NÖBETÇİ KÜTÜPHANE- ŞAHANE

Kütüphaneler şahane yerlerdir. Aklıma ilkokul yıllarım geldi. Öğretmenimiz bir konu verir, kim hazırlamak ister, derdi. Kütüphaneye gideceğim ya, parmağım uçar gibi havaya kalkardı. Kapıdan içeri girdiğimde yüksek tavanlı, kocaman ahşap masaların olduğu, kendimi başka bir dünyada hissetmemi sağlayan büyülü bir yerdi orası.  O kitap kokusunu içime sindire sindire, kocaman ciltli kitapların olduğu sessiz, ıssız, renksiz raflara koşardım. Kazara bir yanlışlık yapıp gürültü çıkaracağım diye ödüm kopardı. Ansiklopedilerden sayfalar dolusu bilgi yazardım, bilgisayardan fotokopiden bihaber. Uzun yollar katederek ulaştığım kütüphanede, saatlerce kitap okumak o kadar mutlu ederdi ki beni. Her ne kadar çok ciddi suratlı, aradığım kitabı bulamadığımda beni tersleyen kütüphane görevlisi kadından çekinsem de, bazen hayal kurardım, acaba oyun oynar gibi kitap okuyabildiğim bir kütüphane olabilir miydi? Tamam gürültü etmeyeyim ama kitap komik olunca gülebileyim.

Halk Kütüphaneleri benim çocukluğumda kitabın ulaşmadığı ya da herkesin kitap alma gücüne sahip olmadığı şehirlerde bulunmaz nimetti. Türkiye’nin kültürel hayatına katkıda bulunmuş pek çok ismin çocukluk yıllarında silinmez izler bıraktığını biliyoruz. Kitabı yer gibi okuyan bir çocuk olduğum için babam abone kartı almıştı bana. Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarının tümünü ödünç alıp annem, kardeşim ve ben içimiz acıyarak okuduğumuzu bugün gibi hatırlıyorum.

Büyük bir tutkudur kitap.Yazılan ne olursa olsun okuyanın anladığı veya yorumladığı kadarıyla anlaşılmaktadır. İnsanda öyle değil midir? Her şeyden önce dosttur, sizi hiç yalnız bırakmayan. Sessiz öğretmendir, Aulus Gellius’un dediği gibi. Eğitimin, bilimin, sanatın kısacası insanlığın temeli kitaba dayanır.

Ülkemizin bence en büyük sosyokültürel problemlerinden biri kütüphane fakiri olmamızdır. Bu eksiklik halkımızın aydınlanamamasının önündeki en büyük engellerden biridir. Kütüphane sayısının artması ile ne kadar çok problemimizi çözebileceğimizin devlet yöneticileri farkında değil midir ya da umurlarında mı değildir?

Milli Eğitim Bakanlığı Mart ayının son pazartesi günü başlayan haftayı kütüphane haftası olarak kutlar. Hafta süresince kütüphanenin önemi anlatılır, yararlarından söz edilir, sorunları kamuoyuna duyurulur. Kütüphanelerde uyulması gereken kurallar öğretilir. Oysa günümüzde bilgisayar, internet gibi teknolojik gelişmeler sonucunda kütüphanelerden faydalanan kimseler çoktan azalmıştır.

Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bunların hiç birisi kitabın yerini tutamaz. Zaten dünyanın en gelişmiş ülkelerinde hemen hemen her sokak başında küçükte olsa bir kütüphanenin olması ve kitaba ilginin artması bunun kanıtıdır.

Eğer sosyal değişmenin olumsuz sonuçlarını dert ediyorsak, bilgiye ulaşma ve öğrenme ortamlarının yerini değiştirerek acaba olumsuzu olumluya çevirebilir miyiz?

Mimari güzelliği olan, içinde çay kahve içebileceğimiz, evimizden on dakikalık mesafede ulaşabileceğimiz bir kütüphane olsa, zaman geçirmek için alışveriş merkezlerinden kurtulabilir miyiz?

Vay efendim Türkiye’de kitaplar çok pahalı olduğu bahanesini öne sürerek alıp da okuyamayanları kütüphaneye çeker miyiz?

