Futbol Tarihi

Eski Mısır, Mezopotamya’da topa ayakla vurmak suretiyle oynanan oyunlara rastlanmış, hatta kimi toplar günümüze dek korunmuştur. Yine Antik Yunan ve Roma’da da futbolun atası sayabileceğimiz oyunlara rastlanmaktadır. Türklerde de futbola benzer bir oyun tepük adıyla oynanmaktaymış. Tarihçilere göre Çin ve Moğollar da bu tipten oyunları oynuyormuş. Tüm bu oyunlar arasındaki ortak nokta, sadece eğlence ya da rekabet amaçlı olmayıp askeri amaçlara da hizmet etmiş olmaları olarak tarihe geçmiş. Çünkü bir kısmı talim amaçlı olarak kullanılmış. Yine Romalıların futbola oldukça benzer bir ayak oyunu oynadıkları, Milattan 500 yıl önceye ait bir Helen mezarının mermerinde bir adamın topa diziyle vururken hali resmedilmiş.
Mısır'da Memluka mezarlarındaki duvar resimlerinde çeşitli, sporcu figürlerinin yanı sıra ayakla top oynayan insan şekilleri bulunmuş. Hatta Mısır’ın kurak iklimi, bu topların bir kısmının günümüze dek ulaşmasını sağlamıştır. Yaklaşık 2500 yıl öncesinden kalan bu topların örnekleri; Kahire, Berlin ve Londra müzelerinde sergilenmektedir. Toplar 7.5 cm. çapında, deriden veya sık dokunmuş ketenden yapılmış ve zik zak dikişlerle dikilmiş, içleri kepek ve yosun kurusu doldurulmuştur. Futbolda da, diğer spor dallarında olduğu gibi öncülüğü Çinliler yapmıştır. Günümüzden beş bin yıl öncesinde Çinli hokkabazların topa ayaklarıyla dans ettirdiği ve yine ilk oyunların Çinliler tarafından düzenlendiği belirtilmektedir. Milattan önce yapılmış bazı anıtlardaki rölyeflerde ve Milattan sonra yapılan kabartmalarda Ming hanedanından Çinlilerin, bugün ADİDAS firmasının ürettiği toplara benzer toplarla oynadıkları bilinmektedir.

Orta Asya Türklerini anlatan La Tartarie adlı eserde, Tsang kentinde, kız ve erkeklerden kurulu karma takımların ayak topu oynadıkları, bu meraklı ve heyecanlı oyunu izleyen Hiuan adlı Çinlinin şunları anlattıkları kaydedilir: “Büyük mabetlerde sık sık ayak topu müsabakaları yapılır. Bu oyunda topa elle dokunulmaz ya ayakla ya da başla vurulur ve böylece topu hasım kaleden içeri sokmak için uğraş verilir.” Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk adlı ünlü eserinde eski Türk boylarının “Tepük” adında bir ayak topu oynadıkları anlatır. Seyid Ali Ekber’in yazdığı Hatay-ı Name'de bugünkü futbola ve kurallarına benzeyen futbol oyunundan bahsedilir. Seyid Ali Ekber kitabında, Hatay'da top oyununun güzeller işi olduğu, erkek ve kadınların bir arada düzensiz bir kalabalıkla oynandığı, topa sadece ayakla vurulduğu, topa elle dokunmanın ve topu yere düşürmenin yasak olduğu ve baldırlara vurmanın yasak olduğu yazılıdır.

Futbolun beşiği sayılan Büyük Britanya adalarına ise futbolun Romalı lejyonerler sayesinde ulaştığı belirtilmektedir. İngiltere’de halk tarafından çok sevilen bu oyun, neredeyse iç savaşa yol açtığından, bir dönem yasaklanmış. Bu dönemlerde yapılan oyunlarda hiçbir şeyin sınırı ve kuralı yokmuş. Bir köy halkı, diğer köy halkına karşı, topu tekmeleyerek, yumruklayarak hedefe doğru sürüklermiş. Bu yüzden karşılaşmaların günler boyu sürdüğü, bir çok cana mal olması nedeniyle İngiltere kralı tarafından yasaklandığı tarih kitaplarında yazılmış. 1314 yılında Kral II. Edward bu oyunu Tanrının izin vermediği, bir çok kötülüğe neden olduğu, büyük topların peşinde koşularak yapılan bir mücadele olarak niteleyen bir ferman yayınlayarak top oynamayı yasaklamış. 1349’da kral III. Edward, futbolu “işe yaramaz ve aptalca” bularak yasak etmiş. Daha sonra 1410 yılında IV. Henry ve 1547’de VI. Henry tarafından futbolu tekrar yasaklayan fermanlar çıkarılmasına rağmen oynanmaya devam edilmiş.

