Carl Theodor Dreyer
(1889-1968)

 
 
Sinema 1800’lü yılların sonlarında yeni bir sanat formu olarak karşımıza çıkar. Hayallerimize benzeyen bir sanat formu. 
 
Sinema hayaldir, tutkudur, sevgidir. Sinema orada olduğunu hissettirme sanatıdır, bir empati aracıdır. Sinemayı güçlü kılan ise filmlerdeki görsel fikirlerdir. Sinemanın gelişimini bu fikirler sayesinde oluşan yenilikler sağlar. Bu sayımızda sizlere sinemaya yenilikler getiren ve dünya sinemasının en büyük ustalarından biri kabul edilen Danimarkalı yönetmen Carl Theodor Dreyer’dan bahsedeceğim.
 
 
Carl Th. Dreyer olarak bilinen yönetmen Danimarkalı bir çiftçi ile İsveçli yardımcısının gayrimeşru çocukları olarak  Kopenhag’da dünyaya gelir. Çeşitli yetiştirme yurtlarında kaldıktan sonra iki yaşında Dreyer’lar tararafından evlat edinilir. Mutsuz bir çocukluk geçiren Dreyer  16 yaşında okul hayatınını da bırakarak evi terk eder. Bir süre gazetecilik yapar. Film sektörüne sessiz filmlerdeki başlık kartlarını yazarak girer. İlk yönetmenlik denemesi başarılı olmayınca film endüstrüsinde çalışmak üzere Fransa’ya gider. 
1928’de çektiği Jeanne D’arc’ın Tutkusu (La Passıon de Jeanne D’arc) adlı filmi dünya çapında tanınmasını sağlar.
 
Minimalist Usta 
 
Dreyer yenilikçi bir yönetmendir. Filmlerindeki bazı unsurlar özellikle önemlidir. O dönemde belirgin olan romantik ve fantazi sinemasına karşın kendi filmlerinde derin bir gerçekçilik kullanır. Duyguyu muazzam bir şekilde aktarmayı başarır. Hollywood romantik sineması dekor zengini iken Dreyer sinemada minimalist dekorların ustası olarak kabul edilir. Dekorları sade ve neredeyse kusursuzdur. Dekor ve kostümler senaryo ile bütünleşen bir görünümdedir. Gerçeği basitleştirebilmek için önce onu anlamak gerektiğine inanan yönetmen senaryoları da dekorları gibi basitleştirmektedir.
 
 
 
Beyazın Ruhaniliği
 
Filmlerindeki  görüntüleri sadeleştirmek  için  sisli günlerde veya ışığa karşı çekimler yapar. Bu şekilde görüntüleri yumuşatır, soluklaştırır ve beyazlatır. O güne kadar başka hiçbir yönetmen beyazın basitliğini ve ruhaniliğini onun kadar önemsememiştir. Beyazın içinde gölgeler oluşturur ve bu gölgere hayat verir. Farklı çekim teknikleri ve kamera oyunları kullanır. Hareketli kamera tarzının yanısıra yakın yüz çekimleri ve detayları özellikle tercih eder. Değişik açılardan yapılan çekimlerin yanısıra yansımalara da sıklıkla yer verir. Çok fazla mekan değişikliği olmayan filmlerinde sahneler uzun, durağan ama hayatın ritmi ile uyumludur.
 
  
 
Filmlerinde ruh, dünyevi zevkler ve inanç başta olamak üzere pekçok değişik konuyu insan psikolojisini öne çıkararak işler ve sorgular. Koyu protestan bir aileden gelen ve Lutherci olarak yetiştirilen yönetmen Tanrı'ya inanmamasına karşın fılmlerinde ailesinin öğretilerinden izlere rastlanır.Ingmar Bergman, Robert Bresson, Andrei Tarkovsky, Lars von  Trier başta olmak üzere pekçok yönetmen Dreyer’dan etkilenmiştir.
 
