Kent ve Dönüşüm

kent111

Evrenin en temel yasasıdır dönüşüm, değişim, gelişim... Ve değişimi, gelişimi, dönüşümü anlamlandırma gereksinimi içinde Heraklitos’tan beri akıyor ırmak; içine yeni sözcükler, yeni kavramalar, yeni anlamlar ekleyerek... Önünde saygıyla eğildiğim emek, dil,  diyalektik...

 

İnsanlar, “konuşa konuşa anlaşabilelim” diye dili ve sözcüklerini icat etmişler binlerce yılık bir süreçte: demişler ki “kent”, demişler ki “dönüşüm”...  Ve ülkemizde her nasılsa üzerinde neredeyse kimsenin anlaşıp uzlaşamadığı bir kavram çıkmış ortaya: Kentsel Dönüşüm diye... Son zamanların moda kavramı “proje” ise işin tuzu biberi, minareyi çalma sevdalıları için kılıf belki.


Dilsel tanımlama ne kadar güzel oysa kentsel dönüşüm konusunda: Kenti, değişen ve gelişen insanoğlunun gereksinimlerine uygun hâle getirmek, kısaca… Ama Sulukule’den başlayarak ülke coğrafyasına parsel parsel yayılan, piyasa trendleri izleğinde sulandırılan/bulandırılan uygulamalara ne demeli? Hani dilin tanımında “gizli anlaşmalar sistemi” diye bir ifade vardır ya, belli ki gizlilik paydaşlar arasında değil, paylaşanlar arasında olmuş “rantabl projelerle” şimdiye dek; anlaşmazlıksa niyetle sonuç arasındaki farkta; mutlu azınlıkla, mutsuz çoğunluk arasındaki uçurumda… Kaçıncı kattan bakıyoruz dünyaya?


“Köy, kasaba” anlamına gelen İran asıllı “kent” sözcüğü, Dil Devrimi sırasında yanlışlıkla “Öztürkçe sanılarak” canlandırılmasaydı, Batı’dan örneklediğimiz şehir planlamaları ve kentsel dönüşüm bu kadar kafa karıştırmayacaktı belki de. Dil, anlaşmaktan çok, anlaşamama aracı Avrasya’da... Kentsel dönüşüm, şimdi Adana’nın gündeminde... Adana’daki uygulamalar, tanımlamalar çerçevesinde mi olacak, piyasa oyuncularının “rantabl” beklentileri doğrultusunda mı? Kent dönüşecek mi, bölüşülecek mi? Ağzı sütten yanan bir ülkede yoğurdu üfleyerek yemesi gerekiyor şimdi Adanalının...

 

Yaşam, kültürel geçmişi ve değerleri üzerinden uzaklaştıkça modernleşmiyor. Çok katlı AVM’ler, gökdelenler, çelik kolonlar, beton duvarlar, devasa parklar mıdır modern kentin göstergeleri; yoksa doğayla, tarihle, sanatla, kültürle, insanla uyumlu kent düzenlemesi midir, alt yapısından üst yapısına dek? Kentler de dönüşecek elbet, insanın, teknolojinin, kültürün dönüşmesi gibi; dönüşüme karşı koymak, diyalektiği yok saymak ne demek? Mesele kent nasıl, niçin, kim için dönüşecek?


Mesela? Kentsel dönüşüm adı altında çok katlı okullar yapılmasın, öğrencileri teneffüssüz bırakan...
Mesela? Kentsel dönüşüm adı altında çok katlı AVM’ler yapılmasın, yolları ulaşılmaz kılan...
Mesela? Kentsel dönüşüm adı altında çok katlı yalnızlıklar inşa edilmesin, insanı betonla çelik arasına sıkıştıran...
Mesela? Kentsel dönüşüm adı altında iş yeriyle ev arasındaki sıkışık trafikte geçmesin zaman...
Kentsel dönüşüm adı altında üst yapının cilasına kurban gitmesin alt yapı, adam gibi olsun yapıların altı da üstü de... Mesela, Adana, “Adana” olarak kalsın; benzemesin “herhangi bir” kente...


Kentler dönüşecek; değişime karşı konulmaz; mesele toplumsal gereksinimlere göre mi dönüşecek, kişisel  çıkarlar, ranta dayalı rantabl projelere göre mi? Sivil toplumun katkısı, toplumsal öncelikler ve ortak akıl elbet çözebilir sorunu; aklımızı ve kalbimizi toplumsal çıkarların emrine verebilirsek, kenti yaşanabilir bir çevreye dönüştürebilirsek... çözülür her mesele! Dönüşen sadece kent değil, geleceğimizdir de… Ve toplumun akla, mantığa, bilime uygun gereksinimleri geleceğin yol haritasından başka bir şey değildir!
Adana kentimizdir, bizimdir, yârimizdir; vermeyiz ellere...




Sayı 9 (Temmuz - Ağustos 2012)

Bu yazı 2956 defa okundu.