YENİ YAZI DİZİSİ; GİTARIN TANRILARI: Yngwie J. Malmsteen

yngwieduckface1

“Hemen her büyük Rock grubunun en büyük silahı, virtüöziteye ulaşmış en az bir elektro gitarist barındırmasıdır.”

 

Düzenli okurların hatırlayacağı üzere dergimizin ilk yılında “Sonsuza Dek 27 Kulübü”, ikinci yılında ise “Melodik Devrimciler” yazı dizileriyle dergiye konuk oldum. Müzik merkezli bu yazı dizilerinin ortak paydası, müzik tarihinin en güçlü ve en bilinen tarzlarından olan “Rock Müzik” ve türevleri ağırlıklı idi. Rock Müzik denince derin bir felsefe, ciddi bir müzikalite, sert bir söylem ve tabiî ki belirleyici enstrümanlar gelir hemen akla. Takdir edersiniz ki her biri birbirinden önemli bu enstrümanların en sembolik olanı ise 'elektrik gitar'dır. Hemen her büyük Rock grubunun en büyük silahı, virtüöziteye ulaşmış en az bir elektro gitarist barındırmasıdır. Grupların front man'leri genellikle mikrofon ile kitleye hitap etme şansı bulunan solistler iken, dinleyicilerin gönlünde gitaristlerin ayrı bir yeri vardır. Ve her dinleyicinin kendine “kahraman gitarist”i. Bu müzisyenlerin öyle büyükleri vardır ki altı telli bu enstrümanı tabiri caizse yemiş yutmuş, hem doğuştan gelen yetenekleri, hem de disiplinli çalışmaları sayesinde tek başlarına grupların önüne geçmiş, bir çoğu da sadece kendi adıyla kariyer yapmışlardır. Yeni yazı dizimde bu gitaristlerin en önemlilerini tanıtmaya çalışacağım. Tabiî ki gene kendi öznel tercihlerimle. İlk konuğum da İsveçli efsane virtüöz Yngwie J. Malmsteen.

30 Haziran 1963 tarihinde, Stockholm’de Lars Johann Yngve Lannerbäck adıyla dünyaya geldi. Tamamen sanat  ile dolu bir evde büyüyen Yngwie’nin müziğe pek ilgisi yoktu; ta ki 7 yaşında iken TV’de Jimi Hendrix’i izleyene kadar. Hendirx’in elektro gitar ile yaptıkları, çaldıkları ve gösterinin sonunda gitarı kırıp, yakması bu gizli dahi çocuğun aklını başından almaya yetmişti. Annesi ve kızkardeşi de önemli birer flütçü olan Yngwie’nin şansı, tüm ailenin müzik sevgisi ve ilgisi sebebiyle onu desteklemeleri ve 7 yaşında, sonraları kendisiyle bütünleşecek bir ikona dönüşecek bir Fender Stratocaster gitar sahibi olabilmesi idi. Kendini tamamen Rock müziğin büyüsüne kaptıran bu çocuk, büyük bir Richie Blackmore hayranı idi ve henüz 10 yaşında iken tüm Deep Purple şarkılarını çalabiliyordu. Annesi ve ablasının etkisiyle Barok ve klasik dönem müziğe de büyük ilgi duyan Yngwie, Rock ile klasik müziği harmanlayarak “Neo-Classic Rock” türünün en büyük belirleyicisi olacaktı.

15 yaşına geldiğinde bir gitar tamir atölyesinde çalışmaya başladı. Atölyeye tamir için getirilen bir lut (17 yüzyıl enstrümanı) ona gitar üzerinde deneyebileceği bir fikir verdi; perdelerini eyeleyerek kendine has bir klavyesi olan bir gitar yaptı.  Yüksek teller ve scallope klavye ile çalmak her ne kadar zor olsa da Yngwie, sweep tekniği için daha uygun olması nedeniyle buna kolay adapte oldu.

 

“18 yaşında başlayan muhteşem kariyer…”

 

18 yaşında arkadaşlarıyla 3 parçadan oluşan bir demo kaydetti. Tarzı İsveç için oldukça sıra dışıydı. Umdukları ilgiyi bulamayacaklarını anlayınca demo kayıtlarını yurtdışına göndermeye başladılar. Demoyu dinleyen Shrapnel Music'in sahibi Mike Varney, Yngwie Malmsteen'i Steeler'a katılması için Amerika Birleşik Devletleri'ne davet etti. Steeler'la bir albüm kaydeden Yngwie daha sonra Alcatrazz'a katıldı. Alcatrazz ile 2 albüm kaydeden Yngwie, kendini daha iyi ifade edebilmek, tarzını ortaya koyabilmek için gruptan ayrılarak solo kariyerine başladı.

Solo kariyerinin ilk albümü Rising Force oldu. Bu albüm müzik listelerinde 60. sıraya kadar yükseldi ve bir neoklasik rock şaheseri olarak müzik tarihinde yerini aldı. Albümdeki performansı ile  Enstürmental Rock dalında Grammy'e aday gösterildi.tumblr_mdog7cyzH11rlu9imo1_1280

Genç yaşta elde ettiği bu başarının ardından arka arkaya albümler yayınlayan Malmsteen, her eserinde Bach, Vivaldi, Albinoni, Paganini, Mozart gibi müzisyenlerden esintiler ile sert Rock soundunu ustaca kaynaştırdı. Doğaüstü yeteneğinin verdiği narsizmi, aşırı şişkin egosu ve kaprisleri sebebiyle sık sık grup elemanlarını değiştirmek zorunda kalan Malmsteen, albümlerini çok sayıda önemli müzisyenle kaydetti. Aynı dönemde rekabet içinde olduğu nice gitar virtüözü için ise birer ilham kaynağı oldu, çünkü Malmsteen kendi adı ve yeteneği üzerine bir kariyer inşa etti ve dünyanın dört köşesinde en bilinen, en sevile Rock ikonlarından biri haline gelmeyi başardı. Solo kariyeri boyunca 23 albüm yayınladı. Bana göre Malmsteen kariyerinin en önemli albümü kendi bestelediği ve Çek Filarmoni Orkestrası ile birlikte  icra ettiği, her ölümlünün en az bir kez dinlemesi gereken  1988 tarihli “Concerto Suite for Electric Guitar and Orchestra in E Flat Minor Op.1” isimli konçertodur.

 

“Ferrari’sini Satmayan Virtüöz”

 

Ebru Solmaz (April) ile evli ve Antonio isimli bir oğlu olan Malmsteen, halen Miami’de yaşamakta. Lüks otomobillere, özellikle Ferrari’ye olan tutkusuyla da bilinen Malmsteen bir yandan yeni albümler kaydederken, eşsiz stili, gitara kattığı anlam ve olağanüstü tekniğiyle dünya sahnelerinin tozunu atmaya ve biz hayranlarının ruhlarını beslemeye devam etmekte.




Sayı 13 (Mart - Nisan 2013)

Bu yazı 2468 defa okundu.