Kızgın Su Kaplumbağası

Yıllardır Gökova Körfezine yapmış olduğum mavi yolculukların bazen ilk bazen son gecelerinde; doğasına, denizine, yıldızlı gecelerine, mehtabına, güneşin doğuşuna, kısaca muhteşem doğasına hayran olduğum Orak Adasında bu yaz bir ilk yaşadım.

Yaz boyu, her öğlen hafiften başlayıp sonraları kuvvetlenen ve akşamla birlikte sakinleşen deniz meltemi; Bodrum’dan çıkış yapan yelkencileri Gökova’nın içlerine taşır…
Biz de 10 Ağustos günü keyifli bir yelken seyri sonrası, akşamüzeri, Orak Adasının, güneşin doğuşunu en güzel gören koyunda, baştan demirleyip kıçtan sahildeki kayalara koltuk alarak tekneler arasındaki yerimizi aldık.

Misafirlerimle güne güzel başlamıştık… Kristal sıfatının yakıştığı sularda yüzmek de çok iyi gelmişti… Komşu teknelerden denize girenlerin, su kayağı yapanların şamatası koyu çınlatıyordu… Teknemizin havuzluk diye tanımlanan dış mekânında, yıldızların altında geçireceğimiz gecenin hayalini kurarak yorgunluk atarken sancak bordamız boyunca bağlı teknelerde ve denizde anormal bir hareketlenme algıladık.

Kadın ve çocuk çığlıkları birbirine karışıyor, insanlar can havli ile kendilerini sudan dışarı, teknelerine atmaya çabalıyorlardı… Denizde bir şey tarafından saldırıya uğramışlardı!
Hemen amatör el kameramı kapıp çekime başladım… Paniğe sebep olan şeyi görüntüleyebilecek miydim?
Ortalık biraz sakinleşince kameramı, telefonumu ve ilk yardım çantamı yanıma alıp, yan tekneye geçtim ki ne göreyim!.. Bir kadın birkaç yerinden ısırılmış! Eşinin ifadesine göre ısıran kocaman bir su kaplumbağası imiş… Ve adamın müdahalesi sonrası kadını bırakıp gitmiş. Sonra da bir sonraki tekneden bir başka kadını ısırmış… Hemen, ısırılmış kadınları teknede toplayarak oksijenli su ve batikon’la ilk tedavilerini gerçekleştirdim. Bu arada uzak bir tekneden de yeni saldırı haberi geldi.

Durum sandığımdan da ciddiydi… Her kafadan bir ses çıkıyor, belli belirsiz bir panik yaşanıyordu.
Hemen, hocam, danışmanım, doktorum ama her şeyden öte dostum olan Dr. Haluk Uygur’u aradım; kısaca durumu anlattım. Kendisinden, başta deniz kaplumbağaları olmak üzere bazı deniz canlılarının ağızlarında bolca bakteri olduğunu ve enfeksiyon riski sebebiyle hastanede doktor kontrolü ve mutlaka tetanos aşısı yapılması gerektiği bilgisini aldım.
Bilgi hemen yayıldı… Birer birer demir alıp ayrıldılar. Koca koy neredeyse boşalmış; bize, bizle kalan birkaç tekneye ve saldırgan kaplumbağaya kalmıştı…
Teknemdeki misafirlerimle İngilizce anlaşıyorduk… Onlar da çok heyecanlandılar ve kaplumbağaya bir de ad taktılar: “Angry Turtle”
Beni bir düşünce aldı. Acaba bu deniz canlısını kızdıran sebep neydi?

Misafirlerim küçük balıkları yemleyerek eğlenirlerken birden kızgın kaplumbağayı görüp çığlığı bastılar. Zaten elimde kamera; dolanıp duran ben! Bu anı kaçırmadım; kocamandı!
Oldukça sakin ve mağrur yüzerek altımızdan geçti gitti. İki gün boyunca bir daha da görmedik.

Gece ve sabahında denize girerken korkuyla karışık, tatlı bir heyecan hissetmedik dersem yalan olur. Sahte ‘-Angry Turtle!’ alarmları günün şamatası olmuştu.

Güneş, Kargıcak sırtlarını aşıp ilk ışıklarını tekneye doğru ulaştırdığında bu doyulmaz manzarayı kayda alırken düşünüyordum…

Kimdi koyun gerçek sahipleri?

Arılar mı? Ağustos Böcekleri mi? Martılar mı? Yoksa Kızgın Su Kaplumbağası mı?

Bence; orada doğan, beslenen ve üreyenlerdi.

Bizler ise; onlarla uyum içinde olmaları gereken ziyaretçiler olabiliriz ancak.

Kalın sağlıcakla,

Levent Kaptan




Sayı 29 (Kasım - Aralık 2015)

Bu yazı 1881 defa okundu.