Yüz Yıllık Bir Sevda: Sinemanın Türkiye'ye Gelmesi ve Adana'nın Sinemaya Katkısı

Küçücük bedenimle oturduğum koltukta heyecanla beyaz perdesinin renklenmesini beklediğim o günler, bir çok kişiye göre yüz yıllık bir dönemin belki de en değersiz anlarıydı. Benimse en önemli anlarımı oluşturuyor olması sinemanın bende ne kadar derin izler bıraktığının bir göstergesiydi.
 
Çocukluk dönemlerimde sayıca bir elin beş parmağını geçmeyen yerli filmlerin üretilmesi karşısında bugün çok sayıda yerli filmin üretiliyor olması yeni neslin daha çocuk yaşlarda Türk sineması ile buluşmasına neden oluyor. Bu da bana mutluluk veriyor.
 
Bende benim sinema ile tanıştığım yaşlarda olan kuzenime o günleri anlatmaya başlamıştım ki birden babanneminde bize katılmasıyla kendimizi sinemanın nasıl başladığından tutun da yazlık sinemalara kadar uzanan bir yelpazede dolanıp durduğumuzu fark ettik. 
 
Babannemin anlattıkları doğrultusunda Adana'nın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış olmanın mutluluğu ile sizlerle  Adana'nın Sinema'ya olan katkısını anlatmak istiyorum. 


Çeşitli görüşler olmasına rağmen genel kabul gören görüş; 1914 yılında Fuat Uzkınay'ın çekmiş olduğu "Ayastefanos'taki Rus Abidesi'nin Yılışı"na ait görüntüler  ile başlar Türk Sineması.
 
Bu günlerde yüz yıllık bir dönemi geride bırakmaya hazırlan Türk Sineması'nda dönemin filmlerini incelediğimizde tiyatro kökenli sanatçıların gerek oyunculuk gerek yönetmenlik denemelerinde bulunduğunu gözlemliyoruz. Sanırım teknolojik alt yapının eksikliğini tiyatro kökenli sanatçıları filmlerinde oynatarak bir nevi dikkati başka bir yere çekmek olsa gerek.
 
Ben ise; sizlere yüz yıllık dönem içerisinde kısa bir gezinti yaparak Adana'nın Sinema'ya olan katkısını anlatmak istiyorum.
 
İlk film olarak Ayastefanos'taki Rus Abidesi'nin Yılışı litaretüre geçmiş olsa da gerçek anlamda bir senaryoya bağlı olmak üzere çekilmiş ilk film Sedat Simavi'nin çekmiş olduğu Pençe ile Casus filmidir. ilk komedi filmi ise Şadi Fikret Karagözoğlu tarafından Bican Efendi Vekilharç'ı filmidir. Bu film ilk komedi film olma özelliğinin yanı sıra seri film olma özelliği de taşımaktadır.
 


Bu dönemlerde Almanya'daki tahsilini tamamlayan Muhsin Ertuğrul'un ülkeye gelmesi ile birlikte yeni bir dönemin açıldığını görüyoruz. Muhsin Ertuğrul, Ateşten Gömlek filminde Bedia Muvahhit ile Neyyire Neyir'i oynatarak ilk kez kadın oyuncuların beyaz perdede yer almasını sağlamıştır.

 
1937 yılında Arif Dino Nazım Hikmet'in Güneşe Doğru filminde başrolde oynamıştır. 1949 yılında Ömer Lütfi Akad, Vurun Kahpeye filmini çeker ve Ali Şen bu filmde oynar . Böylelikle Adanalıları beyaz perdede görmeye başlarız



1955 yılında edebiyatımızın önemli isimlerinden ve Adanalı olan Yaşar Kemal'in romanlarından uyarlanan Beyaz Mendil filmi çekilir. 
 
1958 yılında diyaloglarını bir bölümünü Orhan Kemal'in yazdığı Üç Arkadaş filmi Memduh Ün tarafından beyaz perdeye yansıtılır. Hemen bir yıl sonra Yılmaz Güney'in ilk oyunculuk denemesi olan Bu Vatanın Çocukları filmi çekilir.


