Anadolu'nun Alkolle İmtihanı

          Adana'da  her yıl Aralık ayının ortalarında, halk tarihi kazancılar çarşısında geleneksel söylemiyle "İki kırmızı bir beyaz" sloganıyla bir araya gelerek sofralar kurarlar. Belki de Türkiye’nin  başka hiç bir yerinde göremeyeceğimiz renkliliğe ve özgünlüğe ev sahipliği yapan kutlamalar, bu yıl etkinlik öncesi Adana Valiliği tarafından getirilen yasak ile şehirde büyük bir gündem yarattı. Hazır konu sıcakken, tartışmalardan tamamen bağımsız olarak geçmiş yıllara gidip, bu toprakların alkollü içkilerle sınavını şöyle bir gözden geçirelim istedim. Bakalım Anadolu alkolle ne zaman tanışmış, yüzyıllar içinde ne yasaklar görmüş…

M.Ö. 4000 Yılları:

          Binlerce yıl önce başlayan  alkolün geçmişi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Törenlerde, sunaklarda, gıda amacıyla bir çok medeniyetin sofrasında kendine yer bulur.

          Türk dil kurumu sözlüğü tanımlamasıyla; “Alkol” kelimesi Arapça' da bir şeyin özü veya aslı anlamındaki "al kihl" sözcüğünden gelir. Dilimizde eskiden beri alkol karşılığı olarak kullanılan "ispirto" sözcüğü ise, Latince kökenlidir. Ruh, soluk, yaşamın özü, yürekli, güçlü anlamlarını içeren "spiritus" sözcüğünden gelir. Neredeyse milli içkimiz haline gelen rakının ise Irak’ta üretilip yayılmış olabileceği  ihtimali  üzerinde  durulur. Bugün Irak’ta,  Kerkük bölgesinde kuru üzümden elde edilen ve anasonla aromatize edilen değişik birleşimdeki damıtık alkolü içkilere ise “arak” denilmektedir (Zat 2002).

           Anadolunun  tarihi nasıl ki binlerce yıla dayanan bir geçmişe sahipse, alkolünde bu topraklarda ki varlığı bir o kadar eskidir. Araştırmacılar şarabın ilk olarak 6000 yıl önce üretilmeye başlandığına dair tarihe not düşerler. Yapılan kazılarda Hititlilerin özellikle şarabı tercih ettiği, önemli bir besin kaynağı olarak kabul edilen biranın ise  Sümerlerin sofrasında yerini aldığı görülür. Özellikle Hakkari’de bulunan dikilitaşlarda silah yerine ellerinde tuttukları içki tulumlarına sıkı sıkıya sarılmış heykeller çok ayrıntılı örnekler olduğu için bu anlamda  dikkati çeker.

          Türk tarihi profesörü Bahattin Ögel, eski Türklerde otağın ortasında içki, kadeh ve sürahilerin bulunduğunu, içkiye başlamadan önce ‘“Yer ve Su Tanrıları" için, içki saçıldığını yazılarında belirtiyor. Kültürümüzde yer alan bir başka alkollü içki ise süt şarabı olarakta nitelendirilen kımızdır. Kımız doğumdan ölüme kadar, halk tarafından içki değil şifa amacıyla kullanılmaktaydı. (Ogel,18.12.2015,1).

          İslamiyet sonrası dönemde ise İslam alimlerinin çoğunluğunun alkollü içeceklere yönelik olumsuz görüşlerine karşın, Türklerde içki tüketimi son bulmamış ziyafet ve kutlamalarda içki kullanımı devam etmiştir. Selçuklu hükümdarları bir kimseyi şereflendirmek için ona içki sunarlardı. Sultan II.Gıyâseddin Keyhüsrev'in eğlence ve içki meclisleri, Alâeddîn Keykubâd'ın tahta çıkışının günlerce süren sazlı, sözlü, içkili, yemekli şenlikleride bu dönem kayıtlarında yerini almıştır (wikipedia.org)

          Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında İstanbul’u fethettiğinde, şehrin bir çok semtinde Bizans meyhaneleri bulunduğu söylenmektedir. Şarap bu dönemde en yaygın tüketilen içkidir, manastırlarda şaraba verilen önem inanç sisteminin bir parçası olarak kabul edilir hatta ekmek ve şarabın beslenmenin iki temel ögesi olduğuna inanılırdı. Bu yüzyılda Kentin şarap ihtiyacını Taşoz, Girit ve Sakız adalarından getirilen şaraplar karşılardı. Büyükada ve Heybeliada’daki bazı manastırlar  özellikle şaraplarıyla ünlüydü (Zat ,2014,1).

