Konuk:
Peki ne olacak tiyatrolara?.. Yani
bir tarafta televizyon bir tarafta sinema
diğer yanda bilgisayar vs. Tiyatro yaşaya-
bilecek mi?..
F.Ş.:
Ne olacağını kestiremiyoruz. Ama
tiyatro ölmeyecek, beş bin yıldır var oldu-
ğuna göre kabuk değiştirecek ama yaşaya-
cak. Çünkü henüz yerine koyabileceğimiz
bir şey yok. Ama son 3-4 kuşaktır benim
çocuklar da dahil buna “Twitter aleyhi-
selam grubu” var. Tiyatro umurlarında
değil. Böyle yetiştirildi bu kuşaklar; tiyat-
roya zorla geliyor ama cep telefonu elin-
den düşmüyor. “Tiyatro da neymiş’’ diyen
bu kuşağa ağzınızla kuş tutsanız yarana-
mazsınız. Öncelikle salona getirtip kuşu
nasıl tuttuğunuzu göstermeniz gerekiyor.
Bizim seyircimiz bizimle birlikte yaşlanı-
yor artık. Şu anda tiyatro seyircisinin yaş
ortalaması 40’ın üzerinde. Aynı krizi Av-
rupa da yaşıyor ama aynı durumda değil.
Adamlarda seyirci azaldı bizde ise bitti,
yok…
anneleri tarafından başka tiyatrolardaki
çocuk oyunlarına gittiklerinde çok sıkılıp
geliyorlardı ve bir daha gitmiyorlardı. Ço-
cuk tiyatrosu adı altında düzeysiz şeyler
yapılıyor ve çocuklar artık “Tiyatro buysa
ben tiyatroya gitmem demeye başlıyor’’.
Çocuk Tiyatrosu bir uzmanlık istiyor; ben
yapamayacağım için yapmıyorum. Ben-
ce Çocuk Tiyatrosu yapılması kesinlikle
kontrole tabi olmalı. Yani dileyen diledi-
ğince Çocuk Tiyatrosu yapamamalı; bu
gerçekten çok tehlikeli bir durum. Büyük
oyunlarında gitmezsin olur biter dersin.
Ama çocuk oyunlarında böyle bir seçicilik
yok. Bu işi yapacakların mutlaka denetil-
mesi ve eğitilmesi gerektiğine inanıyorum.
Konunun tam da bu noktasında “Duygu
Davranış Bilimleri Akademisi’’ yöneti-
cisi Osman Turhan Özcan giriyor söze;
“Bünyemizdeki psikolog ve sosyolog da-
nışmanlarımızla Adana’da dileyen tüm
tiyatrolara bu hizmeti vermeye hazırız.
Adana’nın entelektüel gelişimine katkımız
olursa bundan mutluluk duyarız…’’ diyor.
Konuk:
Sizi bir dönem sinemada da izle-
dik. Sinema için yeni projeleriniz var mı?..
Devamı olacak mı?..
F.Ş.:
Sinema benim için çok zor bir sü-
reç. Aktif tiyatro yapan biri için koşulları,
zamanı denk getirmek çok güç. “Pardon’’
filmini çekerken tiyatronun tatil döne-
mine getirdik. Aynı şekilde “Şans Kapıyı
Kırınca’’ filmini Küba’da 15 günde çektik
ve ben o sırada tiyatroyu kapatmak zo-
runda kaldım. Yani tiyatroyla sinema at
başı gidemiyor ne yazık ki… Gece oyun
oynamışız, oyundan sonra yemek yemişiz
vs. Sabah saat altıda sizi sete istiyorlar. Bu
nedenle zamanla çok denk gelmezse sine-
ma bizim için çok zor… Nitekim tiyatrocu
birçok arkadaş sinemaya başladıktan son-
ra tiyatroyu bıraktılar; beraber olamıyor.
Tiyatroyla evliyim sinema da benim kaça-
mağım öyle düşünüyorum. Onun için de
bu konuda seçiciyim.
