Rönesans'ın Peşinden İtalya

Altınoran Düşünce ve Sanat Platformu bünyesinde Temel Sanat Tarihi ve İleri Sanat Tarihi Atölyelerine devam eden arkadaşlarımızla birlikte uygulama gezisi olarak bu sefer İtalya’yı seçtik.

Öncelikle kısaca Sanat Tarihi Atölyelerimizden bahsetmek istiyorum.

Temel Sanat Tarihi Atölyesi’nde günümüzden 30 bin yıl önce yaşayan insanların sanatla ilgisini soran ve Albert Einstein’ın görecelilik kanununun sanatla ilişkisini sorgulayan geniş bir pencerede, felsefik olarak düşünmeye, bilgiye açık bir ortamda tartışıyoruz. İlk Çağlarda Sanat ile başlayıp, Antik Dönem Sanatı ile devam eden ve günümüze kadar uzanan sanat akımlarını öğrendiğimiz, sanatçıları tanıdığımız dersler görüyoruz.

İleri Sanat Tarihi Atölyesi’nde ise bir eserin neden başyapıt olduğunu veya bir sanatçının hangi eserinin başyapıt olduğunu nedenleri ile tartışıyoruz.

Sanat akımlarının doğmasına neden olan şartları bilmeden, sanatçıları tanımadan yaratıcılığımızın kısıtlanacağını ve yapmaya çalıştığımız, adına sanat dediğimiz şeyin altının boş kalacağını biliyoruz. Bunun dışında sanatı anlayan ve yorumlayabilen ne kadar kişiye ulaşabilirsek o kadar şehrimize değer katacağımızı düşünüyoruz.


Gelelim Gezimize… Neden İtalya?

İtalya çok çeşitli Avrupa Uygarlıklarına ev sahipliği yapmıştır. Antik Romalıların İtalya topraklarını kendilerine yurt edinmelerinin yanısıra Rönesans hareketi de İtalya’da doğmuş ve tüm Avrupa’ya buradan yayılmıştır.

Altınoran Sanat Atölyesi’nin Roma’dan başlayıp, Vinci Kasabası, Floransa’da devam edip Milano’da biten 8 günlük “Rönesans’ın Peşinden İtalya” gezisinin tamamını burada anlatmam mümkün değil. O zaman başyapıtları ön plana çıkararak bunları sizinle paylaşalım.


Pantheon’dan Ne Anladık?

Roma’da ilk önce Antik Dönemin en önemli yapısı, bir başyapıt olan Pantheon’u ziyaret ettik. Selimiye’yi, Ayasofya’yı anlamak için önce Pantheon’u anlamak gerektiğini düşünüyoruz.

Pantheon çok tanrıya hizmet veren tapınak demektir. Panteizm ise evrenin kendisinin bir tanrı olduğuna inanan ve bu yüzden astronomik çalışmaları destekleyen antik bir inanıştır. Bu inanışa göre başta güneş olmak üzere, gök cisimleri kutsaldır. Gök cisimlerinin kutsal olduğuna inanan bir duygunun mimara nasıl bir ilham verdiğini Pantheon’da gördük. İşte Pantheon’un bizde yarattığı etkiyi Ayasofya’da ve zirve olarak Selimiye Camii’nde gördük. Eğer Mimar Sinan Pantheon’u incelememiş olsaydı Selimiye’yi inşa edebilir miydi?


Vatikan Müzesi Ne Hissettirdi?

Dünyanın en büyük Roma müze kompleksine geldik. Yüzyıllar boyunca farklı papalar tarafından toplanan değerli resim, heykel, harita gibi sanat eserlerini bünyesinde barındırıyor. Ortaçağ resimlerini, Leonardo Da Vinci ve Caravaggio’nun çok önemli resimlerini görme şansımız oldu. Müzenin bir çok yerinde sadece tavanlara ve duvarlara bakarak yürünebiliyor. Ben resim ve heykellerle süslü tavanlara bayıldım.

Müzenin en ilgi çeken yeri kuşkusuz Rafael Odaları ve Sistina Şapeli. Bitmeyen kalabalık en güçlü halini Şapelde alıyor. Şapel Papa’nın da seçildiği yer olduğu için hem Vatikan hem de Hristiyan dünyası için oldukça mistik bir yer.

Papa Michelangelo ile yıldızlarla dolu gökyüzü şekilleri olan 500 metrekarelik tavana 12 havarinin resmini yapması için sözleşme yaptı. O bunu küçük ve sefil bir görev olarak gördü. Onun yerine 300 den fazla figür olan Eski Ahit’ten dokuz hikayeyi anlatan bir tavan yaptı. Ayrıca şapel içine Kıyamet Günü’nü tasvir ettiği “Last Judgement” tablosunu yaptı. Bu tabloyu incelerken Rönensansın idealizminden ilk sıkılan kişinin Michelangelo olduğunu gördük. Artık insanlar ideal vücutda değil, deforme ve sündürülmüş şekilde çizilmiştir.