Şehirlerin her ilçesine böyle kütüphaneler açılsa, kısa zamanda kitap fiyatlarında önemli düşüşler gerçekleşir mi?

Alışveriş merkezi gibi kısa zamanda para kazandıran bir yatırım olmadığı için kapitalizm para yatırır mı?

İşte bu sorularımın yanıtlarını bulmak için Nöbetçi Kütüphane’nin kapısından içeri giriyorum.

"GECELERİ OKUMAYA VE DÜŞ KURMAYA BEKLERİZ"

Şirin mi şirin bir mekan burası, her şey çok sevimli. Duvarlarda film posterleri, kitap kapakları, resimler, notlar var. Her yer kırmızı, pembe canlı çiçeklerle dolu. Birden pozitif bir hava etrafımı sarıyor. Kırmızı tam yayılmalık bir koltukta buluyorum kendimi. Herşey çok dikkat ve ilgi çekici. Pırıl pırıl iki gençle göz göze geliyorum. Çay ister misiniz? diye soruyorlar. Sanırım Avrupa’ya ışınlandım. Masalarda, koltuklarda  bir çok kitap okuyan, ders çalışan genç var. Etrafın renkliliği başımı döndürüyor. Bir kahve istiyorum.  Ancak hayalim gençlerin önünde test kitaplarını görünce suya düşüyor. Burası Avrupa olamaz, o zaman neresi?

 

Kahvelerimizi içerken merak ettiğim sorularımı iki çift ışıl ışıl parlayan gözlere bakarak soruyorum.

Altınşehir Adana: Girişte Nöbetçi Kütüphane Noyan Esen Şubesi yazıyor. Burası ne zaman açıldı?

Nadiya Esen:  Ocak 2016 tarihinde açıldı, yani henüz çok yeni. Ancak Nöbetçi Kütüphane’nin mimarı Cemil Sobacı’dır.

Altınşehir Adana: Cemil Bey burası şube olduğuna göre bir de merkezi olmalı. Bu projene zaman ve nerede başladı?

Cemil Sobacı:İlk olarak 2014 yılının başlarında evimizin teras katında başladı.  Kitap listeleri çıkardık. Aramızda topladığımız ve sinema derslerinden gelen paralarla temel ihtiyaçları aldık, küçük bir gece kütüphanesi kurduk. Sonrasında fonlabeni.com üzerinden topluluk fonlaması projesi gerçekleştirdik. Destekçilerimizden de gelen paralarla 2014 yılı Ekim ayında merkezimizi Çukurova Üniversitesi Park Balcalı Doğal Yaşam Merkezi’nde, harika bir bahçe içerisinde, camlarla çevrili büyülü bir yerde açtık. 

Altınşehir Adana: Neden Nöbetçi Kütüphane? Kurarken neyi amaçladınız?

Cemil Sobacı: Nöbetçi Kütüphane katılımcı ve geceleri de açık olan bir kütüphane. Aslında anlatmaktan çok göstermeye çalıştığım bir şey. Burada ortayaçıkan şeylerin tümü Nöbetçi Kütüphane. Arkadaşlık var, bir arada olmak var, ders çalışırken ara verip birlikte sohbet etmek var ya da hayalleri bir yerlere karalamak var. Birlikte çay içmek, şiir okumak var, film izlemek var. Bütün bunların olduğu bir topluluk aslında. Gelenlerin kendi hareketleri ve enerjileri ile yaptıkları bir şey. Ben çok işin içinde değilmişim gibi hissetmeyi seven biriyim. Onun için çok görünür olmayı da sevmiyorum. Burası benim için bir işletme değil. Buraya şimdiki zaman ütopyası diyoruz.  Normalde insanların gerçek olduğunda mutlu olacağı ama gerçek olma ihtimalinin düşük olduğuna inandığı şeyler yapmayı seviyoruz. Onun için kütüphane bir başlangıç oldu, bundan sonra belki başka projeler için bir zemin olur. Yaratıcı hayalleri ve fikirleri olan insanlar buraya gelir, anlatır konuşur. Burası da onun bunu yapabilmesi için destekleyecek bir merkeze dönüşürse başarılı olduğunu düşünürüm. Aksi takdirde ders çalışılan bir yer ya da sadece kitap okunan bir yer olması çok önemli değil. Okurlar arasında, çalışanlar arasında, hayal kuranlar arasında etkileşim olması önemli.