Konuk:
Çok az ama sizi başka tiyatrolar-
da yönetmenlik yaparken de gördük….
F.Ş.:
Evet Şehir Tiyatrosunda “Keşanlı Ali
Destanı’’nı ve Antalya Devlet Tiyatrosun-
da “Haneler’’ adlı oyunları yönettim. Ama
benim tarihlerime denk geldiği zaman
ancak yapabiliyorum. Antalya’da Erdal
Tosun asistanlığımı yaptı, onu kıramadım.
Konuk:
Peki bu sizi heyecanlandırıyor
mu?.. Yani sizin kendi tiyatronuzun bir
tarzı var, dışarıdan bir oyun alsanız da
kendinize adapte ediyorsunuz. Oysa bu-
rada tamamen sizin dışınızda bir kadro
var. Sizin için farklı bir heyecan ya da zor-
luk yaratıyor mu?..
F.Ş.:
Hayır heyecan olmuyor. Çünkü be-
nim kadrodaki oyuncuların hepsi nöbetçi
tiyatrodan gelen, bizim koşullarda, ortam-
da yoğrulmuş bir ekip. Aynı üslupla oyna-
yan, birbirini anlayan, birbirini tamamla-
yan bir takım var. Ama başkaca tiyatroya
gittiğimizde bu havayı yakalayamıyorum.
Hepsi kendi başına iyi oyuncular olsa bile
o takım havasını bulamıyoruz.
Konuk:
Peki Adana Şehir Tiyatrosunda
oyun sahneye koymanızı istesek gelmez
misiniz?..
F.Ş.:
Efendim, ben acılı sevmiyorum. İlk
defa gelmiyorum ki Adana’ya… “Allah’ına
kadar acısız olsun’’ dememe karşın yine de
acılı geldi. “Abi yoksa bir şeye benzemez
ki…’’ diyor adam bana. İşin şakası bir ta-
rafa; ben artık oynamaktan çok geri kalan
günlerimi yazarak geçirmek istiyorum.
Yolda gelirken Metin’le konuşuyoruz;
“Ferhangi Şeyler’’i 1720 kez oynamışım.
Bu belki de dünya rekoru, bilemiyorum.
Bunları belirli aralıklarla kayda da aldım.
Yani geleceğe kayıt ta bırakabiliyorum.
Kel Hasan’ların, Dümbüllü’nün kaydı yok-
tu ama bizim var işte. 52 tane tiyatro oyu-
nu yazdım. Artık oyun da yazmak istemi-
yorum, başkaca şeyler yazmak istiyorum.
Tiyatronun geleceği için
“Çocuk Tiyatrosu’’ çok
önemli. Bunun için acil ve
radikal kararlar almak ge-
rekiyor.
Ben artık oynamaktan çok yazmak istiyorum.
Kitap haline gelmesi gereken onlarca dosyam var ve fakat 30
yıl daha ömrümün garantisi yok ki…
Konuk:
Ferhan Şensoy niye çocuk tiyat-
rosu yapmıyor ?.. Tiyatro çocuk tiyatrola-
rıyla yaşatılabilir. Geleceğin tiyatro seyir-
cisi buradan kazanılır diye düşünüyorum,
ne dersiniz?..
F.Ş.:
Çok haklısınız, bize diyorlar ki; “Niye
çocuk tiyatrosu da yapmıyorsunuz?’’. Ço-
cuk Tiyatrosu bizim işimiz değil. Bu iş
gerçekten çok önemli ve ciddi bir iş. Ben
Batı’da okudum orada yapılanı gördüm.
Oyun çalışılırken; dramaturgun yanında
mutlaka bir psikolog, bir sosyolog var.
Provalarda çocuğa ne nasıl anlatılır diye
kafa yoruyorlar. Çocuk o zaman tiyatroyu
sevebilir. Benim çocuklarım çok küçük-
ken tiyatronun içinde büyüdükleri için;
14