ARKEOLOJİ MÜZELERİ TAMAM AMA YA MODERN SANAT MÜZELERİ…

Çocukluğumun imge dünyasında müze kavramı, uzak ve büyük kentlere özgü, entellektüel bir eylemdi.  Yani öyledir diye düşünüyordum.  Evimize gitmek için önünden geçmek zorunda olduğum, korumalı duvarı ve genelde kapalı olan kapısıyla  ‘ girmek yasak’  psikolojisini hissettiren bir binaydı K.Maraş Arkeoloji müzesi. Uzaktan meraklı gözlerle baktığım bahçedeki kocaman taştan heykelller, büyük büyük çömlekler, bilmediğim uzak zamanları hatırlatırdı..

Büyüyen bedenimin çocuk kalan yanıyla merakımı yenerek müzeye girdiğimi hatırlıyorum. Soğuk donuk objeler, geleneksel kıyafetlerin olduğu bölüm, ne olduğunu bilmediğim ama anlamaya çalıştığım, soramadığım, soracak kimseleri göremediğim müze kavramı. Bekçinin ‘hadi çık ’ der gibi bakışı. Dokunamadığım, durup inceleyemediğim, herşeyin yasak olduğunu düşündüğüm yerdi burası. Yıllar sonrasında okul faaliyeti ile gittiğimde de durum değişmemişti. Şimdi düşünüyorum da, bu ziyaretlerin öğrencilere tek faydası, müzenin en azından nasıl bir yer olduğu hakkında çocukların kafasında bir fikir oluşturmasıydı sanırım.

K.mara_arkeoloji_m-zesi_2Yılların, zamana inat direnen evleri her zamankinden çok eskittiği dönemde, müze yenileniyor haberlerini ve bilbordlardaki Germenicia mozaiklerini gördükçe heyecanlanmaya başlamıştım. Sanki şehrin ölü toprağı kaldırılıyordu ve K.Maraş  derinliklerine sakladığı güzelliklerini artık şehrin insanına sunuyordu. Heyecanlandım. Çünkü bu şehre modern bir müze sunmanın zamanı gelmişti diye düşünüyordum. Ben ise sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde müze gezen biri konumuna gelmiştim. Peki ama benim müzem nasıl bir yer olmuştu. Gerçekçiydim. Büyük şehirlerin ödüllü güzel müzeleri gibi bir müzeyi hayal edemezdim elbette.

 

 

 

İKİ AYRI AMA AYNI ŞEHİR..

 

K.Maraş ve G.Antep. İki ayrı ama ayrılmaz şehir. Çocukluğumun birçok hikayesinde yer alan iki kent. K.Maraş’lı olup G.Antep’te akrabası olmayan kişi çok azdır. Yemek kültüründen, el işi kültürüne, giyim tarzından, yaşam şekillerine kadar birçok benzerlik gösterirler. G.Antep kent müzesini gezerken bunu çok daha iyi anladım. Hatta bu iki şehir beraber kent müzesi kurmalılar diye düşündüm.

G.Antep kent müzesi eski bir hanın restore edilmesi ile oluşturulmuş, diğer Kent Müzeleri gibi bir müze. İki günlük şehir müze turumda, kentte küçük-büyük onlarca müze olduğunu gördüm. Hepsi kendi çapında amacına hizmet ediyor.

 

MÜZELERİN BAŞ ROL OYUNCULARI

 


ingene_k-z_1Zeugma Müzesini görünce, G.Antep’in kenti geliştirmeye ve bölgenin en önemli kenti konumuna getirmeye çalışan zihniyetine bir kere daha hayran kaldım. Şehrin girişinde orta refüşlerde tarihi ipek yolu kervanları düşünülerek yapılmış deve kervanları heykelleri şehre çok büyük bir renk katmış. Bu kervanın bir tanesi de Zeugma Müzesinin girişinde bulunuyor. Müzenin mimarisi ve kalabalık ziyaretçileri bizi ilk girişte etkileyen unsurlardandı. Henüz müzenin tamamı ziyarete açık değil. Genel olarak müzeyi çok beğendik. Açılacak bölümlerini de heyecanla takip edeceğiz. Her müzenin bir başrol oyuncusu vardır. Çingene Kız mozaiği, Zeugma Müzesinde başrole çok yakışmıştı. Onu görmek için, karanlık koridorlardan geçmemiz gerekiyordu. Karanlık odada Çingene Kızı, sadece kendisini aydınlatan ışığın altında duvarda durmuş bize bakıyordu. Hoş geldiniz der gibi bir hali de yoktu. Müzedeki en eğlenceli yerlerden biri de çocuklar için düşünülmüş oyun alanları idi.

