Zeki Demirkurbuz ile Sohbetler

İki yıldan uzun bir süredir Adanalı sanatseverleri sayısız filmle ve sinema üzerine sohbetlerle buluşturan Sinematek Adana olarak asıl sorumluluğumuzun Sinema ve Sanat bilincini arttırmak, bu konuda hem kendimizi hem kentimizi eğitmek olduğumuzun bilinci ile ve Adana Sanayici ve İşadamları Derneği (ADSİAD) desteğiyle Ekim ayında ülkenin en önemli yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz’u ağırladık. Başkent Üniversitesi Hastanesi Kışla Yerleşkesi'ndeki çok fazla amaçlı salonun yanında fuayeyi de tümünün dolduran sanatseverler Demirkubuz'un 'Kader' filmini izledikten sonra yönetmenle yaklaşık 3 saat süren bir söyleşi gerçekleştirdik.
 
Gösterimden bir gün once kentimize gelen Demirkubuz ile oldukça uzun vakit geçirme, keyifli sohbetler yapma imkanı bulduk. Dergimiz için bir röportaj yapma fikrimiz de vardı ama sıkılgan yapısıyla bildiğimiz yönetmeni yormak istemedim ve iki gün boyunca yaptığımız uzun sohbetlerden bir özet yapmanın daha uygun olacağını düşündüm. Üstelik böylesi, olayı röportaj soğukluğundan çıkarıp, daha samimi ve gerçekçi bir hikayeye döndü.
 
15 Ekim akşamı Sinematek’in kurucularından Prof. Dr. Murat Ali Hersekli ile birlikte havaalanında karşıladığımız yönetmen ile sohbetimiz otele giden yolda başladı. Adana’ya daha once bir kaç kez gelen ve çok seven Demirkubuz, daha inişe geçerken Kozan’ın ne yanda olduğunu, Umut’un çekildiği sokakların hangileri olduğunu düşündüğünü, Adana ile Sinema’nın heyecan verici ortaklığını hissettiğini itiraf etti. Kült filmi ‘Masumiyet’i aslında Adana’da çekmeye karar verdiğini, o dönemde gelip her şeyi ayarladığını, tüm hazırlıkları tamamlayıp, plato olarak kullanılacak oteli dahi bulduğunu, fakat sonra otel sahibinin tutumundan rahatsız olup ani bir karar değişikliği ile çekimleri İzmir’de yaptığını anlattı.
 
Aynı akşam birlikte yemek yediğimiz yönetmen ile kendisini bile şaşırtacak kadar uzun ve neşeli sohbetler yaptık. Sanat üzerine tartıştık. Yeni yeni merak saldığı fotoğraf hakkında sorularını yanıtladık. Hatta bir ara kavram karmaşasına düşüp aslında aynı şeyi söylediğimizi fark edene kadar hararetli bir tartışmaya bile giriştik. İçine kapanık ve fazla konuşmayı sevmeyen biri olduğunu söyleyen Demirkubuz, uzun süredir bu kadar çok konuşmadığını hatta şaka ile karışık eşi ile bile en fazla 15 dakika konuştuğunu söyleyerek bizi neşelendirdi. Gerek o akşam, gerekse ertesi gün şehri gezerken yaptığımız sohbetlerde nev’i şahsına münhasır kişiliğine, sanat ve sinemaya bakışına dair çok şey öğrendik.
 
Isparta’lı olan Demrkubuz, gençlik yıllarında uzun sure (ve başarıyla) işportacılık yaptığını, sanat ve sinema gibi kavramlardan uzak olduğunu anlattı once. 12 Eylül mağdurlarından olan yönetmen, 16 yaşında girdiği hapiste ilk kez kitap okuduğunu, özellikle Dostoyevski’nin ve onun ünlü romanı  ‘Suç ve Ceza’sının hayatını değiştirdiğini anlattı. İçerideyken tam bir edebiyat tutkununa dönüşen Demirkubuz, küçük öyküler de yazdığını ve bir gün yazar olma hayali kurmaya başladığını söyledi. Sinemaya dair herhangi bir arzusu ve planı olmayan Demirkubuz, tesadüfler sonucu tanıştığı ünlü yönetmen Zeki Ökten sayesinde sektöre girdiğini, yaklaşık 9 yıl asistanlık yaptığını ama bu sürede dahi sinemacı olma hayali kurmadığını, bu işi sadece hayatını sürdürmek için yaptığını anlattı. Sonraları siname ve dizi sektörüne, yönetmen ve oyunculara kızdığı bir gün “bunlar film yapıyorsa ben de yaparım” diye düşünerek ilk filmi ‘C-Blok’un ortaya çıktığını söyleyen Demirkubuz, kendisinin sinemadaki gücünün ‘bağımsızlığından’ geldiğinin altını çizdi.

 
Adana Sinema Müzesi’ni gezerken gözleri dolan, afişlere, orada yazan isimlere dair sayısız anılarını anlatan, kostüm ve aksesuarları hayranlıkla inceleyen Demirkubuz, Yılmaz Güney’i gerçek anlamda bir kaç yıl once anlamaya başladığını, ondaki kendi deyimiyle ‘öz ve ateş’den çok etkilendiğini, sinema için en önemli şeyin de bu ‘öz ve ateş’ olduğunu söyledi.
 
12 Eylül’de henüz çocuk yaşta iken hapise giren, idamla yargılanan, işkenceler gören Zeki Demirkubuz, bu sürece dair hiç bir öfkesi ve kininin olmadığını, başına gelenlerin belki de ‘yaşanması gereken şeyler’, bugünkü Zeki Demirkubuz’u var eden etkenler olduğunu söylüyor.
 
