BİR GÖRÜNTÜ ARACI OLARAK FOTOĞRAF MAKİNESİ

Görüntüler anlamlı yüzeylerdir. Zaman, mekân ve uzamla ilgili olarak dört boyutlu bir nesneyi iki boyutlu bir düzleme indirerek bizim için düşlenebilir bir başka nesneye dönüştürürler. Dışarıdan alınan ve zaman-mekân-uzam düzleminde yapılan bu soyutlama herhangi bir araçla işlendikten sonra tekrar  dışarıya yansıtılan başka bir görüntülemedir.  Bu teknik görüntüleme işi bir araç tarafından yapılır. 
Sanatın temelinde veya sanatçının sanatını üretimi aşamasında hep bir üretim aracı kullanılır. Ressam için fırça ve boya, heykeltıraş için taş ve çekiç olan bu araç fotoğrafçı için fotoğraf makinesidir. Günlük yaşamda bir işe yaramayan bu üretim araçları sanatçının yaratıcılık temelini oluşturan ana gereçlerdir.  Çünkü fotoğraflar hem  fotoğraf makinesiyle birlikte anılır hem de yaratıcılıkla. Heykeltraşın elindeki çekiç gibi fotoğraf makinesi yalnızca mekanik bir alet olarak düşünüldüğünde, onun karşıtı olan veya onun kullanıcısı olan el, sanatçının bireysel yaratıcılığının simgesi olur. 
 
 
19. yüzyılda burjuvazinin yaşadığı toplumsal ve ekonomik değişim, anlayış biçimlerinin de değişmesine neden olarak sanat alanına etki etmiş ve sanatta  yeni yönelimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. 1839’da fotoğrafın resmi olarak Fransız Bilimler Akademisi’nde kabul edilmesinden  günümüze kadar geçen sürede gerçek dünyayla olan ilişkisi  teknikteki gelişmeler ile paralel bir süreç olarak karşımıza çıkmıştır. Fotoğraf teknik alanda, diğer buluşlar gibi modern çağın bir parçası olmuştur. Kendisi de teknolojinin bir ürünü olan fotoğraf her teknolojik gelişmeden dolaylı ya da doğrudan etkilenmiştir. 
 
 
Kamera da, bu bakımdan sanat dalları  arasında yüzyılımızın  en önemli araçlarından biri  olmakla birlikte yaratıcı işlevi görme anlamındaki önemi diğer araçlar kadardır. Sanayi devriminin getirmiş olduğu teknolojik gelişim bu anlamda en fazla fotoğraf ve sinemaya  yaramıştır.  Teknolojinin sanata dahil olmasıyla birlikte mekanik ve teknik gerekler ve gereçler sanatçının kullanımı ile sanatın içine girmiştir. O güne kadar el becerisi hep ön planda tutulmuş, “kişisel dokunuş” sanatın asıl nesnesi olarak değerlendirilmiştir. Mekanik ve teknik gereçlerin kullanılmasının ayıplandığı dönemlerde kaydetmenin ve yaratmanın birincil aracı olan el, fotoğraf makinesinin icadından sonra yerini göze bırakmıştır. Her ne kadar Kodak firmasının “Siz sadece düğmeye basın, gerisini biz hallederiz” sözü ele vurgu yapsa da aslında hem ele hem göze vurgu yapmaktadır. 
 
 
Fotoğrafın bir düşünme biçimi olarak kendini ortaya koyması ise keşfinden hemen sonra gerçekleşmiştir. Fotoğrafın bir görme ve düşünme biçimi olarak gelişmesi hem fotoğrafın sanatla ilgili olma durumunu hem de fotoğrafın teknolojik olarak gelişim sürecindeki tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.  Aslında fotoğraf makinesinin mekanizması aynı kalmış olmakla birlikte fotoğraf yerine  teknolojik  olarak her geçen gün gelişen fotoğraf makineleri tartışılmıştır. Fotoğraf makinesinin, görüntüleri sadece mekanik olarak çoğaltma imkanı veren bir teknik araç mı, yoksa bireyin sanatsal duyumunu anlatmaya yarayan bir araç olarak mı algılanması gerektiği  sorusu sanatçıların, eleştirmenlerin ve fotoğrafçıların zihnini kurcalamıştır ve hâlâ kurcalamaya devam etmektedir. Bu tartışmalar bazen mahkemelere kadar taşınabilmiştir. Fotoğrafa karşı tavır ve tartışmalar kilise tarafından da yapılmıştır. Kilise her zaman olduğu gibi bilim ve teknolojinin gelişmesinden korkarak  “Tanrı, insanı kendi suretinden yaratmıştır ve hiçbir makine Tanrının görüntüsünü  sabitleyemez.” denmiştir.  
 