Altınşehir Adana: Merkeziniz ve buradaki mekan çok ilginç. Gördüğüm kadarıyla herkes evinde gibi rahat davranıyor. Bunu nasıl sağladınız?

Cemil Sobacı:Nöbetçi Kütüphane sabah saat 10.00’dan gece saat 02.00’ye kadar açık bir kütüphane. Mekanın kurulmasını ve yapısını bu rahatlığı ön plana çıkaracak şekilde yaptık. Bu şekilde etkileşime girebilecekleri alanlar oluşturarak, kütüphane masalarında karşılıklı oturmalarını sağlayarak ya da ders çalıştıkları alanda büyük toplantı masasının etrafında olmalarını sağlayarak etkileşime dönük inşa ettik. Ama en temelde amaç, akşam saat altıdan sonra işinden çıkan insanların kullanacağı kütüphanelerin sayısının sıfır olmasıydı. Sabah dokuz akşam altı çalışan insanların, sabah saat 9’da açılıp akşam saat 5’te kapanan kütüphanelere gitme şansı yok. Onun içinde denenmemiş bir şey var burada. Akşam açık tuttuğumuzda gerçekten kütüphaneye giden insan sayısının ne olduğunu aslında çok bilmiyoruz.Ben orayı denemek ve insanlara bir fırsat yaratmak istedim. 

Altınşehir Adana: Ekipte başka kimler var? Asıl mesleğiniz nedir?

Cemil Sobacı: Kütüphane işini Caner Palandökenler diye bir arkadaşım var onunla birlikte yapıyoruz. Caner şirketlere danışmanlık yapıyor, ben de tanıtım filmi, metin yazarlığı, sosyal medya işlerini yönetmek gibi işler yapıyorum. Bu yıl kütüphane çok zamanımızı aldı, diğer yaptığımız işler azaldı.Yaz boyu düğün filmleri çekiyorum. Oradan gelen parayla kütüphane yaptırıyorum. Geçen yıl ki deneyimimiz öyle idi. Bu yıl da yazı benzer geçiririz diye tahmin ediyorum. Yani çalışıp, biraz para biriktirip onu kütüphaneye aktarırız. Ancak niyetimiz daha az kütüphaneye odaklanan bir yapıya geçmek. Sonrasında benim hayalim film yapmak, Caner’in de danışmanlık yaptığı firmalara odaklanmak. Nöbetçi Kütüphane bu aşamaya gelinceye kadar da çok fazla dostumuzun desteği var. Görünmeyen kahramanlardan kurulu kocaman bir ekip var yani, gerektiğinde birbirini bulan.

Altınşehir Adana: Finansmanı nasıl sağladınız?

Cemil Sobacı: Okur demek okuyan insan demek, sömürünün olmadığı, rantınolmadığı, yada bir takım fırsatlar üzerinden para kazanılmadığı bir yer demek aslında.Onun içinde kapitalizm hiçbir zaman buraya yatırım yapmıyor, çünkü burada para yok. Bir koyup beş alamayacaksam niye para koyayım diyor. Bizde tersini söylüyoruz, bir koyalım hep bir kalsın ama hep birler devam etsin. Sonra iki olursa iki tane yapalım, üç olursa üçüncü bir tane yapalım. Bir koyup beş almaktansa bunun sayısını çoğaltalım. Öyle olunca şu an 3.şubemizi Gazipaşa Bulvarı’nda açmak üzereyiz. Yılsonuna kadar bir tane daha yapmaya çalışacağız. Böyle böyle kopyalayarak aslında kendine yetebilen, içerideki topluluğun sorumluluk aldığı, ekonomik olarak herhangi bir yerden destek almayıp doğrudan bireylere ve buranın kullanıcılarına çağrı yapan bir yer haline geldi. Bir şubenin finansmanını gelen okuyucuların destekleri, çay kahve destekleri, yılda bir defa internette para toplama kampanyası ile sağlıyoruz.