San Pietro Bazilikası'nın Önemi

Neron döneminde M.S. 64 yılında öldürülen havarilerin lideri Aziz Pietro’nun gömülü olduğu yerde şimdi O’nun anısına hristiyanlığın en büyük kilisesi olan San Pietro Kilisesi vardır. San Pietro’nun sırf hristiyan olduğu için yakıldığı yerde şimdi katolik hristiyanların mabedi yer almaktadır.

Kubbenin planı Michelangelo’ya aittir, fakat tamamlayamamıştır. Michelangelo’nun çizimlerine göre kubbeyi 1588-89 da Giacomo Dalla Porta tamamlamıştır. İç süslemeleri Rönesansın ünlü sanatçılarından olan Rafael ve Bernini tarafından yapılmıştır.

Michelangelo’nun 25 yaşında yaptığı Pieta heykeli Piskopos Jean Bilheres için San Pietro Katedrali’ndeki mezarını süslemek üzere yapılmıştır. O zaman yapılan anlaşmada Roma’nın en güzel mermer yapıtı olacağı yazılıdır. Bunun dışında Rönesans ve Barok sanatçılarına yaptırılmış yüzlerce sanat eseri bulunmaktadır.

Bernini, San Pietro Meydanında mimari dehasını konuşturmuştur. Kavisli olarak uzanan sütunlar dünyanın her yerinden gelen hacılarına kollarını açmış bir şekilde bekler.


Piazza Navona

Tüm Roma meydanları içerisinde Piazza Navona, Roma hayatının en canlı yaşandığı yerlerdendir. Meydanda mimar Gian Lorenzo Bernini’nin “Dört Nehir Çeşmesi”, Francesco Borromini ve Pietro da Cortona’nın çalışmaları vardır. Bir efsaneye göre bu meydan Bernini ve Borromini’nin rekabetini sembolize etmektedir. Bernini nehir tanrıları ile paganizmi yansıtırken Borromini aynı meydanda kilise ile Hrıstiyanlığı temsil etmektedir. Bu çalışmaların hepsi barok tarzını yansıtır.

İspanyol merdivenlerinde şehrin harika manzarasını fotoğrafladık. Trevi (Aşk çeşmesi) tadilattaydı göremedik ama küçük bir havuz yapmışlar yine de bu havuza paraları atabildik. Roma İmparatorluğu mimari ve mühendisliğinin en önemli eseri olarak kabul edilen ve dünyadaki en büyük amfi tiyatro olan Kolezyumu gezdik.

Heykeltraş Mikelanj’ın artık çok saygın olduğu bir dönemde yaptığı mimari bir eser olan Capitol Meydanına gittik. Bu çalışma belki de dünyanın ilk şehir planlama çalışmasıdır ve antik çağdan beri Roma’nın merkezidir. Papa III.Paulus meydana konmak üzere o dönemin elde kalmış en önemli antik heykeli olan İmparator ve filozof Mark Aurellius’un at üzerindeki heykelini hediye etmiştir. Meydanı gece ziyaret edebildiğimiz için heykelin aslını göremedik ama meydanın tam ortasındaki bir kopyası ile avunduk.


Bruno Neden Yakıldı?

Bruno tanrının ve evrenin birbirinden farklı iki töz olmadığı, ama aynı gerçekliğin iki sonsuz görünümü olduğunu kabul eder. Ona göre her şey tanrısal kuvvetin görünüşüdür:

"Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."

İşte bu düşünceleri yüzünden Campa di Fiori Meydanı’nda yakılan Bruno’nun heykelini ziyaret etmeden olmazdı.


Vinkoli Kilisesi ve Freud

Papa II. Julius’un mezarı için Michelangelo tarafından yapılan ünlü Musa heykeli bu bazilikadadır. Heykelin anatomisi o kadar gerçeğe yakın ki hayretler içinde kaldık. Hatta  Michelangelo'nun heykeli bitirdiğinde Musa'ya ''Konuşsana be adam'' dediği ve elindeki çekici heykele doğru fırlattığı söylenir. Ayrıca bu heykelde Michelangelo’nun Barok’u müjdelediği hissedilir. Freud 1913 de eseri günlerce incelemiş ve “Michelangelo’nun Musa’sı”adlı bir kitap yazmıştır.


Villa Borghese Müzesi'nde Bizi Bekleyen Sürpriz?