 İstanbulun Fethinden Sonraki Dönemler:

          Evliya Çelebi’ye göre 1600’lerin ortalarında İstanbul’ da ki meyhanelerin sayısı bini, aşmaktadır. Bu dönemde üzüm bağları daha çok Rum, Ermeni ve Yahudilerin elindedir. Gayrimüslimler, içkiyi üretmekte ve içmekte tamamen özgürdür ama Türklerin şarap içmesine  üretmesine asla izin verilmez, onlar sadece üzümü gıda maddesi olarak üretip pazarlayabilirlerdi. Müslümanlar için getirilen bütün bu caydırıcı ve idari yasaklara rağmen halk her koşulda gizli saklıda olsa içkiye ulaşmanın bir yolunu bulmuş ve yasakların en şiddetli olduğu dönemlerde bile içkisini içip çakır keyif olmuştur. Öyle ki bu yıllarda İstanbula mahsus bir de ayaklı meyhaneler türemiştir. Bunlar seyyar içki satıcılarıydı, dükkanı, sakisi, hep kendisiydi. Bellerine içi şarap ya da rakı dolu olan koyun bağırsağı sararlar ve üstlerine sardıkları bir cüppeyle kurdukları bu düzeneği saklarlardı. Müşterisi yanına yaklaştığında kuşağına koyduğu bardağı çıkarır içki servisine başlardı. Ayaklı meyhanelerin cömert olanları ise cebinden iki üç leblebi çıkarıp müşterisine verirdi. Çoğu zaman,kaçak göçek yapılan bu  İçkili eğlencelerin üstü kimi zaman “Ab” alemi, yani su alemi diye örtülür yada içkilere “Fatma ananın helvası” diye şifreli isimler verilirdi.

(Koçu, Eski İstanbul’ da meyhaneler,1947,s17).

Osmanlı Dönemi:

- Kanuni Sultan Süleyman tahta çıktıktan bir süre sonra içki içenler müthiş bir darbe ile karşılaşırlar. Yeni padişah, içki kullanmaya çok sert yasaklar getirir. İçki alınıp satılan  yerler kapatılır, gizlice içki içenlere ise şiddetli cezalar verilir (1520-1566).

- Süleyman’ın oğlu İkinci selim döneminde ise içki yasağı tamamen unutulur, meyhaneler yeniden açılır. İkinci Selim gayrimüslimlerin şehre vergisini vermek suretiyle serbest içki getirebilmelerine izin verir, aynı zamanda içki vergisini toplamaya da bir görevli atar.  (1520-1566)

- Padişah üçüncü Murat da meyhane açılması hakkındaki  yasağı sadece Müslüman mahalleri için uygulamış, böylece gayrimüslimlerin oturdukları yerlerdeki meyhanelere dokunmamıştır, Müslümanlar da, gayrimüslimlerin oturdukları mahallelere giderek ihtiyaç ve isteklerini giderme olanağı bulurlar. Bu dönemden itibaren “âb âlemleri ” yaygınlaşır.

- Osman ve 1. Mustafa dönemlerinde de içki serbesttir.

- Kanuniden sonra Osmanlı döneminde içki yasağının en şiddetle uygulandığı dönem hiç kuşkusuz ki IV.Murat’ın saltanat dönemidir. (1623-1640) Bu dönemde içki yasağının kapsamı değiştirilir, gayrimüslim azınlıklar da yasağa tabi olur. Bunun başlıca nedeni gayrimüslimleri de yasak kapsamına alarak alkollü içki yasağının delinmesini önlemektir. IV. Murat içkiyi, tütünü yasaklamakla kalmamış  bütün meyhaneleri de yıktırmıştır. Meyhaneler yıkıldıktan sonra halk bozahanelere akın etmeye başlayınca padişah IV. Murat boza üretimini de yasaklar. Çünkü boza fazlaca ‘tahammür’ edildiğinde 2-3 derecelik alkol içermektedir. Buna rağmen çok sıkı içki ve tütün yasağı konulan IV. Murat’ın saltanat döneminde bile İstanbul’da 600 den fazla kişinin meyhanecilik yaptığı, 300 kadar da koltuk meyhanesi bulunduğu belirtilir.