Altınşehir Adana: Kitapları nereden sağlıyorsunuz? Ne tür kitaplar var?

Cemil Sobacı: İlk kütüphaneye ben kendi kitaplarımı götürdüm. Şu an bine yakın kitap var. Bu benim için bir sıçrama oldu. Eğer ben evdeki kitaplarımı paylaşabilecek duruma geldiysem bir okur olarak dedim ki, o zaman bu kütüphane yürür. Çünkü güzel bir söz var; “Eskiden zenginlik insanların satın aldıklarıyla ölçülmezdi, verdikleriyle ölçülürdü.” Benim içinde o çok önemli. Evdeki kendi üzerine karalayıp not  aldığım  sekiz yüz  kitabı başka okurlara açabildiysem, o an kendimi çok zengin hissettim. Çünkü başka hikayelerinde o kitaplara eklenebileceğini, başka okurlarında o kitaplarla etkileşime girdiğinde daha ilginç fikirlerin hayata geçeceğini düşündüm. Hem kendim için o dünyada olmayı zenginlik sayıyorum hem diğer insanların yarattığı zenginliklerle bir arada olmayı seviyorum. Şimdi buraya da bir miktar kitap aldık, biraz kitabınız varsa diye talep ettik. Daha çok başvuru kitapları toplamayı seviyoruz. Onun için bir internet alt yapısı kurma hazırlığı içerisindeyiz. Felsefe, sosyoloji, psikoloji, sanat, kuram, çağdaş dünya edebiyatı ve Türk edebiyatından eserlerle, ağırlıklı daha çok okuma kültürünü yaygınlaştırmak üzerine yani araştırmadan çok alıp biraz okunup kurcalanacak kitapları toplamaya çalışacağız. Aldığımız kitapları kütüphanede tutma sözü vermiyoruz. Bazı okurlar ben veririm orada dursun, kimse almasın diyor. Biz okurlara hediye etme hakkımızı saklı tutuyoruz. Ben ödünç vermiyorum, daha çok burada okumalarını istiyorum ki tanışsınlar. Ödünç alma başlarsa herkes alıp gidecek okumadan geri gelecekler. Burada okumalarına daha çok izin veriyor ve ara ara kitapları hediye ediyorum.

 

Altınşehir Adana: Nöbetçi Kütüphane’ye nasıl destek olunabilir?

Cemil Sobacı: Uğrayıp kitap okumak yeterince destek zaten. Çay kahve içtiklerinde kumbaraya para atabilirler. Destek sayfamızdan para desteğinde bulunabilirler. Okurlar kütüphanelerindeki kitapları paylaşabilirler. Kek, pasta, börek getirip paylaşabilirler. Destek vermek isteyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bir de sorumluluk almak isteyen insanların sayısı artıyor. Yeni kütüphaneler kurmaya başladıkça insanlar bizim takım arkadaşımız olacak, ailenin bir parçası olacak. Kolaylıkla ilerleyeceğiz gibi görünüyor.

Altınşehir Adana: Kimler daha çok geliyor?

Cemil Sobacı: Her yaştan okur ziyaret ediyor. Her gün gelenlerde, ayda yılda bir gelenlerde oluyor. Hepsinin ortak  noktası burada huzur buldukları yönünde. Verimli çalışabildikleri için Nöbetçi Kütüphane’de kendilerini daha iyi hissettiklerini söylüyorlar.

Altınşehir Adana: Şu ana kadar hangi projeleri yaptınız?

Cemil Sobacı: Biz Nöbetçi Kütüphane’yi planlarken ara ara etkinliklerin olduğu bir yer olarak planladık. Girişimcilikle ilgili düzenli buluşmalar yapıyoruz. Mesela “Silikon Vadisi ve Girişimcilik Dersi” yaptık. George Koukis  diye çok önemli bir ağabey var, bankalara yazılım yapan, girişimcilikle ilgili yeni okullar açmış, Avrupa’da geleceğin liderlerini yetiştiren bir takım yapılar kurmuş. Onu misafir ettik.

Ezel Akay geldi, sinema ile ilgili söyleşi yaptı.  “Reklam Arası” isimli atölye ile reklam filmlerini çözümlüyoruz.