Bir Başyapıt
 
Jeanne D’arc’ın Tutkusu (La Passıon de Jeanne D’arc ) (1928) Carl Theodor Dreyer'in yönettiği son sessiz film olup Danimarkalı yönetmenin dünya çapında tanınmasını sağlar. Gösterime ilk girdiğinde başarısız olan film sinema tarihinde bir başyapıt olarak kabul edilir. Sessiz sinemanın son başyapıtı.Jeanne d'Arc İngiltere ve Fransa arasında 14. yüzyılda başlayan Yüzyıl Savaşları’nda  ülkesi Fransa'ya manevi destek vermesinin yanısıra orduya katılarak İngilizlere karşı çarpışan bir Fransız Katolik azizesidir. 1431 yılında henüz 19 yaşındayken İngilizlere esir düşer. Canını kurtarması için Tanrı’yı inkar ettiğine dair bir belge imzalamaya zorlanır. 
 
Kafirlik suçuyla yargılanır  ve ölüme mahkum edilir. Ölümünden 490 yıl sonra ise ölüm kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edilir. Dreyer filmde Jeanne d'Arc'ın tüm hayatı değil sadece yargılanması ve ölüme mahkum edilmesini anlatır. Dreyer olayları neredeyse belgesele yakın bir gerçeklilikle aktarır. Fimlerinin hepsi öykü, roman ve oyunlardan konusunu alırken bu filmini Fransız Milli Müzesi'nde korunan mahkeme kayıtları ve tutulan günlükleri esas alarak yapar. Hatta film sessiz olmasına rağmen kayıtlardaki sözlerin aynılarını oyuncuya söyleterek sahnenin daha gerçekçi olmasını sağlar.
 
 
Filmin Yapım Öyküsü
 
Jeanne d'Arc'ın Tutkusu 1928'de tam gösterime girecekken hem İngiltere hem de Fransa'da bir süre yasaklanır. Sessiz sinema çağında üretilmiş filmlerin çoğu gibi yanıcı ve dayanıksız nitrat bazlı filmlere çekilmiş olan filmin orijinal negatifleri gösterime çıkacağı yıl bir yangın sonucunda yok olur. Yarım yüzyıl boyunca filmin kurgusunda kullanılmayıp atılan parçalardan yapılan kopyalarından izlenir. Filmin orijinal kopyalarından biri 1981 yılında Norveç'te bir akıl hastanesinde bulunur. Danimarka Film Müzesi ve Fransız Sinematek’in ortak çalışmaları ile 1985 yılında orijinaline çok yakın bir film elde edilir. 1994 yılında Richard Einhorn film için "Voices of Light" (Işığın Sesleri) adında bir oratoryo besteler. Ortaçağ müziğine yakın olduğu ve filmden esinlenilerek bestelendiği için filmin ruhuna en uygun müziğin bu olduğu düşünülür ve The Criterion Collection'ın 1999 yılında çıkardığı DVD'ye ses seçeneği olarak bu müzik eklenir.
Not: Ünlü Türk grafik sanatçısı Mengü Ertel 1976 yılında Paris'teki sinema festivalinde "Jan Dark'ın Çilesi" afişiyle "büyük ödül"ü almıştır.
 
 
Bence
 
Siyah beyaz olan bu sessiz filmde vurgular çok net görülüyor. Filmin neredeyse tamamı yakın plan çekilmiş. Bir yenilik olarak uygulanan yakın plan yüz çekimlerinde ışık çok iyi kullanılmış. Buna karşın derinlik hiç yok ve arka plan  tamamen boş olarak görülüyor. Bu boşlukta mimikler ve yüz ifadeleri o kadar belirgin ki  duyguların yoğunluğunu hemen hissediyorsunuz. Dreyer bu yoğun duygunun daha iyi oluşması için oyuncuya hiç makyaj yaptırmamış. Oyuncunun tüm yüz çizgileri, çilleri, kirpikleri, gözyaşları en ince ayrıntısına kadar görülebiliyor. Sadece yüz ifadeleri ile öfke, huzur, acıma, küçümseme, alay gibi o kadar çok duyguyu ardıardına hissediyorsunuz ki filmde sese hiç gerek kalmıyor. Hatta belki de sessiz olması duygulanımı daha da arttırıyor. Bu sessiz filmi izleyince anlıyorsunuz ki sese hiç gerek yok. Gözler sözlerin ötesinde sanki. Dreyer kendisi de filminin hiçbir şekilde bir müzik eşliğinde gösterilmesini istememiş, tamamen sessiz bir ortamda seyredildiğinde seyircilerin daha fazla konsantre olacağını düşünmüş. Filmi izleyince bir başyapıt olduğunu siz de anlıyorsunuz. 
 