 
Fotoğrafı üreten bir üretim aracı olarak fotoğraf makinesi, günümüz de  artık bir tüketim aracı haline dönüşmüştür. Bu yaygınlık sanılanın aksine fotoğraf  veya fotoğraf sanatındaki yaratıcılığı da arttırmıştır. Fotoğraf makinesi icat edildiğinden beri sadece gördüklerini kaydetmemiş, bunun  haricinde işlevlerinin dışında işler yapma yeteneği de keşfedilmiştir.  Teknolojinin gelişimi kameraların gelişiminde de büyük rol oynamış, onu günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline getirmiştir. Günümüz için denilebilir ki fotoğraf makinesi artık toplum üzerindeki rolü nedeniyle kutsanan fetiş haline getirilmiş bir obje konumundadır.  Gerek fotoğraf makinesi gerekse fotoğraf açısından baktığımızda fotoğraf makinesinin seçkinci tavrı  halen devam etmektedir. Fotoğraf makinesi her ne kadar fotoğrafçının denetimi altında olsa da  aslında fotoğrafçıları yönlendiren bir araç konumundadır.  
 
 
Fotoğraf, izleyicilerinin neredeyse tümünün bir fotoğraf makinesi sahibi olduğu garip bir sanat dalıdır. Çünkü üretim aracını cebinde taşıyan başka bir sanat dalı yoktur. Diğer sanat dallarının izleyicileri toplumun her kesiminden olmakla birlikte fotoğraf izleyicilerinin çoğunluğu yine fotoğrafçılardır. İzleyicisinin çoğunluğunun uzman olduğu bir sanat dalı olan fotoğraf için bu bir avantaj mı, yoksa dezavantaj mı kestirmek zordur. Diğer sanat dallarında ise böyle bir durum yoktur. İzleyici kitleleri toplumun her kesiminden olabilir. Bu fotoğrafın kitleselleşmesine neden olabilir. Ancak diğer taraftan baktığımızda diğer sanat dallarından daha az izlenmesi, incelenmesi, eleştiri yapılması, hakkında daha az kitap yazılmış olması ise ters bir durumdur. 
Fotoğrafın sanat olup olmayacağı tartışmalarında, fotoğrafın sanat olacağını savunanlar; fotoğraf makinelerini palet veya fırça ile bir tutarak, fotoğraf çekme işinin aslında makine tarafından yapılıyor olmasına rağmen, fotoğrafı çeken kişinin sanatsal beğenisinin  fotoğrafı çekilen nesne üzerinde, özgünlük, kompozisyon, ışık, vs. bakımından çok etkili olduğunu ileri sürmüşlerdir. Karşıt görüşün savunucuları ise fotoğrafın sadece mekanik bir iş olduğunu ve sanatla hiçbir bağlantısının bulunamayacağını söylemişlerdir. 
19.yy’daki gelişmeler fotoğrafın tekilliğini ortadan kaldırmış ve onu çoğaltılıp tüketilen bir nesne konumuna yerleştirmiştir. 20.yy’ın son çeyreği ise bilgisayar teknolojisi ve onu takip eden internet teknolojisi fotoğraf kavramını  daha önceki dönemlerden daha farklı sunum ve kullanım olanaklarına kavuşturmuştur. Fotoğraf düşüncesi de teknik ile paralel olarak dönüşüme uğramıştır. Fotoğrafın çoğaltım nesnesi olmasından önceki dönemlerde fotoğrafın gerçekliği yansıtmadaki değeri ve sanat mı yoksa teknik mi (zanaat mı) olduğu tartışılırken, daha sonraları bu kez tekniğin sanat yapıtını yeniden üretebilmesi fotoğrafı sürecin öznesi durumuna getirmiştir. Bu durum yüz elli yıllık fotoğrafın güvenilirliğini tartışma konusu yapmış ve fotoğrafı ayrışma sürecine getirmiştir. 
 