“Asghar Farhadi Sineması Üzerinden İran’a Bakmak” isimli bir atölye çalışması gerçekleştirdik. “Görüntü Yönetmenliği”, “Film Çözümlemesi” ve “Çocuklara Ne Okumalı” isimli atölye çalışmalarımız oldu.

Gençlerin takip ettiği Gizem Aksoy diye yetenekli bir arkadaşımız var onunla konserler düzenliyoruz.Yine gençlerin yakından takip ettiği Büyük Ev Ablukada diye bir grup var, onlar konser verdiler. Ara ara serbest tartışma alanları yapıyoruz. Bazen forum yapıyoruz, kütüphaneyi daha iyi nasıl yönetiriz diye. Böyle buluşmalarda oluyor.

Altınşehir Adana: Size burada hoş işler müdürü diyorlar, neden?

Cemil Sobacı: Boş işlerle uğraştığımızı düşünenler çok. Bende bu nedenle boş değil, hoş işler bunlar diyorum. Nöbetçi Kütüphane’de görev tanımım da buradan çıktı. Ben bu kütüphanenin hoş işler müdürüyüm.

Altınşehir Adana: Nöbetçi Kütüphanelerle ilgili başka planlarınız var mı?

Cemil Sobacı: Biz Türkiye’nin her yerinde asgari bir nöbetçi kütüphane olsun istiyoruz. Ama önce bir şehirde organizasyonu iyi kurup işleyip işlemediğini, kendi kendine destek almadan ne kadar kütüphane açabildiğini görmek istiyoruz. Kütüphaneler yavaş yavaş hayatımızdan çıkan olgular olduğu için kendimi  kütüpayısı ilan ettim. Çünkü nesli tükenmekte olan kütüphanelerile nesli tükenmekte olan kutup ayıları var. Bunların bir araya gelip kütüphaneleri kurtarmaları gerekiyor. Kütüp Arapçada kitap, hane Farsçada ev anlamına gelir, biliyorsunuz.  Bu nedenle kütüpayısıyım. Yani kitapları kurtaran bir ayı.

Altınşehir Adana: Adana’da başka nerelere şube açma planlarınız var?

Cemil Sobacı: Noyan Esen Şubesi Ocak ayında açıldı. Gazipaşa Şubesi’nin ise Nisan sonu gibi açılması planlanmaktadır. Bir takım şeyleri değiştirebilmek için bu sisteme girdik. Şu anki eğitim sisteminden bu insanların gelmesi mümkün değil. Belki bu tip sivil alanlardan yeni bir şeyler çıkabilir diye fikrimiz var. Olabildiğince sivil olmasına özen gösterip hiç mesaj vermemeye çalışıyoruz. Satışla ilgili bile mesaj vermiyoruz. Daha çok sanatla ilgili, filmle ilgili faaliyetler yapıyoruz ki belki kişilerin ilgilerini çeker, bulaşırlar.

Altınşehir Adana: Başka alanlarda böyle bir iş modeli var mı? Siz düşünür müsünüz?

Cemil Sobacı: Zaten esas olan bunun iş modeli olarak fayda sağlayacak başka alanlarda kopyalanabilmesi.  Aslolan topluluk. Biz bunun başka işler içinde model olabileceğini gösterebiliriz. Planlarımız arasında farklı projelerimiz var. Örneğin restoranlarda da böyle çalışabilir insanlar aslında.

Şu an Türkiye genelinde devam eden farklı sosyal girişimler var. İstanbul’da eşya değişim projesi var. Öğrencilere yemek veren “Askıda ne var?” diye bir uygulama var. Önleyici hekim hizmetleri veren “e-hastam” diye bir proje var. Bu şekilde sosyal girişimlerin sayısı artıyor. Biz daha çok kütüphane eko siteminin değişmesine odaklandık. Çünkü çok hantal, çok bürokratik, çok devlet tekelinde. Biz daha topluluk odaklı, sivil alan oluşturan ve sivil inisiyatifle ilerleyen okur odaklı yönetimi benimsemiş yeni sosyal kütüphaneler inşa edebilir miyiz, onun çabasındayız. Hatta aklımızda ilk olan çalışanı olmayan bir şirket yapılabilir mi? Biz bazen kütüphaneyi bırakıyoruz okurlara gidiyoruz. Kendi kendilerine çaylarını kahvelerini alarak hallediyorlar, para veriyorlar.

