Telif midir Aslolan, Yoksa Ego mu?


Murat İlhan

Sene 2001... O yıllarda iki şeye takıntılıyım. Biri yabancı müzik, diğeri internet. Internet diyince bugünkü gibi düşünmeyin daha bırak Facebook'u Youtube bile yok. Bir kaç saati Ekşisözlük’de geçirirsin geri kalan 10-12 saatini de IRC olsun ICQ olsun, chat ortamlarında…  Ama bilgisayar 24 saat açık ve internete bağlı... Uyurken de doğal olarak mp3 download ettirirdim. (Gündüz pek açmazsın download programını çünkü zaten 33.600bps olan hızını sıfır derecesine düşürdüğü için bu işleri gece yaparsın.) En favori, hatta dönemin tek download programı ise tarihe damgasını vuran Napster'dı. Tabii sene 2001 olunca o yıllarda henüz Ankara'nın Bağları ve Hamçökelek de meşhur değil, zaten meşhur olan Türkçe şarkılar için de yeterli kaynak yok, doğal olarak yabancı şarkıları download edip dururduk. Serde serserilik de olduğundan biz de o dönemin her genci gibi Metallica hayranıydık. 
 
Tam da bizim kanallarda bir taraftan Savaş Ay'lı A takımı, bir taraftan Ali Kırca'lı Siyaset Meydanı gibi tartışma programlarında özellikle müzik ile uğraşan sanatçıların telif hakları ve MESAM’ın korsana karşı başlattıkları savaşlar, davalar tartışılırken; Metallica dünyanın diğer ucunda bombayı patlattı ve Naspter'a karşı dava açtı. 
 
İşte albüm satışlarının çok önemli olduğu o yıllarda, bu küçük program bir çok büyük müzisyen ya da müzik grubunun ekmeğiyle oynama başlamış ve dijital dünya ile albüm satışları ciddi oranda azalmıştı. Aynı dönemde Metallica’nın henüz piyasaya sürülmeyen bir albümü, bu program ile birlikte daha ilk haftadan 300bin kişiye ulaşmıştı. Metallica’nın bu konuyu mahkeme götürmesi ile Napster şirketi ceza almış ve batmıştı ama daha sonradan Metallica üyelerinin de itiraf ettikleri -ve bugün de görüldüğü- gibi hiç birşey değişmemişti. 
 
Aslında belki de değişen birşey var.
 
Belki de bir çok kişi benim gibi artık müzik ya da film download etmiyor. Ama bunun sebebi -itiraf etmek gerekirse- sonunda vardığımız erdem ya da telif haklarına olan saygımız değil. Ondan ziyade artık herşeye download etmeden de ulaşabiliyor olmamız. O gün kanallarda korsana karşı savaş açan MESAM bile bugün tüm arşivini Youtube’a kendisi yüklüyor. Bugün artık daha dün çıkan bir albümü - çoğu zaman da kendi üreticisi vasıtasıyla- ertesi gün internette bulman, online dinlemen mümkün. Ama yine doğrusunu söylemek gerekirse, bunun da sebebi sonunda Mesam’ın ulaştığı paylaşımcı ruh değil. 
 
Sonuçta hiçbirinin geliri azalmadı hatta bu sayede marka değerleri yükseldi daha çok kişiye ulaşır oldular. Albüm satışları bitti ama aslında olan sadece sistemin kabuk değiştirmesiydi. Albümden elde etmedikleri gelirleri fazlasıyla ekstralardan elde ettiler.  Aslında bu; paylaşmanın verdiği güçtü.
 
Ticari gelir ile alakalı telifi, patenti bir yere kadar yine de anlayabiliyorum. Ki orada bile güzel örnekler yok değil. Örneğin piyasaya sadece 12 sene önce girmesine rağmen bugün devlerin arasında sayılan ilk elektrikli araba üretici olan Tesla; bu teknolojinin gelişmesi ve yaygınlaşması adına kendi teknolojisini tüm otomotiv dünyasının kullanımına ücretsiz olarak açmıştır.   Ama diğer taraftan sanatın evrenselliği çerçevesinde de, bir eseri -ki bu sanat eseri bile olmak zorunda değil- eser sahibinin kendi tekeline bırakmak da zoruma gidiyor. Mesela hiç bir ticari getirisi olmayan bir fotoğrafı, yazıyı, veya benzeri bir eseri, bir başka kişinin alıp yine ‘’ticari bir amaç olmadan’’ paylaşması bile sorun haline gelebiliyor. Eser sahibi iyi niyetli ise en azından kendi adıyla paylaşılmasına izin veriyor. Kimisi ona da izin vermiyor. Yani sözün özü; birisi senin yaptığın bir işe değer veriyorsa iş de senin gözünde daha da bir kıymete biniyor sanki… 
 
Düşünün ki 10-20 sene önce size deselerdi ki; senin eserini alıp yüzlere ulaştıracağız, o yüzler de alıp binlere taşayacak, bunun için de bedel dahi ödemeyeceksin, bir çok amatör/profesyonel sanatçı sanırım gözü kapalı atlardı. Ama bugün sen bir yazı yazıyorsun ve internet gibi uçsuz bucaksız bir mecrada paylaşıma açıyorsun. Önce yüzlere sonra belki de binlere ulaşıyorsun. Daha sonra birileri bu yazıdan ola ki kaynak göstermeden bir kısmını ya da tamamını alıp da, o da kendi çevresine yaymaya başlarsa, olay çıkarıyorsun. Fotoğraf  ya da diğer sanat elamanları için de aynısı geçerli aslında. Peki o yazıyı ilk yazdığında ya da o fotoğrafı ilk yaptığında amaçın neydi ki? İçeriğini mi milyonlara ulaştırmaktı yoksa adını mı? Bugün Mona Lisa’yı Da Vinci çizmeseydi de bir değer olmayacak mıydı örneğin? Ya da Hamlet’i bir başkası yazsaydı yine Hamlet değil miydi? Imagine’ı biz John Lennon’un diye mi sevdik yoksa bizdeki etkisinden mi? Peki ya anonim olan halk şarkılarımız daha mı az değersiz Sezen Aksu’nun yazdıklarından? 
 
Gerçekten telif hakları mı derdimiz yoksa ego mu? 
 
Ben paylaşın derim. Futursuzca paylaşın. Bir yazıyı, bir fotoğrafı, bir fikri sahiplenmeden paylaşın. En çok da bildiğinizi. Bırakın paylaştıklarınız da paylaşsın. İstiyorsa kendi imzasıyla paylaşsın. Sen biliyorsun ya gerçeği. Müze gibi düşün, bir modern müze. Sadece kendine saklamadığın, insanlara ulaştırabildiğin bir müze… Varsın adın olmasın… Bir sigara yak, bir kadeh kaldır, bir tebessüm et, kibirini içinde yaşa…
 

 




Sayı 29 (Kasım - Aralık 2015)

Bu yazı 4136 defa okundu.