 
Kamera reklamlarının da  etkisiyle  herkesin fotoğraf sanatçısı olabileceği propagandası ve yaratıcılığın sadece kamera ismi veya modeliyle yaratılabileceği durumu bir çok izleyiciyi bir an önce bir kamera sahibi olma zorunluluğuna itmiştir. Özellikle Kodak firmasının “Siz deklanşöre basın gerisini biz hallederiz.” sloganı ile fotoğrafın kısa sürede topluma yayılması fotoğrafçılığın ilk başlardaki gizemini de ortadan kaldırmıştır.  Fotoğraf makinesi ile birlikte fotoğrafın bu kadar  çok tüketilmesi günümüzde uluslararası tekeller tarafından sanki bir özgürlükmüş gibi sunulmaktadır.  Buralarda fotoğraf makineleri adeta bir büyüleyici özellikte bir özgürlük aracı olarak sunulmaktadır.  Aslında fotoğraf makinesi bir özgürlük aracı değildir. Aksine  kişiyi sadece kendi yetenekleri ve özellikleri  doğrultusunda  sınırlayan bir araçtır. Kameralar bazen bir “idol” olarak görülmekte bazen de bir kutsama aracı olarak görülmektedir. Sanat aracı olarak fotoğraf makinesi sadece kitlesel bir özelliğe sahiptir. Bu kitleselliği onu daha seçkinci olan diğer sanat dallarından ayırmakta ve her düzeyde yaratıcılığa neden olmaktadır.  
 
 
Bir görüntünün yaratılmasında fotoğrafçı veya makinesi her zaman yeterli değildir. Bunun için ikisi arasında bir uyum olması gereklidir. Farklı yeteneklere sahip makineler ve fotoğrafçılar için asıl amaç güzel bir fotoğrafa ulaşmaktır. Kameradan istenen, fotoğrafları güzel olarak ve hiçbir soruna neden olmadan çekmesini başarmasıdır. Fotoğrafçıdan istenen, içine kendi estetik kaygısını içerik ve teknik uygulamalarla birleştirmesidir. Bu nokta aynı zamanda sanatsal bakış açısının da bir yol ayrımıdır.  Çünkü teknik  fotoğrafta ki başarının artmasına yol açan bir araç olmakla birlikte aynı zamanda içeriğin boşaltılmasına da neden olabilir. 
Fotoğrafçı  ile kullandığı makinesi arasında bir süre sonra bir bağ kurulması doğal bir gelişimdir. Bu fotoğrafçının gelişimini sınırlayabileceği gibi onun yaratıcılığını da arttırabilir. Çünkü fotoğrafçı elindeki kameranın özelliklerine göre çekim yapabilecektir. Eğer kişi elindeki kamerayı yaratıcığının temel nedeni olarak düşünüyorsa bu durum kamera ve kişi arasında artarak devam edecektir. Yoksa kişi üretici firmaların sözlerine ve reklamlarına kanarsa  yetenek sahibi makineymiş gibi bir yanlışlığa  yani “p” moduna  düşecektir. Bu da fotoğrafa büyük bir hevesle başlayan  fotoğrafçıların bir sürü para verip aldıkları makine ve objektiflerini bir süre sonra bir tarafa koymalarına neden olacaktır. Bazıları için fotoğraf makinesi bir sahip olma ayrıcalığı taşıdığından toplumsal açıdan sanki bir seçkinlikmiş gibi davranılacaktır. Günümüzde her iki kişiden üçünün fotoğrafçı olduğu düşünülürse  bu durum garipsenmeyebilir. 
Ne kadar gelişmiş kamera olursa olsun ve bu kameradaki programları ne kadar iyi kullanırsak kullanalım bu kaliteli bir görüntü için tek başına yeterli olmayacaktır. Bunun bir de fotoğrafçı tarafından sanatsal bir görünüme dönüştürülmesi gereklidir. Fotoğrafçının  ortaya iyi bir şeyler çıkarması  için kamerasının pahalı  olmak yerine biçimsel ve düşünsel kaygılarını çözecek nitelikte olması yeterli olacaktır. Önemli olan burada fotoğrafçının kendi yeteneği ile kamerasının yeteneğini birleştirmesi gereğidir.  Her fotoğrafçı kendi yetenekleri ve kamerasının yetenekleri doğrultusunda görsel imgeler oluşturabilir. Teknolojik gelişim kameralarda görüntü estetiğini her geçen zaman arttırmak üzerine kurulmuştur. Eğer  kişi kamerasının yeteneklerini kendi yeteneklerinden daha üstün görürse bu tehlikeli bir gidiş demektir.  Günümüzde kişiler fotoğraf makinelerinin oyuncağı haline getirilmiş durumdadır. Veya fotoğrafçıların kamera üreticilerine karşı bir bağımlılık geliştirdikleri söylenebilir. Bu yüzden üreticiler sürekli olarak kişileri fotoğraf makinesinin teknik özelliklerine bağımlı kılacak yeni özellikler geliştirmektedirler. Bu sürecin ileri aşamasında teknik o kadar hızla ilerleyecektir ki kişiler artık bu teknikleri kullanmaz veya uygulayamaz hale gelecektir. Çünkü insanların öğrenme veya tekniğe hakim olma süreci ile birlikte tekniğin gelişme süreci aynı paralelde gitmemektedir. Bu gidişat ne yazık ki insanların makineye olan bağımlılığını arttıracaktır. 
 