Altınşehir Adana: İlgilenenler faaliyetlerinizi nereden takip etsinler?

Cemil Sobacı: Sosyal medya hesaplarımızdan etkinliklerimiz takip edilebilir. Ama biz Nöbetçi Kütüphane’ye gelmelerini tercih ediyoruz.

Altınşehir Adana: Cemil Bey, bir gazete haberine göre Türkiye’de son bir yıl içerisinde üç bine yakın kütüphane kapatılmış. Siz ise son bir yılda üçüncü kütüphanenizi açmak üzeresiniz. Gözlerinizdeki ışıltıdan ne kadar heyecanlı ve umutlu olduğunuzu görebiliyorum. Bu nefis sohbetiniz için çok teşekkür ederim. Ancak yanımızda bize eşlik eden zarif hanımefendiyi çok beklettik. İzninizle Nadiya Hanım’a bu kütüphane serisi nereden başladı? diye sorumu yöneltiyorum.

Nadiya Esen:2007 yılında oğlumu trafik kazasında kaybettim. Oğlum ilkokuldayken öğretmeni ona kitap kurdu lakabını takmıştı, çünkü sürekli kitap okurdu. Noyan gittikten sonra onun için bir şey yapmak istedim. Ne yapabilirim diye düşünürken, onun en büyük özelliği kitap okuması aklıma geldi. İlk önce acaba kütüphane doğru bir seçim mi diye çok düşündüm. Çünkü biliyorsunuz kütüphanelernesli tükenmekte olan bir kurum artık. Her şeye rağmen onun çok kitap sevdiğini düşündüm ve girişimlerim başladı. Sarıçam Akkuyu Köyü İlkokulu’nda 60 yıl önce yapılan bir binayı çatısından penceresine kadar restore edip, orada iki bölümden ibaret kütüphaneyi açtım. Bu sadece bir kütüphane değil akıllı bir kütüphane oldu. Barkovizyonuyla, bilgisayarıyla, kitapları, cd’leriyle ilkini böyle kurduk. Beni motive eden o kadar çok şey oldu ki ikincisini de yapsam iyi olur diye düşündüm.Tekrar Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurdum ve Yüreğir Toki Köprülü Anadolu Lisesi’nde Noyan’ın adına ikinci kütüphaneyi açtık. 2014 yılında yollarımız Cemil Sobacı ile kesişti. Cemil aslında İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölümü’nden mezun idealist bir genç.Kısa film çekiyor ve bu konuda gençlere eğitim veriyor. Nöbetçi Kütüphane Çukurova Üniversitesi’nde açıldıktan sonra şehrin içerisinde öğrencilerin olduğu bir yerde açılması düşünülmüş. Ben burada devreye girdim, ona destek olarak burayı açtık ve adını Noyan’a verdik. Nöbetçi Kütüphane Noyan Esen Şubesi oldu. Diğer koldan da ben yine Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurdum ve Seyhan Mevlana Ortaokulu’nda şu anda 3. Noyan Esen kütüphanesini açmak üzereyim. 

 

Altınşehir Adana: Nöbetçi Kütüphane’nin devlet okullarında açtığınız kütüphanelerden farkı nedir?

Nadiya Esen:   Kütüphanelerimiz iki bölümden ibaret, bir devlet okulundakiler diğerleri nöbetçi kütüphaneler. Nöbetçi Kütüphane sabah saat 10.00’da açılıp gece 2.00’de kapanan, home office çalışmak isteyenlere açık, ders çalışmak isteyenlere açık, toplantı yapmak isteyenlere açık bir yer. Sessiz ve sesli olmak üzere iki bölümden ibaret.  Atölye çalışmaları oluyor. Mesela kısa film çekme eğitimleri, müzik resitalleri gibi.