Bir şehirde sadece Kent veya Arkeoloji müzesi olması o şehrin tarihini ve kültürünü gösterir. Bana göre şu gerçek unutuluyor ya da gözden kaçıyor. Her şehirde nasıl ki bu müzeler şartsa, modern sanat müzeleri ve birkaç tane büyük sanat galerisi de olmak zorunda. Şehirleri modern şehir yapan işte bu ayrıntılardır.

 

EVİNİZİN ALTINDA HAZİNE OLDUĞUNU DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ?

 

Zeugma_mzesi_2Peki ya K.Maraş. Germenica şehrinin bulunması bu şehrin turizm kenti olması için  sunulmuş bir fırsattır.  Büyük bir mahallenin altında gizlenmiş onlarca güzel villalar büyük büyük evler hayal edin. Bu evlerin odalarının duvarlarını, tabanlarını süsleyen mozaiklerini de. Düşünebiliyor musunuz? Ne kadar heyecan verici. İşte bu mozaikleri görmek üzere hevesle gittim çocukluğumun o yasak binası olan müzeye. Hem de yanımda iki güzel insan ile. Şehir gezilerimizde restore edilen binalara üzülerek bakan mimar Funda Birsen ve sohbetinden hep zevk aldığım Ferit Birsen.

İyi de o kadar mozaik benim o küçük müzeme sığamaz ki! Funda’dan müzenin arka tarafına ek bina yapılara genişletildiğini öğreniyorum.  Müzeye girişte duvarda yansıyan sinevizyondan akan bilgiler eşliğinde devasa mamut heykeli bütün heybetiyle bize hoşgeldin diyor . Bir örneği MTA’ nın Ankara’daki tabiat müzesinde olan bu eşsiz güzellikteki iskelet,  Jurassic Park filmlerinin gerçekliğe dönüşünü bize sunuyor. Yerler tertemiz, ışıklandırma harika, canlı dinamik bilgi panoları gösterimleri izleyerek gezmeye devam ediyorum. Paleolithic Dönemin Direkli mağarasındaki çıkan eserler yine duvarda  oZeugma_mzesi_1 dönemin, günümüzden 12 bin yıl öncesinin yaşamını yansıtan sinevizyon canlandırma görüntülerini çok başarılı buldum. Mağarada koşturan ateşin başında uğraşan K.Maraş’ın eski ahalisi orda işte. Microlithic, Epipaleolothic taş aletlerini müzede bol miktarda görüyoruz. Funda ve Ferit’in rehberliğinde gezerken, K.Maraş ‘ın olmazsa olmazı Maraş Aslanı ile karşılaşıyorum. Aslı İstanbul arkeolojisi müzesinde bulunun Maraş Aslanının bir kopyası buraya  yerleştirilmiş. Çocukken kaleye gittiğimizde gördüğümüz bu aslanların ‘ bu şehrin koruyucusu benim’ der gibi bakışları hala değişmemiş. Ayrıca av sahneleri, mitolojiden sahneler bize görsel şölen sunuyor. Bir başka salonda, ortada ilkel malzemelerden yapılan bir evcik rekonstrüksiyonu yapılmış.. Sazlıklardan ve ağaç dallarından yapılan evin çizimini Pazarcık ilçesindeki Domuztepe höyüğü kazılarından çıkan bir vazonun üzerindeki betimlemeden oluşturulduğunu öğreniyoruz.

Müzeden çıkışta bu tarihleri kültürleri aynı iki şehrin aynı anda kazılarının popüler olması da tesadüf mü diye düşündüm. İkisinin de tarihi fışkırmaya başladı. Hiçbir şey için geç değildir. Her şeyin bir zamanı vardır. Ve bu muhteşem mozaiklerinde insanların hayallerine renk katmasının zamanı gelmiştir. Umarım bu mozaiklerin tamamını görme fırsatım olur.

 

ADANA VE KENT MÜZESİ

 

Peki ya Adana. Yıllardır aldığı göçlerle zenginleşen kültüre sahip, suyunu bir içenin bir daha vazgeçemediği, büyük sanatçıları yetiştiren garip albenisi ile hala  ‘buraya gelen insanlar hep mutludur ve gitmeyi neden düşünmezler’  sorusunun cevabının bulunmadığı şehir.

Bana göre bir kent müzesini en çok hak eden şehir. Gönüllerini koyan insanların çabalarıyla, şehre kazandırılan onlarca müzenin sonucunda en güzel ve kapsamlı kent müzesini hak ediyor. Zengin ve köklü tarihi ile yer altında neleri vardır kim bilir. Bunları düşünmek bile heyecan vericiyken, bir gün büyük müzelerin olduğu bir Adana’yı hayal etmek bile çok güzel. Hele bir de modern sanat müzesi olursa değmeyin keyfimize. Neden olmasın! Ben biliyorum ki, her şey hayal etmekle başlar.




Sayı 15 (Temmuz - Ağustos) 2013

Bu yazı 2799 defa okundu.