 
Güzel bir fotoğrafa sadece fotoğraf makinesinin teknik özellikleri ile ulaşılabilir. Ancak bir fotoğraftaki güzelliğe bir estetik bakış açısıyla ulaşılabilir.  Kamera, fotoğrafçı olmadan da yalnız başına çok şeyler gerçekleştirebilme özelliğine sahiptir. Fotoğraf, her zaman için bir ilginin, bir gereksinmenin veya bir duyumsamanın seçilmiş yansımasıdır. Bu sadece kameranın teknik özellikleri ile sağlanamaz. 
Kameraların sürekli olarak çok büyük yeteneklere sahipmiş gibi gösterilmeleri, fotoğrafın asıl amacı olan değiştiren, dönüştüren veya yargılayan  niteliklerini zayıflatmak içindir. Bunun nedeni fotoğrafın hayatımız üzerindeki güçlü muhalif veya eleştirel gücünü kırmak içindir.  Fotoğrafın zaaf içinde gösterilmesi fotoğraf makinesinin daha etkili olduğu sonucunu ortaya çıkaracaktır. Fotoğrafın eleştirel olan hakim gücünün zayıflatılması her şeyi toz pembe gösteren fotoğraf makinelerinin satışlarını arttıracaktır. Bu fotoğraf makinesi üreticilerinin yıllardır üzerinde oynadıkları bir oyundur. Oysa ki kamera sadece sanatsal yaratıcılığın bir aracıdır. Bu araç yeri geldiğinde göz, yeri geldiğinde el yerine kullanıldığında ancak bir basit kayıt  aracı olmaktan çıkıp yaratıcılığın aracı olacaktır. Aynı zamanda fotoğrafın çoğaltılabilirliği onu diğer sanat dallarından ayırt eden en büyük özelliği olarak fotoğrafın değerini azaltmamış aksine, kendisiyle birlikte diğer sanat dallarının yayılmasına, birçok insana ulaşmasına, sadece belli bir kesimin elinde kalmamasına yol açmıştır. 
 
 
Fotoğrafı veya fotoğraf makinesini toplumda bu kadar popüler hale getiren durum kişilerin fotoğraf makinesini kendi gözleri gibi değerlendirmeleridir. Kendi gözünden gördüğünü gerçek sanan kişi, fotoğraf makinesinin çektiği her şeyi gerçek zanneder. Oysa ki fotoğraf makinesinden gelen görüntüler aynı zamanda kişilerin hayal dünyalarını genişletir, kendi iç dünyalarından dışarı çıkmalarına neden olur, kişiliklerinin ve iradelerinin gelişmesine yardımcı olur. 
Kişiler bazen fotoğraf makinesinden kendi gözüyle gördükleri gibi bir görüntü beklerler. Kamera eğer onların istediği gibi bir görüntü vermemişse bu kişi ile makine arasındaki ilişkiyi bozacaktır. Kamerasına en güvenilir dost olarak bakan kişi bir süre sonra kamerasının kendisine ihanet etmiş olduğu duygusuna kapılarak kamerasını terk edecektir. Bir sürü fotoğraf eğitimi alan kişilerin bir süre sonra ortalıkta hiç görünmemelerinin esas nedeni budur. Bu yüzden kamera üreticileri güzel fotoğrafın sadece kamera ile olacağı duygusunu yayarak kendilerine yeni alıcı potansiyeller yakalamaya çalışırlar. Bunda da çoğunlukla başarılı olurlar. Aslında fotoğrafı hiçbir yaratıcı yeteneği bulunmayan bir kameraya mal etmek fotoğrafçıya yapılmış bir hakaret olarak değerlendirilebilir. Kamera poz verenler için bazen güven verici bazen de güvenilmez bir dost olarak görünse de fotoğrafçı için her zaman güvenilir olarak görülür. Eğer fotoğrafçı her şeyi kameraya bırakmayıp ışık kullanımını, alan derinliğini, uygun bakış  açısını, uygun ASA seçimini ve her şeyden önemlisi uygun duygu, düşünce ve estetik bakış açısını  görüntünün sanatsal ruhuna içerik kazandırıp farklı bir yorum katacaksa ve bunun  için kullanacaksa kamera burada sadece bir araç olacaktır. Yani kamera fotoğrafçıya değil, fotoğrafçı kameraya  hakim olmalıdır. 
 