Sanat koleksiyoncusu Kardinal Scipione Borghese, Villa Borghese parkındaki Barok villayı küçük ama çarpıcı koleksiyonunu barındırması için tasarlamıştır. Burası İtalya’nın en iyi küçük müzelerinden biridir. Kardinalin himayesindeki genç Bernini’nin eseri olan şaşırtıcı heykeller dikkate değerdir. Bunlar kardinal büstleri, enerjik bir Davut ve zarif bir heykel olan Apollon ve Daphne bizleri hayrete düşürdü. Heykeller 3 boyutluydu ve hangi noktadan bakarsanız bakın farklı bir görüntü ve buna dayalı farklı bir duygu veriyordu. Müzede heykel dışında ayrıca Caravaggio, Boticelli gibi ustaların tabloları bizi heyecanlandıran eserler olmuştur.


Vinci Kasabası-Sufumato'nun Doğduğu Yer

Rönesans döneminin düşünürü, mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltraşı, ressamı….Daha yazsam mı acaba? Rotamızı değiştirip Leonardo Da Vinci’nin kasabasına gittik. Yaşadığı ev kapalı olduğu için göremedik ama kasabadaki çalışmalarının sergilendiği müzeyi gezme şansımız oldu. İşte tam da o sırada güneş batmak üzereydi ve biz onun resimlerini çizerken yaşadığı ortamı ve manzarayı yaşadık, hissettik. Yani sufumatoyu (hava perspektifi) ilk doğduğu yerde yaşadık. Da Vinci burada doğayı inceleyerek artık resimlerinde uzakdakileri, yakındakilere göre daha soluk çizerek, yeni bir derinlik hissi oluşturmuştur.


Rönesansın Doğduğu Şehir: Floransa

Floransa kelimenin tek anlamıyla bir açık hava müzesi. Şehirdeki binalar ve anıtlar sanatı, savaşı ve hayatı anlatıyor. Bir zamanlar Leonardo da Vinci, Michelangelo, Dante gibi sanatın büyük ustalarının dolaştığı sokaklarda olmak çok heyecan verici.

Santa Maria Del Fiore Katedrali ve Müzesi, Bargello Müzesi, Uffizi Sanat Galerisi, Santa Croce Bazilikası, Santa Maria Novella Bazilikası ziyaret ettiğimiz yerler arasındadır.


Neler Gördük?

Santa Maria Del Fiore Katedrali’nin kubbesini yapan Brunelechi’nin, bu kubbeyi Panteon’u inceleyerek yaptığını gördük.

Bargello Müzesi’nde Luca della Robbia, Verrocchio, Donatello, Michelangelo, Cellini’ye ait en geniş İtalyan gotik koleksiyonlarını ve 14.-17.yüzyıl rönesans heykellerini inceledik. O kadar çok heykel arasında görmek için sabırsızlandığım Michelangelo’nun Sarhoş Baküs’ü zemin katta bizi bekliyordu. Heykelde kontrapost , sarhoş duygusu, vücudun yay durumu, çocuğun afacan bakışındaki canlılık bizi büyüledi.

Accademia Sanat Galerisi’nde ise müzenin en ünlü eseri olan Michelangelo’nun Davut heykelini inceledik. 5,17 metre yüksekliğinde olan eserde gerçek insan oranları gözetildiğinde heykelin oranları oldukça farklıdır. Baş ve üst-vücut, alt-vücut oranlarına göre daha büyüktür, el normal bir elden daha abartılı yapılmıştır. Bu yeni bir akımın habercisi olabilir mi diye düşündük.

Ünlü Medici ailesinin sanat koleksiyonunun sergilendiği, dünyadaki en eski ve en ünlü sanat müzelerinden biri olan Uffizi Sanat Galerisi’nde ise Boticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” eseri bizi beklemekteydi. Venüs’ün Doğuşu Antik çağın küllerinin içinden yeniden doğuşunu simgeler.Midye kabuğu bunun simgesidir.Rönesans aynı zamanda, bir fikrin, bir nesnel sembolle anlatılmaya başlandığı dönemdir.Bu bir devrimdir. Ve ancak eğitimli kişilerin bu sembolleri anlayabilmesi, bir statü oluşturur.

Boticelli’nin diğer eserlerinin yanında Leonardo Da Vinci’nin “Müjde” isimli tablosu ve henüz çocuk yaştayken hocası Verrocchio ile birlikte yaptığı “İsa’nın Vaftizi” isimli tablosu vardı. Rafael, Parmigianino, Titian (Urbinolu Venüs), Caravaggio ve daha bir çokları bize görsel bir şölen yaşattı.

Roma Katolik Kilisesi’nin küçük bir bazilikası olan Santa Croce Kilisesi’nde ise Michelangelo, Galileo, Machiavelli gibi bazı en meşhur İtalyanların mezar yerlerini gördük. İçi Giotto ve onun öğrencileri tarafından fresklerle süslenmişti.