Yine bu yıllarda  Orhan Kemal Senaryo Tekniği ve Senaryoculuğumuzla ilgili notlar" adlı kitabını yayınlar. Yılmaz Güney'in At, Avrat, Silah filmi ile yönetmenlik dönemine geçiş yaptığını görüyoruz.  
 
1969 yılında ise Adana Sinema Kulübü ve Adana Belediyesi ortaklığında I. Altınkoza Film Festivali düzenlenir.  

Bu dönemler gerek sinemacılar için gerek halk için bir ilk olma özelliği taşıması bakımından insanlarda çok önemli izler bırakmıştır. Altınkoza Film Festivali'nin ilk yılının ödül törenine ait bir fotoğrafa bakınca orada Fatma Girik'in gözyaşlarına tanık olmak bu düşüncemi daha da güçlendirir oldu.


Sinemanın gelişmeye başladığı yıllarda, Ali Şen gibi sinemacıların sinemada boy göstermeye başlaması, Yılmaz Güney'in film üretmeye başlaması ülkenin ilk film festivallerinden birinin Adana'da yapılmasını sağlamıştır.


Adanalı Edebiyatçılarımızdan uyarlanan filmlerinde katkısı ile konun Adana'nın verimli topraklarına, gece hayatlarına ve toprak ağalarına çevrilmiş olması kentimizi cazibe merkezi haline getirmiştir. Bir dönemin yıldızlarına baktığınız zaman hep Adanalı olduğunu görürsünüz.Yılmaz Güney, Yılmaz Duru, Demir Karahan, Menderes Samancılar, Nihat Ziyalan  ve daha niceleri ...


Adanalıların birbirine sıkı sıkı bağlı olması üretimin de kalitesini arttırmıştır. 
 
Adanalı dostlar Abidin Dino, Yaşar Kemal, Orhan Kemal birbirlerini etkilemekle kalmamışlar, üretimlerine de katkıda bulunmuşlardır.

Yaşar Kemal'in senaryosunu yazdığı Türkan Şoray'ın yönetmenliğini yaptığı Yılanı Öldürseler filmi için Abidin Dino İsviçre'de filmin montajına katılmıştır. Abidin Dino kurmuş olduğu dostluklar sayesinde Ali Özgentürk'ün Hazal filminin  montajını Paris'te yaptırmıştır. Yaşar Kemal ise eserini film yapmak isteyen yapım şirketine şart olarak yönetmenliğini Ali Özgentürk'ün yapmasını istemiştir. Bu sayede biri büyür iken diğerinin de büyümesini sağlamışlardır. Sinema'ya edebiyatçı, yazar, ressam olarak büyük katkılar sağlamışlardır.

Bir zamanlar Yeşilçam'ın Kalbinin attığı kent: ADANA

Bir zamanlar çekilen filmler ilk kez Adana seyircisi ile buluşurmuş. Adana halkının onayından geçen filmler Anadolu'da gösterime girermiş. Aynı zamanda burada çok sayıda film şirketlerinin kurulduğunu ve bazı film şirketlerinin şubelerini Adana'da açmış olduğuna şahit oluyoruz.


Yazlık Sinemaların bol olduğu bir dönemde evlerden filmlerin seslerini duyarak büyüyen bir çok kişinin belki de hayalinde o filmlerde oynamak yatmaktaydı. Belki de açık hava sinemalarında kurulan beyaz perdenin arka kısmında filmlerde oynayan Adanalıları izleyerek yetişen gençlerin idolünde sinema artisti olmak yatıyordu.


Ya Anadolu seyircisi Adana'nın verimli topraklarını, toprak ağalarını izleyerek Adana'ya hayran kalmıyorlar mıydı?
 
İşte yüz yıllık bir dönemde Adana ve yetiştirdiği değerler ile Türk Sineması'nda önemli roller oynayarak sinemanın gelişimine Adanalılar katkı sağlamışlardır. Bu katkı sebebiyle ben ve Aslı Selçuk, Türk Sinemasının 100. Yaşını kutladığımız bu yıl, 21. Altın Koza Film Festivali kapsamında hazırladığımız sergiyi Adanalı sinema severler  ile buluşturduk.


Ve gördük ki Adana sinemanın kalbinin attığı bir yermiş, sizce hala da öyle değil mi?

 

 




Sayı 23 (Kasım - Aralık 2014)

Bu yazı 3086 defa okundu.