 
Görüntüler nesnelerin bizlere olan yansımalarıdır. Bu nesneleri görüntü olarak bizlere dönüştüren ise objektiflerdir.  Merceğin önündeki her görüntü ancak optik dönüşümler sayesinde  fotoğraf olarak bir varlık kazanır. Kamera ve fotoğrafçı yalnızlarken birbirlerine bir şey ifade etmezler. Kamera  yalnız başına bir aygıt olmayıp daima fotoğrafçısıyla birlikte anılır. Fotoğrafçı tanıtıcı reklamlardan yola çıkıp kameranın fotoğrafçıdan daha ön plana çıkarıldığı durumlarda bunlara kanmamalıdır. Önemli olan fotoğrafçının kendi gözünü de bir kamera  gibi kullanmasıdır.  Burada önemli olan göz ve kameranın ortak nokta da  buluşmasıdır. Yoksa kişi sürekli olarak kamera gözüyle baktığında doğaya çıplak bakma yeteneğini yitirecek veya kişi kendi gözünü devreye sokmadan her şeye kamerasını yönelterek baktığında  görüntüleri içeriksiz nesnelere dönüştürecektir.   Bunun nedeni fotoğrafçının algılama, gözlem yeteneklerini kameraya kaptırarak nesneleri kavrama sorumluluğunu tamamen kameraya bırakmasıdır. Fotoğrafçının sürekli olarak kamerasıyla iç içe olması her şeyi görüntü olarak görmesine neden olacağı gibi, nesneleri yüzeysel olarak görmesine de neden olabilir. Fotoğrafçı kamera ile kendi gözü arasında mekanik bir ilişki kurarak gerçeklikten kopmamalıdır. 
 
 
Kamera her zaman kamera arkasındaki gözden daha gerçekçi ve daha objektiftir. Gördüklerine yorum katma özelliğinden yoksundur.  Nesnel gerçeğe inanan bir fotoğrafçı kendi öznel gerçeğini fotoğraflarına katarak onu başka bir gerçeklik haline dönüştürür. Görünen her şeyin sorgulama yapılmadan kayıt altına alınması  esnasında görüntüler bilinen, bilinmeyen, önemli, önemsiz, nitelikli veya niteliksiz her şeyi kayıt altına alır. Çekildiği zaman  için belki de hiçbir ifade etmeyen bu görüntüler aradan uzun bir zaman geçtikten sonra belge niteliği alabilir. 
Fotoğraf ile gerçek arasındaki ilişki her zaman tartışılmıştır. Bu durum kameranın çektiği gerçek ile fotoğrafçının kendi gerçeği arasındaki çarpışmadır. Gördüğünü çeken kamera ile gördüğüne bir yorum katarak çeken fotoğrafçı arasında  sürekli bir çatışma hâli mevcuttur. Fotoğrafçının herhangi bir şeye müdahalesi söz konusu olmadığı sürece, kameranın görünenleri gerçeğe sadık kalarak kayıt yaptığı  söylense de  renkli olan bir nesnenin siyah-beyaz olarak kaydedilmesi yine de bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Kamera hem fotoğrafçının hem de izleyicinin gözüdür. Bu yüzden bir fotoğrafa bakan  fotoğrafçı ile izleyicinin aynı şeyleri görmesi mümkün değildir. 
 
 
Fotoğraf makinesi bir avcının elindeki avlanmak malzemesi gibidir. Kamera önünde olan her şey ise bir av malzemesidir. Avcı silahına benzeyen kamera artık bir tehlikeli silaha dönüşmüştür. Kamera artık mahremiyeti ortadan kaldıracak veya ona saldıracak, daha çok güçsüzlere yönelecek, kontrolsüz olduğu ölçüde suç işlemeye devam edecektir. Oysa ki kamera yaratıcılığa olanak tanıyan ve herkesin kolayca sahip olabileceği bir makinedir. Kişinin kendi yeteneği doğrultusunda ona yardımcı olur.  Andy Warhol’un 1960’lı yıllarda  söylediği “Bir gün herkes 15 dakikalığına sanatçı olacak.”  sözü fotoğraf makineleri sayesinde günümüzde yaşanır hale gelmiştir. Andy Warhol, bu sözünü sanatsal üretimin kolaylaşması ve sanatsal yaratıcılığın yaygınlaşması açısından söylemişse bu fotoğraf için günümüzde geçerlidir.   
 
KAYNAKLAR
1. Çerkes Karadağ. Görme Kültürü. 1. Kitap. Doruk Yayınları. İSTANBUL, 2004
2. Gisele Freund. Fotoğraf ve Toplum. Sel Yayıncılık. İstanbul, 2006
 
 
 



Sayı 33 (Temmuz - Ağustos 2016)

Bu yazı 1081 defa okundu.