- IV Murat’ın oğlu II. Süleyman döneminde yasaklar yine delinir, hazine zarara uğradığı için içki yasağına son verilir ama daha sonra alkollü içkiler yeniden yasaklanır. (1687-1691)

- Lale Devri ise, İçkinin serbest olduğu, meyhanelerin en parlak yıllarını yaşadığı, içki içme adabının inceldiği, kendi kültürünü yarattığı, şiir ve şarkıya yansıdığı bir dönemdir.(1718-1730) (Ogel,18.12.2015,1)

 Tanzimat Dönemi :

          Tanzimat dönemine geldiğimizde İstanbul da ki meyhanelerin sayısı bir hayli çoğalmıştır, batılılaşmanın da etkisiyle bu dönemde yabancı içkiler tüketilmeye başlanır, hatta saray çevresinde daha çok yabancı içkiler moda olur. Örneğin II. Abdülhamid konyak ve rom, V. Mehmet (Reşat) ise konyak seven padişahlar olarak bilinirler. (Zat, 2002)

Abdülhamid'in anılarına göre, kardeşi padişah V. Murad'ı içkiye alıştıran, geceleri sık sık buluştuğu şair Namık Kemal’dir. 1880’li yıllarda Sultan Abdülhamit döneminde, Tekirdağ yolu üzerinde ilk rakı fabrikası olan ”Umurca Rakı Fabrikası” kurulur.

(Yalçın, Hürrüyet arşiv).

Cumhuriyet Sonrası  (Men-i Müşrikat kanunu) :

          İstanbul un fethinden Tanzimat devrine kadar geçen dört yüzyıl içinde görüldüğü gibi bir çok kez içki yasağı gelmiş, meyhaneleri kapatılmıştır. Kimi zaman göz yummalarla kimi zamansa amansız yaptırımlar uygulamaya  konulmuştur. Anadolu nun gördüğü son içki yasağı ise Milli Mücadele yıllarından sonra hükümet tarafından getirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda ve onu izleyen sıkıntılı yıllarda, “Düşmanların, topla tüfekle yenemeyeceğini anladığı Türk milletini, içki ve uyuşturucu maddelerle çökertmeyi hedeflediğini” düşünen bir grup Osmanlı-Türk aydını 5 Mart 1920 günü, Cuma namazından sonra bir araya gelerek Hilal-i Ahdar (‘hilal’ ay, ‘ahdar’ yeşil demektir) adlı bir grup kurarlar. Hilal-i Ahdar mensuplarının ilk eylemi, Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nin 13 Eylül 1920 günlü toplantısında grubun kurucularından Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in hazırladığı Men-i Müskirat Kanunu (İçkiyi Yasaklama Kanunu) teklifini vermek olur.

          Ali Şükrü Bey, kanunu gerekçelendirirken içkinin dinimizce haram olmasıyla başlamış, içkinin yarattığı belaları saymış, ABD’deki içki yasağını överek bitirmişti. Gelir kaybı gerekçesiyle yasaklamaya karşı çıkanları da “Bir milyon lira kaybetmek mi yoksa Rum ve Ermenilerin cebine içki satışından 120 milyon lira girmesi mi tercih edilir?” diyerek ikna etmişti.

          23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Birinci Meclis’in ilk kabul ettiği kanunlardan biri alkollü içkileri tamamen yasaklamaktı . Yasa bugünkü gibi içkileri bazı düzenlemelerle sınırlamıyor, topyekûn yasak getiriyordu.

