BOZKIRIN ORTASINDA BİR SANAT MERKEZİ; KSKM

1903 yılında İstanbul’da doğan ve yaşamının büyük bir kısmını geçirdiği Paris’te 1967 yılında yalnız ve mutsuz olarak  vefat eden; uluslararası ressamımız Fikret Mualla’nın orijinal 3 tablosunu görmek ister misiniz? ‘’Nasıl yani ?’’ diye  sorduğunuzu biliyorum dostlar. Aslında bu iş gayet basit; aracınıza veya bir otobüse bineceksiniz ve tam 2,5 saat sonrasında Nevşehir’in 5.000 nüfuslu küçük ama dünyaca ünlü Uçhisar beldesine gideceksiniz. Uçhisar – Göreme karayolu  üzerinde (yoldan 50 metre içeride) Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi’ne hemen dalın. Dalın diyorum çünkü; Türkiye’nin en  fantastik, en güzel ve otantik sanat merkezini herhangi bir ücret ödemeksizin doyasıya gezebiliyorsunuz.  Tahta kapısında  ‘’Fikret Mualla Sergi Salonu’’ yazan Peri Bacasından içeri girdiğinizde loş bir ışık altında yan yana üç tabloyu görüp  büyüleneceksiniz. Evet sözünü ettiğimiz gibi; Fikret Mualla’nın o güzel tablolarından üç tanesine 30 santime kadar yaklaşabiliyorsunuz. Aceleniz yok dostlar; dakikalarca izleyin, gözleyin ve anın tadını çıkarınız. 
 
Fotoğraf – 1) ‘’Fikret Mualla Sergi Salonu’’ ve üstadın 3 resmi. Daha öncesinde güvercinlik olarak kullanılan bu orijinal tabiat harikası Peri Bacası içinde sizleri bekliyor.
 
Fotoğraf – 2) Sergide yer alan Fikret Mualla eserlerinden birincisi; ‘’Barda Kadın’’
 
Fotoğraf – 3) Sergide yer alan Fikret Mualla eserlerinden ikincisi; ‘’Barda Servis’’
 
Fotoğraf – 4) Sergide yer alan Fikret Mualla eserlerinden üçüncüsü; ‘’Gezinti’’
 
Sizin gibi ben de çok şaşırdım dostlar; izninizle ne olduğunu açıklayayım. 11-14 Eylül 2016 tarihlerinde Kurban bayramı tatilini 3 gün süreyle Kapadokya’da geçirdim. Eşim ve kızımla Göreme’den Uçhisar’ a doğru giderken yol üzerinde küçük bir  tabela gördük ; ‘’Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi’’ diye. Merakla 50 metre kadar içeriye girince şaşkınlığımız iyice  arttı. Çünkü bu yer bir kamu kuruluşu gibi durmuyordu; özgün ve özel bir hali ta kapıdayken belli oluyordu. Dilerseniz  önce fotoğraflarla biraz tanıtayım sonra da kısaca Türkiye’nin en ilginç ve özgün Kültür Merkezi’nin hayat hikâyesini anlatayım sizlere. Sarıpınar A.Ş Sahipleri mimar Serhan Sarıpınar ve eşi Simay Bülbül, yıllar öncesinde satın aldıkları bu alanı otel işletmeciliği olarak kiraya vermişler. 17 yıl bu amaçla kullanılan bu alanın amacına uygun hale dönüştürülmesi gerektiğine karar veren Sarıpınar ailesi; oteli tamamen yıkarak yeniden yapılandırır. Bir yıl içinde işte bu muhteşem Sanat ve Kültür Merkezini kurarlar. Salt para değil ruhlarını, heyecanlarını da ortaya koyarlar. Üç yıllık harcama için 7 milyon dolar bir bütçe ayırılır hem de hiçbir gelir beklemeden. 6 Ekim 2015 tarihindeki açılışla bu güzel mekânı halkına armağan eden ve ‘’365 gün halkla iç içe sanat’’ şiarıyla yola çıkan bu güzel insanların bir iddiası daha var; ‘’Mona Lisa’’ buraya gelecek. Gezip gördükten sonra buna ben de inanıyorum doğrusu; NEDEN OLMASIN Kİ? Siz de doyasıya gezin bana hak vereceksiniz.
 
Fotoğraf – 5) Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi’nin girişinde sizi Çılgın Heykeltıraşımız Günseli Kato’nun ‘’Altın Atlar’’ adlı eseri karşılıyor.
 
Fotoğraf – 6) Aslanlı kapıdan girince 1278 metrekarelik bir alanı kaplayan bir avluyla başlıyor her şey.
 
Fotoğraf – 7) Günseli Kato’nun ‘Altın Atlar’ ının bir kısmı da Peri Bacalarına mı kaçmış ne?
 
Fotoğraf – 8) Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi’nin avlusunda ziyaretçiler için oturma alanı ve ardında kütüphanesi. Böyle bir kütüphanenin içi nasıl olur acaba?
 
Fotoğraf – 9) Kütüphanenin girişinde bizi karşılayan masklar.
 
Fotoğraf – 10) Kütüphanedeki kitapların çoğu özgün eserler.
 
Fotoğraf – 11) Eskiden güvercinlik olarak kullanılan duvarlar şimdi kütüphane olarak hizmete devam ediyor.
 
Fotoğraf – 12) Fikret Mualla sergi salonunun hemen altında bu terasta dostlarla sohbet edip gün batımını izlemek ne de güzel olur değil mi?
 
Fotoğraf – 13) Dünyanın farklı ülkelerinden sanatçıların yapıtları avluyu süslerken ayrı noktalarda dinlenme-sohbet-dinleti alanları da serpiştirilmiş.
 
Fotoğraf – 14) Avludaki heykeller farklı materyallerden (Demir, ağaç, mermer vs) oluşuyor.
 
Fotoğraf – 15) Başlangıçta çok dikkat etmezseniz epeyce objeyi atlayabiliyorsunuz. Bu güzel ortamda doyasıya zaman geçirebilmek için en az 2-3 saatinizi ayırın mutlaka.
 
Sözün kısası Dostlar; Gençliğimizde sol gelenekten gelmenin verdiği heyecan ve coşkuyla burjuva sınıfına şiddetle karşı çıkıyorduk. Oysa bilmiyorduk ki zaten bu ülkede burjuva aileler yoktu. Ancak komprador-ağa diyebileceğimiz bir sınıf vardı ve onların da sanat ve edebiyatla pek ilgisi yoktu. Oysa şimdi daha iyi anlıyor ve biliyoruz ki; bu ülkede sanat, edebiyat ve bilimin gelişebilmesi için Aristokrat (burjuva) ailelere ciddi gereksinim duyuluyor. Yani burjuva kültürüyle yoğrulmuş zengin ailelerin; Sanat, Edebiyat ve Bilime desteği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de zorunlu bir gereksinim.  Devlet mekanizmasının hantal, ketum ve nobran tutumuyla Bilim, Sanat ve Edebiyatın gelişmesi, serpilmesi ve ürünler vermesini beklemek saflık olur artık. İşte bu somut nedenle de bu coğrafyanın her noktasında onlarca, yüzlerce  ‘’Sarıpınar’’ , ‘’Eczacıbaşı’’, ‘’Sabancı’’, ‘’Koç’’, ‘’Kocabıyık –Borusan’’ aileleri oluşsun istiyorum.
 
Metin Bahçivan
(Yazı ve Fotoğraflar)
30 eylül 2016 / Adana
 
Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi (KSKM) için : http://kskm.com.tr
 



SAYI 35 (Kasım- Aralık 2016)

Bu yazı 991 defa okundu.