Devlet Kütüphanelerinde sadece kütüphane yok, yıl boyunca eğitimler hazırlıyoruz. Mesela annelere yönelik gıda sağlığı, erken tanı hayat kurtarır gibi eğitimler oluyor. Meme kanserleri hakkında bilgi veriyoruz ve bunu maket üzerinde annelere nasıl kendilerini muayene edebileceklerini öğretiyoruz. Bundan sonra devlete yapacağımız kütüphanelerdede Nöbetçi Kütüphane gibi  aynı konsepti uygulayacağız. Aynı koltuk, aynı masa. Kendinizi evinizde gibi hissedeceksiniz.

Altınşehir Adana: Kütüphaneler açıldıkça neler hissediyorsunuz?

Nadiya Esen:   Çok acayip bir boşluk varmış ve biz o boşluğa nokta koyduk. Kütüphaneler artık çalışmıyor, boşuna çaba harcıyorsun diyen çok yakınım oldu. Ama yurtdışına gittiğimde mesela Eylül ayında Kanada’daydım, her mahallenin bir kütüphanesi olduğunu gördüm. Büfe şeklinde, görevlisi olmayan, sadece kütüphane ve manzaralı bir yere doğru oturulacak bir yer var. O zaman herhalde doğru yoldayız, bunu ülkemize tekrar kazandırmak için çabalamamız gerekiyor diye düşündüm. Kütüphane zincirleri Adana’da doğdu, başka illerde yok. Biz aslında her kütüphanenin yeni bir kütüphane doğurmasını istiyoruz. Amaç kar değil. Buranın yer kirasını ödedikten sonra bir kütüphane daha yapabiliyorsak ne mutlu bize. Diğer şehirlerde bunun şubelerini açmak istiyoruz. Ve her şehirde ilk Nöbetçi Kütüphane Noyan Esen Şubesi olacak.

Altınşehir Adana: Biliyoruz ki gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmak bol bol okumaktan geçiyor.  Ne zaman ki Türkiye’nin her köşe başında kütüphaneler açılacak, işte o zaman büyük atılım olacaktır. Katkılarınız ve bu güzel sohbetiniz için sonsuz teşekkürler.

KÜTÜPHANELERİ KUCAKLAMIŞ BİR YAZAR:

RAY BRADBURY

Dünya’nın en büyük bilimkurgu ve fantezi yazarlarından olan Ray Bradbury’nin öyküsü beni çok etkilemişti. Sizinle paylaşmak istiyorum. Diyor ki;

“Beni kütüphaneler yetiştirdi. Üniversiteye gitmeye inanmıyorum. Kütüphanelere inanıyorum, çünkü pek çok öğrencinin cebinde parası yok. Liseden mezun olduğumda depresyon devam ediyordu ve hiç paramız yoktu. Üniversiteye gidemedim, ancak 10 yıl boyunca haftanın üç günü kütüphaneye gittim.”

AyrıcaThe Paris Review’a verdiği bir röportajda “Üniversitede yazı yazmayı öğrenemezsiniz. Bu gibi yerler yazarlar için berbattır çünkü, öğretmenler her zaman sizden daha çok şey bildiklerini düşünürler, aslında bilmiyorlar,” demiş.

Bradbury’nin kütüphanelerle ilişkisi sadece okur olarak sürmemiş. 1950 yılında parası olmadığı için bir ofis bile kiralayamayan Bradbury, bir üniversite kütüphanesinin alt katında yarım saati on pense kiralanabilen bir daktiloya rastlamış. Ve dokuz gün boyunca bu daktiloyla ne yapmış dersiniz? Hepimizin evinde mutlaka olan o romanıFahrenheit 451’i yazmış.

2012 yılında 91 yaşındayken hayata gözlerini yuman bu çılgın adam, 20 yaşındayken yayınlanan ilk öyküsünden sonra geriye 500’e yakın öykü, roman, oyun ve şiir bırakmış.

O zaman Nöbetçi Kütüphane tavsiyesini dinleyelim;

AZ UYU, ÇOK OKU, SOSYAL OL, BİZİ TAKİP ET.

Ülkemizde de bir çok Ray Bradbury’ler yetişmesi dileklerimle, iyi okumalar.




Sayı 31 (Mart - Nisan 2016)

Bu yazı 3842 defa okundu.