Yazı:
İpek Kobaner
Fotoğraflar:
Mehmet Kobaner
İskender’in
Adanası…
40
K
ahvaltım sırasında bir telgraf al-
dım….
“Yolları altından olan şehrimi bana
geri verin…”
Kimin şehri, ne şehri, kimden aldık kime
vereceğiz?
Zil çalar… Kapımda çocuksu yüzüyle İs-
kender durmaktadır…
“Darius geride bıraktığımız yaralı askerle-
rimizi İssos’ta öldürüyor. Kocana söylesen
de yaralılarımızı hastaneye alsa.”
Demek ki İskender İssos savaşını bırakıp
benimle konuşmaya gelmiş…
Aramızda yer sorunundan daha önem-
lisi zaman sorunu var, sanırım.
Seninle de kimlik sorunumuz oldu-
ğu kesin, geçen yazında İstanbul’un
İskender’i varsa Adana’nın Aşil’i var de-
mişsin, Adana’nın İskender’i de var. Do-
ğuyla batıyı birleştiren İskender değil mi?
Sırf bu nedenle Persli kızlarla evlenme-
dim mi?
Adana’ya geldim de, nedir bu gördük-
lerim, nedir bu Adana’nın hali. Bıraktı-
ğımda böyle miydi? Nerede su yollarım,
tiyatrom, agoram, Seyhan üzerine yaptır-
dığım ahşap köprü, ne yaptınız eserleri-
me! Izgara planlı şehrim nerede ?.. Nerede
Seyhan’a parelel giden caddelerim, biz o
caddelerin yönünü belirlemek için bir yıl
boyunca rüzgarın estiği yönleri kaydedip,
yeni caddeleri ona göre yapmıştık, ne yap-
tınız onlara?
Taş köprünün altından çok sular aktı.
Su Yolu’nun Tepebağ ucu, eski adliye
karşısındaki iş hanının temelinde, diğer
ucu nerede Allah bilir. Kalenin temelleri
Tepebağ’da, kazacağız inşallah. Sonra ben
yalnızca Elife kızı İpek’im, ne yapmış ola-
bilirim ki?