 Sekiz maddelik kanunla her türlü içkinin üretimi, satışı ve kullanılması yasaklanıyor, kanuna aykırı hareket edenlerden ‘müskiratın beher okkası için’ 50 lira para cezası alınması öngörülüyordu. Bu yasaya uymayan devlet memurlarına temyiz ve itiraz olmamak kaydıyla memuriyetten çıkarılma cezası veriliyordu (Kayra, Nisan 2013, 456 s)

          Bu dönemde içkiye yasak konulmasından sonra olanları Hüseyin Rahmi Gürpınar "Meyhanede Kadınlar" risalesinde şöyle anlatmıştır:

“Hükümet bu yasağı koymakla içki içmeyi engellemek şöyle dursun, herkesi içmek için kışkırttı. İsteği arttırdı, bu yasaktan sonra içkiye rağbet yüz kat arttı. En pis, zararlı rakılar üç, dört yüze satıldı. Bütün meyhanelerde küp dibi tortularına kadar bayat sermayeler sürüldü. Hiç kullanmayanlara bile iştah geldi. Her yerde yeniden imbikler ısmarlandı. Açık olmayan bir yasaklama. Sokaklar sarhoş naralarıyla inliyor. Zabıta her gün birbirini vuran, öldüren en korkunç olayları kaydediyordu.”

Doğal olarak hayatın gerçekleriyle uyuşmayan her kanun gibi Men-i Müskirat Kanunu da bir süre sonra (1926’da) tarihe karıştı ve bu tarihten itibaren içki severler imkanlarının elverdiği ölçüde özgürlüklerini yaşamaya devam ettiler.

İnsan aklının en doğal sentezi olarak;  devlet birimlerinin "kişisel tercihlerden" uzak durması, herhangi bir ahlak dayatmasından sakınması gerekliliği artık günden güne bizler için çok daha fazla anlam kazanıyor. Bir başka kişinin hürriyetini kısıtlamayan davranışların özgür bırakılmasını savunmak toplumların bir arada uyum içinde yaşamaları için kaçınılmaz bir elzem. Gördüğümüz üzere tarih boyunca kişi hak ve özgürlükleri üzerine getirilen akıl dışı “yasaklar” her zaman şiddetli bir karşı duruş oluşturmuş, çağın getirdiği değişimlere yenilmiştir.

         Sonuç olarak; nasıl yaşadığımıza, nasıl hayal kurduğumuza, ne söylediğimize, ne düşündüğümüze, hatta ne yiyip ne içtiğimize çok ilgi gösterilen bir dönemden geçiyoruz… Oysa kendimiz gibi olabildiğimiz, çevresine duyarlı, saygılı, tolerans sahibi bir dünya da yaşamak bizler için en idealiyken...

 

Kaynaklar:

1- Reşad Ekrem Koçu, Eski İstanbulda Meyhaneler
2- Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, Bates AŞ., 1980.
3- Onur Karahanoğulları, Birinci Meclisin İçki Yasağı Men-iMüskirat Kanunu, İstanbul, Phoenix Yay., 2008.
4- Rıza Nur, İlk Meclisin Perde Arkası (1920-1923), İstanbul, Örgün Yay., 2007.
5- Türkiye’de alkol kültürü – Kültegin Ögel
6- B Ögel(1978). Türk Kültür Tarihine Giriş (Göktürklerden Osmanlılara),
7-Cahit Kayra’nın   “Cumhuriyet  Ekonomisinin Öyküsü, I.Cilt, 1923-1950     Devletçilik, Altın Yıllar”
8- Doç. Dr. Onur KARAHANOĞULLARI BİRİNCİ MECLİSİN İÇKİ YASAĞI (Men-i Müskirat Kanunu)  
Zat V (2002). Eski İstanbul Barları. İletişim yayınları. İstanbul
Zat V (2002). Eski İstanbul Meyhaneleri. İletişim yayınları. İstanbul       Zat V (1994). Adabıyla rakı ve çilingir sofrası.İletişim yayınları

 

İnternet Kaynakları:

1-https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrklerde_%C4%B0%C3%
2-http://buyukkeyif.com/antik-cag-sarap-kulturunden-raki-kulturumuze/11483 
3-http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/icki-butun-curumlerin-anasi-midir/14415/ 
4-http://www.hurriyet.com.tr/hangi-osmanli-padisahlari-icki-icerdi-7713377

 



Sayı 30 (Ocak - Şubat 2016)

Bu yazı 3061 defa okundu.