GELDİĞİMİZ NOKTA VE SANAT?

Şiddetin her alanda arttığı, cemaatçı yapıların darbe yapacak kadar devlet yapısının içine girdiği, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere siyasetçilerin kandırıldığı, hayatın her alanına şike ve hilenin sokulduğu, sınav sorularının çalındığı, toplumsal ilişkilere nefretin, şiddetin egemen olduğu bir ortamda sanatın çökmesi kaçınılmazdı. 
Fizikte ki bileşik kaplar teorisi yukarıda yazdıklarımızın teorisini de açıklar aslında. Siyaset, toplum, siyasetçi, devlet, iktidar, darbe, demokrasi, vatandaş, ekonomi, sanat, cadı avı, görevden alınanlar, işten sorgusuz atılanlar, kamu, özel, memur, işçi, işsiz, sanayici, öğrenci, akademisyen, vs, vs…. Hepsi bu bileşik kapların içinde… Birinin iyi olması  veya birinin kötü olması mümkün değil. Ya hepsi iyi olur, ya hepsi kötü olur. Birkaç kişisel başarı öyküsü bizi yanıltmasın. İşin siyaset kısmını yazmayalım. Ne olduğu ortada… Bizim derdimiz sanat… 
 
Müzikte hala “Haydi eller havaya” modunda bir müziğimiz var. Yaz için ısmarlama parçalar, bilgisayar eşliğinde cıs-tak müzikler, ağlamalar, inlemeler ortalığı kaplamış durumda. Genç müzisyenler yaratıcı denemelere girişmiyor. Belki girişse pazarı yok. Herkes kendini kısa yoldan şöhrete ve paraya götürecek bir yol, bir şarkı bulma peşinde.
 
Sinema da ise durum yine kötü… Herkes komediye bel bağlamış durumda.  Belden aşağı espriler, biraz küfür, fazlaca salaklık… Sonuçta festival filmlerinden daha fazla seyirci topluyor ve para kazandırıyor. Yeni yıldız sanatçılarımız ise televizyon dizilerinin hala büyülü dünyasında "zararsız yıldız" olarak dolaşıyorlar.
Kitaplarda da aşağı yukarı aynı durum söz konusu… Kitabın kapağına afilli bir ad koydunuz mu kitabınız çok satanlar listesine girmeye aday. Zannedersem uzun süredir doğru dürüst şiir  kitabı da çıkmadı.
 
Gazetelerimizin ise ne kadarı okunacak düzeyde. Popüler köşe yazarları suya sabuna dokunmazken, dokunanların ise okunma oranları ortada. Yandaş medyayı okumak için  ise  ayrı bir yürek gerektiriyor. 
 
Tiyatrolarımız ise millileştirildi. Devlet tiyatrolarında sadece ulusal bazlı eserler sahneleneceği söylendi. Sanatın evrenselliği mi dediniz? 
Heykellerimiz idari otorite tarafından birer birer  yıktırılıyor veya eli, ayağı, bacağı kopartılıyor. Tüm şehirlerimizde  ortalığa heykel diye konulanlar ya şehrin simgesi olan üzüm, fıstık gibi tarımsal ürünler veya folklorik öğesi olan şeyler.
 
Siz hiç sadece hukukun, sadece tıbbın, sadece müziğin, sadece eğitimin, sadece mühendislerin iyi diğerlerinin kötü olduğu veya bunların tam tersi olan bir toplum biliyor musunuz?  Bir toplumun, siyaseti, siyasetçisi, medyası, siyasi partileri, mahallesi, sokakları, toplumsal yapısı ve yaşamı, kültürü, sanayisi, ahlakı, vicdanı bir şekilde birbiriyle bağlantılıdır. 
 
Uzun süredir her alanda yükseklik kaybeden bir toplumuz. Bundan sanatında payını alması hiç şüphesiz beklenen bir şeydi. Her açıdan hızlıca yere çakılıyoruz; Siyasette, sanatta, kültürde, vicdanda, sorumlulukta, ahlakta, sınavlarda, liyakatta, eğitimde, derslerde, akademide, medyada, vs… Bilimi öteledik, yerine dini eğitimi koyduk, liyakatı öteledik, yerine benim adamımı koyduk, demokrasiyi öteledik, yerine otoriterleşmeyi koyduk, barışı öteledik, yerine savaşı koyduk, dostluğu öteledik, yerine düşmanlığı, ayrımcılığı koyduk, vs…Her alanda olan  irtifa kaybımız sanatta da kendini gösterdi.  Yaratıcılığımız bitti. Her şey sıradanlaştı, ucuzladı, popüler kültüre bile razıyken onunda kötüsünü görmeye başladık, cehalete, bilgisizliğe, lümpenliğe yenik düştük. Kültürsüzlüğün bir kültür biçimi olarak sunulmaya başlanmasına yeterince sesimizi çıkarmadık. 
Tüm bu yukarıda saydıklarımız tabii ki son yıllarda olmadı. Bu işin başını Köy Enstitülerinin kapatılmasına kadar götürebiliriz. Ancak 12 Eylül Askeri Darbesi ve sonraki süreç bu duruma gelmemizi hızlandırırken son yıllardaki yaşadıklarımız  ise bu sürecin bir çığ haline gelmesine neden olmuştur. 
 
 



SAYI 35 (Kasım- Aralık 2016)

Bu yazı 1018 defa okundu.