Page 77 - Alt

Basic HTML Version

Türkiye’nin siyasal anlam-
da iyice keskinleştiği dö-
nemlerdi. Hele ki Adana
daha da derin ve keskindi.
sonraya bilet satıyorduk. Her gün 1 seans;
cumartesi pazar günleri 2 seans olmak
üzere 1 ay kesintisiz dolu oynadık. Daha
sonra turne yaparken Cengiz Sezici de ka-
tıldı aramıza ve çevre il ve ilçelerde oyun-
lar oynadık.
A.A.:
Bunca gruplar varken tek salon
Belediye salonu muydu? Sinemalar kulla-
nılamıyor muydu? Mesela Sun Sineması
verilmiyor muydu tiyatro için?
M.H.K.:
Ne yazık ki, tek salon vardı evet.
Sinemalar tiyatroya pek vermek istemi-
yorlardı. Hele Sun Sineması, sosyete si-
neması hayatta vermezdi bizlere. Tabii iş-
letmecilerin tiyatroculara bakışı da çok iyi
değildi o dönemlerde. Bu dönemde ben
de bir tiyatro kurdum (Yeni Çağ Sahnesi)
ve Dünya Tiyatro Günü’nde belediyeyi
kiralayarak “Öç’’ adlı bir oyun sergiledim.
Mustafa Dertli ve ben oynuyorduk. Feodal
yapıya, ağalığa karşı eleştirel bir oyundu.
Ertesi gün sıkıyönetimden geldiler ve beni
jandarma eşliğinde götürdüler. Önce Ne-
cip Fazıl Kısakürek’le bir akrabalığım olup
olmadığını sordular ve ardından bir Alba-
yın karşısına sorguya çıkarıldım. Suçlama
çok net; “Oyun yoluyla Devlet’e, yargıya
hakaret ve halkı kışkırtmak…’’ Şaşırdım
elbette. Albay’ın oyunu seyrettiği yok , bir
tiyatrocunun ihbarı olduğunu belirterek
ifademi aldılar ve oyunu kaldırttılar.
A.A.:
Belediye Şehir Tiyatrosu süreci
bundan sonra mı başladı?
M.H.K.:
Hayır o sıralarda Ercan Kont,
Alinur Uğurpakkan ve Cengiz Sezici’ler
yeni bir tiyatro kurdular. 1978 yılında
Halk Tiyatrosu adı altındaki bu oluşuma
beni davet ettiler. Onlarla beraber 4 farklı
oyun oynadık; “Aladağlı Mıho’’, “Kim Kime
Dum Duma”,’ “Aç İt Fırın Yıkar’’ “Yeniden
Doğarız Ölümlerde’’.
A.A.:
1978’den sonraki dönem değil mi
bu? Tam Türkiye’nin siyasal anlamda iyice
keskinleştiği dönemlerdi. Hele ki Adana
daha da derin ve keskindi. İşte bu dönem-
de sanırım “Aladağlı Mıho’’yu izliyordum
salonda. İnanılmaz bir politik ortam var-
dı. Salonun bir tarafında Dev Yol’cular bir
slogan atarken diğer taraftan Halkın Kur-
tuluşu grubundan birileri ayağa fırlıyor-
du. Ortam çok gergin ve ajiteydi; doğru
düzgün oyun seyredemeden ayrıldığımı
anımsıyorum. Bu oyunları sergilediğiniz-
de henüz Şehir Tiyatrosu yok hâlâ değil
mi?
M.H.K.:
Yok, hayır, biz Halk Tiyatrosu
olarak oynuyoruz. Belediye’nin salonunu
kullanıyoruz. Buradan yola çıkarak Şehir
Tiyatrosu’nun temellerini atmayı planlı-
yoruz.
A.A.:
Aslında ödenekli tiyatro gibi salonu
kullanıyorsunuz, teknik destek alıyorsu-
nuz ama maaşlı değilsiniz sadece. Çünkü
anımsadığım kadarıyla şehir tiyatrosunun
alt yapısını hazırlamak adına sizden salon
bedeli de alınmıyordu. Yani aslında şanslı
bir dönem yaşamışsınız Selahattin Çolak
döneminde.
M.H.K.:
Evet aynen öyle oldu. Belediyede
gerçekten dürüst bir bürokrat kadro vardı
o sıralarda; Fevzi Acevit, Çetin Yiğenoğlu,
Rahmi Toksan… yani bizi iyi sahiplendiler
o zaman. Bunca yoğun geçen tiyatro ya-
şamıma karşın para kazanamıyordum ve
ek işlere gereksinim duyuyordum. Oyun
günlerinin dışında Ercan Kont’la birlikte
pavyonlarda sunuculuk yapıyordum. Ti-
yatrodan hiçbir zaman büyük paralar ka-
zanamadık…
A.A.:
Atatürk parkı içindeki eski binayı
söylüyorsunuz değil mi?..
M.H.K.:
Evet, kapalı bir yerleri vardı.
Temizledik, düzenledik ve taşındık. Ama
oyun sergileyeceğimiz bir alan yok. Bün-
yamin dedi ki, “Bahçeyi düzenleriz’’. Evet
ama bahçenin bir sınırı yoktu ki… Önce
kendi ellerimizle tel örgü çekerek bir sınır
döşedik. Yazlık bir sinema gibi sandalyeler
taşıdık. Yan taraftaki bir harabenin artık-
larını yükselti için taşıdık ve üzerine beton
harç dökerek sahne oluşturduk. Tam oyu-
nu sahnelemeye başlayacağımız zaman
ben hastalandım, hastaneye kaldırıldım.
O dönemde aşırı zayıftım; güneşin altında
fazla çalışmaktan beden yorgun düşmüş.
Dilim tutuldu, günlerce konuşamadım.
Sonrasında toparlandık ve oyunlar oyna-
dık.
A.A.:
Sn. Ali Özgentürk ile konuştuğu-
muzda 1962 yılında Adana’da Belediye
Şehir Tiyatrosu çatısı altında bir Devlet
Tiyatrosu olduğunu söyledi. Peki sizin an-
lattığınız bu dönemde herhangi bir öde-
nekli tiyatro var mıydı?...
M.H.K.:
Hayır Belediye Başkanı Ali Sepi-
ci tiyatroyu kapatmıştı. Sadece özel tiyatro
grupları vardı.
Profesyonel Tiyatro Yaşamı Başlıyor…
A.A.:
Bu inişli çıkışlı gruplarla çalışma ne
kadar sürdü?. Kurumsal bir yapıda ne za-
man yer aldınız?
M.H.K.:
1971 yazında Bünyamin
Satanoğlu’ndan ayrıldım. Çünkü 4 kar-
deşin en büyüğü idim ve babam ortada
yoktu, ciddi ekonomik sıkıntılar çekiyor-
duk. Başka arayışlara girmem gerekiyor-
du. Zeki Göker ve Ender Yiğitel turneden
dönmüşlerdi ve Çukurova Bölge Tiyatro-
su adı altında Belediye Tiyatrosu’nu 15
gün kiralamışlardı. “Keşanlı Ali Destanı’’
adlı oyuna başlıyorlardı. Ben de aralarına
böyle katıldım. Ardından “Toros Cana-
varı’’ ve “Teneke’’ adlı oyunları oynadık.
Yaşar Kemal’den tekst olarak aldığımız
‘’Teneke’’ adlı oyunumuz seyirci rekoru
kırıyordu. Kapalı gişe oynuyorduk 1 ay
75