Santa Maria Novella ise tarihsel olarak Floransa'da ilk büyük basilikadır ve şehrin önemli Dominikan mezhebinin kilisesidir. Özellikle Gotik ve erken rönesans dönemi sanat ustalarının yağlı boya tabloları ile meşhurdur. Ve burada yine çok merak ettiğimiz Masaccio’nun geometrik perspektif dediğimiz yöntemi kullanarak yaptığı duvar resmini görüp derinliğin peşinden gittik.


Ver Elini Modanın Şehri Milano

Milano’ya gittiğimizde İtalya’nın gezdiğimiz diğer kentlerine göre daha hareketli bir yaşamla karşılaştık. Şık dükkanlar, sanat galerileri ve restorantlar hınca hınç insan doluydu. Bunun bir nedeni de moda festivali haftasına denk gelmemizdi. O zaman elimizi çabuk tutup programımızda olan yerleri gezmeli ve ver elini mağazalar.

İlk ziyaret ettiğimiz yer büyük usta Da Vinci’nin başyapıtı olan “Son Akşam Yemeği” tablosunun bulunduğu Santa Maria Della Grazie Kilisesi oldu. Öyle istediğiniz zaman kiliseyi ziyaret edemiyorsunuz maalesef. Biz 3 ay önceden randevumuzu almıştık. Hatta planımızda olmayan yardımcı rehberimize bile bilet alamadık. Ustanın, rahiplerin yemek yediği yemekhaneye yaptığı bu fresk, odanın uzantısını paradoksal bir biçimde kişiyi içine alarak doğruca İsa’ya götürüyor. Resmi inceleme süremiz sadece 15 dakikaydı. Çok heyecanlandığımızı söylemek isterim. Çünkü 15.yüzyılda yapılan bir başyapıtın karşısındaydık.


Uçan Katedral Milano

Duomo Di Milano, dünyanın en büyük dördüncü, İtalya'nın da en büyük katedrali olma özelliğini taşıyor. Dışarıdan bakmak bile insanı etkiliyor zaten. Yine de içine girince inanılmaz yüksek tavanı, göğe değecekmiş gibi upuzun sütunları, desenli tavanları ve onlarca devasa tabloyla insanın aklını başından alıyor. İçerisi loş, heybetli, etkileyici ve bazen cam vitrinlerin içinde yatan mumyalanmış azizleriyle ürkütücü. Burada ise gotik sanatın özelliklerini incelemiş olduk. Yapıların sivri olması, çok fazla pencere kullanılmış olması ve pencere camlarının renkli (Vitray Sanatı) olmasıdır.Çatılarda yer alan ve oku andıran kulelerde, bu sanattaki bir diğer önemli özelliği oluşturur.

Milano’daki son ziyaret ettiğimiz La Scala ise dünyanın en ünlü opera binalarından biridir. Bir temsil izlemek istedik ancak maalesef biletler aylar öncesinden tükenmişti. İçinde Toscanini, Verdi, Lizst, Puccini, Rossini, Maria Callas, Leyla Gencer’den izler bulduğumuz müzik müzesini gezdik.

GENEL ANLAMDA BAKARSAK;

 

İtalya'nın şehirlerinin mimari olarak birbirinden farklı olduğunu gördük, çünkü şehir krallıkları vardı.

Pantheon ve Doumo’yu karşılaştırdık. Pantheon ve Selimiye Camii’ni karşılaştırdık.

Rönesans-Barok farkını-Barok Gotik farkını gördük.

Antik Roma, Gotik Sanat, Rönesans ve Barok’un en önemli eserlerini tartışarak izledik. Çok sayıda Ortaçağ resmi ve Gotik eser gördük. Yüzlerce heykel inceledik. Leonardo Da Vinci’ye dokunduk, Mikelangelo’ya dokunacak kadar yaklaştık, Bernini ile ise köşe kapmaca oynadık.

Hiç şüphesiz ki sanat sadece resim değil. Rönesans-Barok-Rokoko’nun mimari, edebiyat ve müzik’te de etkisini sürdürdüğünü gördük. Bir sanat hareketi ancak mimariye yansırsa akım haline gelebilir. Bunun canlı örneklerini İtalya’da izledik.

Dua edip mum yakmayı unutmadık.

Gezdik, yollarda şarkılar söyledik, şarap tattık, makarna yedik, pizza yedik, Milano Moda Festivaline uğradık...

İtalya’da aşk başkadır.

Ve bunları hepinizle paylaşmak istedik.

 




Sayı 25 (Mart - Nisan 2015)

Bu yazı 3394 defa okundu.