İngiltere'de krallar 17. yüzyıldan sonra halkı ve soyluları futbol oynamaları için özendirmeye başlamışlar. Futbolun en çok yaygınlaştığı ve oynandığı yer olan İngiltere’nin futbolun beşiği sayılmasının nedeni futbolun ilk yazılı kurallarının ve turnuva standartlarının konmuş ve ilk futbol federasyonun İngiltere'de kurulmuş olmasıdır. Bugünkü anlamıyla futbol kültürüne dair diğer ilkler de İngilizlerin tekelinde olmuş. Bunlara örnek olarak, ilk transfer, ilk milli maç gibilerini sayabiliriz. Tüm bunların bugünkü haline kavuşmasını 19. yüzyıla tarihlemek mümkün. 20. yüzyılın başlarındaysa futbol topraklarımızda oynanmaya başlamış ve ilk kulüpler kurulmuş. Bunlarda genelde yine İngiliz parmağı var. Takımlarımız, kurtuluş savaşı ve işgal döneminde, işgal kuvvetleriyle yaptıkları karşılaşmalarla halkın sevgisini kazanarak futbolun belki de en sevilen oyun olmasının temeli atmışlar.

Futbol bugünkü şekline on iki İngiliz kulübünün 1863 yılında Londra’daki bir tavernada imzaladıkları centilmenlik anlaşmasından sonra kavuşmuş. Kulüpler, Cambridge Üniversitesi’nin 1846 yılında belirlediği kuralları benimsemişler. Ancak Londra Anlaşması, ne oyuncu sayısını, ne sahanın genişliğini, ne kalenin yüksekliğini, ne de maçların süresini sınırlamış. Maçlar iki-üç saat sürüyor ve top uzaklara kaçtığında oyuncular aralarında sohbet edip sigara içiyorlarmış. O dönemde sahada kimsenin belli bir yeri de yokmuş. Herkes topun peşinde mutlu bir şekilde koşuyormuş. Bu kurallardan sonra yeni kurallar konmaya başlanmış. Top yere konup tekmeleninceye kadar kısa süreli elle tutulabilir, bunun dışında topa kimse elle dokunmaz kuralı getirilmiş. Rakip oyuncuya tekme atmak yasaklanmış. Ofsayt kuralıda ilk kez yazılı hale getirilmiş. 1870 yıllarına doğru takımlar savunma, orta saha ve hücum açısından organize olabilmişler. İlk kaleci 1871’de ortaya çıkmış. Bu o güne kadar futbolda ki en önemli değişiklik olmuş. Kaleci, kalesini tüm bedeni ve tüm uzuvlarıyla korumaya başlamış. O zamanlar kalelerin de bir standardı yokmuş. Kaleler daha dar, daha yüksek ve kare şeklinde iki tahta direği birleştiren bir kemerden oluşuyormuş. 1872 yılında ise hakemler ortaya çıkmış. O zaman kadar oyuncuların kendileri hakemlik yapıyor ve hatalarını kendileri cezalandırıyormuş. Yine 1872 yılında korner atışı kuralı konulmuş. Aynı yıl İngiltere ile İskoçya dünyanın ilk uluslararası maçını oynamışlar ve maç 0-0 bitmiş. Dünyanın ilk futbol takımı 1855 yılında kurulan Sheffield FC kulübü olmuş. 1880 yılında hakemler ellerinde ki kronometre ile belirli süreler dahilinde maç yönetmeye başlamışlar. O dönemde hakemlerin sahanın içinde maç yönetmesi yasak olduğu için saha dışından bağırarak maç yönetiyorlarmış. Hakemler saha içinde maç yönetmeye 1891 yılında başlamışlar. Hakemler ilk penaltı cezası vuruşunu on iki adımdan attırarak vermişler. Zaten bir süredir İngiliz basını, penaltı cezasının uygulanması için bir kampanya başlatmış. Mezbahaneye dönen kale önlerinde oyuncuları korumak gerekiyormuş. Bu dönemde Westminster Gazetesi ölen futbolcuların ve kırılan kemiklerin tüyler ürpertici bir listesini yayımlamış... 1890 yılında ise sahanın sınırları kireçle çizilerek belli olmuş, 1892 yılında taç atışı elle yapılmaya başlanmış. Aynı yıl kalelere ağlar gerilerek atılan goller hakkında kuşkular oldukça azalmış. 1904 yılında FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonu) doğmuş. Bu örgüt günümüze kadar dünyada futbolun patronu olarak kalmış ve günümüze kadar İngilizler tarafından konulan kurallarda çok az değişiklik yapılmıştır.

Genel olarak baktığımızda değişik kıtalarda birbirinden iletişimsiz olan toplumların sporla veya futbolla oynamaya başlaması, bunun için topu ve onun bir takım kurallarını icat etmesi günümüzde futbolun tüm dünyada en çok oynanan ve izlenen spor konumunda olması toplumların genetik yapısında futbolla ilgili bir gen olduğunu düşündürüyor. Futbol karşıtlarının konuya belki de birde bu yönden bakmasında fayda var.



KAYNAKLAR:
Kaan Arslanoğlu. Futbolun Psikiyatristi. İthaki Yayınları,İstanbul,2005
Eduardo Galeano. Gölgede ve Güneşte Futbol. Can Yayınları. İstanbul. 2008




Sayı 21 (Temmuz - Ağustos 2014)

Bu yazı 1825 defa okundu.