Daha çok geceleri üreten biri olduğunu belirten Demirkubuz, hiç hikaye sıkııntısı çekmediğini, yaşadığımız coğrafyanın sonsuz bir kaynak olduğunu, kendisinin halihazırda filme çekebileceği sayısız hikayesi olduğunu söylerken bu yıl bitirdiği filminin önümüzdeki baharda gösterime gireceğini, bu arada yıl bitmeden yeni projesinin çalışmalarının başlayacağını da müjdeledi bizlere.
 
Sinemada ‘emekçi’ iken tek amacı hayatını idame ettirmek olan Demirkubuz, yönetmen olduktan sonra ise sinemadan maddi hiç bir beklentisinin kalmadığını, sırf bu sebeple 10 filminin 7’sini hiç bir destek almadan, kendi imkanlarıyla gerçekleştirdiğini belirtiyor. Beklenti içine girmenin kendisini başka bir yere taşıyacağını, kısıtlayacağını, üretkenliğini engelleyeceğini düşünen ünlü yönetmen, sinema yapabilmesinin bir lüks olduğunu, kendi kendine sayıkladığı bir fikrin veya hikayenin bir yapım haline gelmesinin ve bunun da başka insanlarca kabul görmesinin, onlarla bağ kurabilmesinin mucizevi olduğunu, bunun için hep şükrettiğini söylüyor. Sinemanın kendisi için bir mecburiyet olmadığını, öyle olursa samimi ve gerçek filmler yapamayacağını belirten Demirkubuz, film yapamayacak olursa başka işlere dönebileceğini, hatta hiç gocunmadan tekrar işportacılık bile yapabileceğini anlatıyor alçakgönüllü bir tavırla.

 
Temelini yaşamının kıyısına itilmiş insanların hikayelerinden alan filmlerinde sorgulamacı tavrından asla vazgeçmeyen; yanıtlar vermekten, didaktik anlatımdan kaçınan yönetmen Demirkubuz asla ticari tuzaklara düşmeyeceğini, sorumluluk duygusunu ve ahlakını yitirmeyeceğini, çok istese her kesime hitap edip, büyük gişe yapabilecek filmler üretebileceğini, ama bunu yaparsa öz saygısını ve samimiyetini yitireceğini bildiği için kendi yolundan şaşmayacağını, ilkelerinden taviz vermeyeceğini söylüyor.
 
Muhalif kişiliği ile bilinen Zeki Demirkubuz, bir vatandaş olarak her zaman haksızlıklara karşı çıkacağının, sesini yükselteceğinin, ama bunları yaparken yönetmen titrinin arkasına sığınmayacağının, sade vatandaş olarak haklarını savunacağının altını çiziyor.
 
Koyu bir futbol sevdalısı, ‘Çarşı’ üyesi bir Beşiktaş taraftarı olan Demirkubuz, kendisini yakinen tanıyan yurt dışı organizatörlerin bile önce fikstüre bakıp, Beşiktaş maçlarının olmadığı günlerde kendisini davet ettiklerini gülerek anlatıyor. Bu yılki bilet olayını protestosu dışında Beşiktaş’ın içerideki hiç bir maçını kaçırmadığını, yılda 6-7 kez de deplasmana maç izlemeye gittiğini öğrendiğimiz usta yönetmen için ‘Çarşı’lı olmak da ayrı bir gurur kaynağı. 
 
Filmlerinden ve basından tanıdığımız kadarıyla oldukça utangaç, kendine dönük ve az konuşan usta yönetmen ile dolu dolu iki gün geçirdik, hepimizi şaşırtacak derecede uzun ve samimi sohbetler yaptık. 17 Eylül sabahı uğurlarken bu güzel vakitlerin buruk tadı kalmıştı ağzımızda. Sinematek Adana hakkında fikirlerini soran bir basın menbusuna ise şöyle yanıt vererek bizi gururlandırdı: “Adana’daki arkadaşlarla ilk haberleştiğimizde Sinematek’i bilmiyordum. Altınoran Düşünce ve Sanat Platformu’ndan haberim vardı ancak Sinematek’ten haberim yoktu. Adanalı’nın ezelden beri sinemaya bir tutkuyla bağlandığını okuyordum, İstanbul’daki Adanalı arkadaşlardan dinliyordum. İstanbul’daki Sinematek 12 Eylül’de kapandı ve sonra kimse ilgilenmedi. Anadolu’da başka bir yerde de duymadım. Biraz da şaşırdım. Bir şeyi kurmak çok zor değildir belki ama mesele isimlerin, kimliklerin hakkını vererek hareket etmektir. Arkadaşlarla buluştuğumuzda heyecanlandım. Uzun uzun konuştuk. Tüm detayları öğrendim. İstanbul’da ya benim fark etmediğim ya da 90’larda kalmış bir sosyallikle, üretici, iddialı, tutkulu bir yapıyla karşılaştım. Fotoğrafla ilgili de bilgi aldım. Önceleri şaşırdım ama daha sonra sinema geçmişine sahip, edebiyatla yoğrulmuş Adana’da bu tür faaliyetlerin elbette olması gerektiğini düşündüm. Bu bakımdan şaşırmamak lazım. Çünkü ortada hiçbir şey yokken Adana,  Orhan Kemal’lerin, Yılmaz Güney’lerin doğduğu şehirdi…”
 
Değerli yönetmen Zeki Demirkubuz’a yoğun proframı arasında vakit ayırıp bizlerle olduğu için tekrar teşekkür ediyoruz. Sinematek Adana ilerleyen zamanlarda yeni konuklarıyla Adanalı sanatseverleri buluşturmayı sürdürecek…
 
 



Sayı 23 (Kasım - Aralık 2014)

Bu yazı 1697 defa okundu.