıllardaki kolaycı yöntemler ve yanlış yönlendirmelerle tüm bölge Soya ve Pamuk bölgesi olmaktan çıktı, tamamen MISIR üretimine yöneltildi. Burada çok uluslu çıkarları sorgulamak gerekiyor. Adana’da 1 milyon dekar mısır yerine 600 bin dekar Soya ekilsin. Gelirleri aşağı-yukarı aynı gibi görünse de bundan çiftçilerimiz de ülke de ciddi kazançlar elde edecektir; 1) Soyanın anızı yok, dolayısıyla anız yakılması vs gibi derdi de yok. Hasat sonrasında sürülmesi gayet kolay. 2) Soya ektiğinizde toprağı kimyasallarla kirletmiyorsunuz, Soya neredeyse gübresiz yetişiyor.

M. Bahçivan : Bir de Soya baklagillerden olması nedeniyle köklerdeki yumruları sayesinde toprakta azot fiksasyonu sağlıyor. Yani fazladan toprağa bir de doğal azot vermiş oluyor.

S. Girmen : Aynen öyle. Soyayla toprağa organik gübre vermiş oluyorsunuz. Soyadaki üçüncü bir fayda da dışa bağımlı- ithalata dayalı ham yağ alımında daha az döviz harcamış olacağız.

C. İncefikir : Bir yanlış anlamayı önleyelim. Burada tarla tarımından söz ediyoruz şu anda. Yani tüm Çukurova Soya eksin başka bir şey ekilmesin gibi bir algı oluşmasın. Bahçecilik (narenciye, erik, şeftali vs) elbette olacak. Ama tarla tarımında tek çeşit mısır kültüründen kurtulmalıyız.

S. Girmen : Çukurova buğday ekim olanı olmaktan çıkarılmalı diye düşünüyorum. Buğdayı iç Anadolu’ya bırakalım. Çukurova’da buğdayı azaltalım. Mısırdaki desteklemeyi kaldıralım. Endüstriyel anlamda daha fazla katkı sağlayacak ve topraklarımızı koruyacak ürünlere yönelelim; SOYA, KOLZA, KANOLA gibi.

M. Bahçivan : Burada hepimize iş düşüyor elbette. Meslek odaları, Kamu temsilcileri, Sivil Toplum örgütleri vs olarak bir platform oluşturulmalı değil mi?.

S. Girmen – C. İncefikir : Daha öncesinde benzer yapılar oluşturuldu ama uzun soluklu olamadı ne yazık ki…Önümüzdeki süreçte bu tür bir yapılanmaya acilen gereksinim duyulmakta, Çukurova elden gidiyor, Ülke elden gidiyor…

Üretici Ne Diyor (Metin Altınkaya; Altınkaya Tarım Ürünleri);

Seyhan İlçesi Kayışlı köyünde çiftçilik yapan aynı zamanda Mısır Kurutma tesisleri ve Silo sahibi (Altınkaya Tarım Ürünleri Ltd. Şti) Metin Altınkaya ile görüştüğümüzde çok net ifade etti. ‘’Yasaklarla, cezalarla bu işi çözemeyiz. Aslolan çiftçiyi yakmaktan alıkoyacak çözümler üretmektir. Alet-ekipman, mazot desteği bunların başında geliyor. Yoksa herkes biliyor ki, Anızı yakmakla toprağımızı, kendimizi yakıyoruz. Anızı yakmak yerine sürmek söz konusu olsa biliyorum ki dekara 50 kg yerine 35 kg gübre atmamız yetecek…’’

Sözün kısası dostlar;

Herkes sorunun farkında ve gayet güzel ve pratik çözüm önerileri var ancak bunu hayata geçirecek bir iradeye-platforma ciddi biçimde gereksinim var; TOPRAĞIMIZI-ÇUKUROVAMIZI YAKMAYALIM….

 

Metin – Semiran Bahçivan

30 Ağustos 2015 / Adana




Sayı 28 (Eylül - Ekim 2015)

Bu yazı 5217 defa okundu.