 
Renée Jeanne Falconetti (1892 – 1946)
 
Bu kadar yakın planda böylesine güzel duygulanımların bize aktarılmasında tabi ki oyuncunun çok büyük önemi var. Dreyer’ın bir bulvar komedisinde keşfettiği tiyatro oyuncusu Renee Falconetti bu filmle sinema tarihinin en önemli performanslarından birini sergiliyor.Yakın plan çekimlerdeki makyajsız yüzü ve oyunuyla, yüz ifadeleri ve gözleriyle  izleyiciyi adeta filmin içine çekiyor. 
Maria Falconetti olarak da bilinen oyuncu bu filmden sonra başka hiçbir filmde oynamamıştır.
 
 
Dreyer’ın  başka filmleri de olmasına rağmen  önemli bulunan diğer üç filmi ile ilgili bazı kısa bilgiler de vermek istiyorum.
 
Vampir (1932) 
Dreyer’ın ilk sesli filmi olan vampir korku ve fantazi türünün başlıca ürünlerinden biri olarak kabul edilir. Yönetmen bu filminde köklü değişiklikler yaparak farklı düşsel yapısını kendine özgü bir  dille anlatır. Korku surreal olarak gösterilir.Hayaletimsi gölgelerin dansı, bir tabutun içindeki cesetin gözünden anlatılan uzun yolculuk bunlara örnek olarak verilebilir.
 
 
Söz (Ordet) (1955)
İnançları, sevgiyi ve doğaüstü güçleri gerçekçi bir şekilde anlattığı fim usta yönetmenin en önemli filmlerinden bir tanesidir. Yönetmen bu filminde radikal bir sadeleştirmeye gittiğini belirtir. Filmde iman gücü ve bilim konusunda izleyiciye kendini sorgulatıyor. Özel efektler olmaksızın izleyicinin mucizelere inanmasını sağlıyor. Belki de inanmak için illa da bir mucize olması gerekmiyordur sorusunu sorduruyor. 
 
 
Gertrud (1964)
Dreyer’ın son filmidir. Filmde duru ve incelikli bir anlatım dili vardır. Kendisini seven erkekler tarafından herşeyden üstün tutulmadığı için yalnız yaşamayı tercih eden aşka aşık bir kadının öyküsü minimalist bir dille anlatılıyor.
 
 
Lars von Trier’ın  ‘’İnsanların neden muhteşem olduklarını açıklamak zordur ama bu güçlü bir şekilde hissedilir. Dreyer muhteşemdir.’’ dediği  Carl Theodor Dreyer adına günümüzde Danimarka Film Enstitüsü’nde bir araştırma merkezi bulunmaktadır. 
 
 
’Sadece bak bana
  Güzel miyim
  Hayır
  Ama sevdim
 
 
  Sadece bak bana
  Genç miyim
  Hayır
  Ama sevdim
 
  
  Sadece bak bana
  Yaşıyor muyum
  Hayır
  Ama sevdim’’  
Gertrud 
 
 
Kaynakçalar
Sinemanın Hikayesi ; Mark Cousins
Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film ; Genel Editör: Steven Jay Schneider



Sayı 34 (Eylül - Ekim2016)

Bu yazı 925 defa okundu.