Türkiye Sağlığı Nereye Gidiyor?

Sağlık alanında artık doğru ve yanlışlar birbirinin içine girmiş durumda. Hangisi bilimsel tıbbın gereğidir, hangisi ticari tıbbın, hangisi şarlatanlığın, hangisi sağlık politikalarının son numarasıdır… Artık hepsini birbirinden ayırt etmek güçleşiyor. 
 
Oysa ki fazla değil 1980’lere kadar akla sadece bilimsel tıp gelirdi. 1980’lerden sonra sağlıkta uygulanmaya başlayan neo-liberal politikalar sonucunda bilimsel tıp kendisini ilaç ve medikal şirketlerinin ve sağlık holdinglerinin yönlendirmesine bıraktı. Tıp bilimi artık bu devasa sektörler tarafından  yönetilmekte. 
 
Devlet ise bu süreci hızlandırmak için elinden geleni yaptı. Sağlık alanını artık denetlemiyordu. Devlet o işi dışarıda özel sağlık şirketlerine bırakmıştı. Kamu kendi kendine bilimsel denetleyici rolünden vazgeçti. Bu alanda meslek örgütleri de biraz çaba göstermek isteseler de artık yeterli olmuyordu. 
 
Koruyucu hekimlik kamusal, toplumsal veya hekimlerin bireysel sorumluluğu anlamında unutuldu. Hekimler uygulanan sağlık politikaları  nedeniyle artık hastalıkları önlemede ve tedavi etmede en basit, fakat sonuç alıcı önlemler veya yöntemlere yönelmek istemiyorlar. Hekimler artık sağlık sisteminin ön gördüğü en fazla tetkiki istiyor, en fazla ilacı yazıyor ve en pahalı tedavi yöntemini seçiyorlar.
 
Tedavide başarı oranlarının yükselmesi, ortalama ömür yılının artması bir gerçek. Ancak başka bir gerçek daha var.  Komplikasyon, malpraktis, yan etkiler, giderek yükselen hastalanma ve ameliyat oranları da bir gerçek. Artık “başarı” azalan hastalık veya hasta sayıları ile değil artan poliklinik ve ameliyat sayıları ile değerlendiriliyor ve övünülüyor. 
 
Tıp ve hekimler artık şu dayatmayı kabul etmiş durumda: İnsanlar bol bol hastalansın, sağlıklı yaşamalarına kafa yormayın, olabildiğince sağlıksız ama hayatta kalsınlar, biz de onları en pahalı tetkiklerle ve en pahalı ilaçlarla tedavi edelim. Çok para kazandıralım ve çok para kazanalım. Sektör büyüsün. En son olarak şehir hastaneleri projesinde sağlık bakanlığının %70 doluluk garantisi vermesi daha fazla hasta, daha fazla ameliyat, daha fazla tetkik, daha fazla ilaç demek.
 
Oysa geçmişte ülkemizde dahil olmak üzere bir çok ülkede koruyucu tıp istenen düzeyde olmasa da çok basit ve ucuz yöntemlerle zengin ülkelerin sağlık standartlarına dörtte bir veya beşte bir harcamalarla ulaşmıştı. 
 
Günümüzde tıp artık ticaret nesnesi olarak görülüyor. Bu artık halk ve hekimler tarafından da kanıksanmış durumda. Tıbbın doğruları olarak artık medyada anlatılanlar savunuluyor. Böylece bilimsel tıpla yarışan ve onu geçen şarlatan tıp kavramı geçerli oluyor. Mesleki saygınlığımız uygulanan sağlık politikaları ve uygulayıcıları, halk ve hekimler, kısaca hepimizin katkılarıyla ortadan kalkmak üzere. Her doktor kendi saygınlığını kurtarmanın peşine düşmüş. 
 
İşte bu güvensiz ortamda konuyu bilen, gidişattan rahatsız olan, durumu araştıran, inceleyen, kavrayan, değiştirmeye çalışan, toplum sağlığını önceleyen, gerçek bilimsel tıbbı savunan, halkı ve öteki doktorları aydınlatmaya, uyarmaya  çabalayan, bu alanda yazan, okuyan, tartışan, emek veren  hekimler olarak "TÜRKİYE SAĞLIĞI NEREYE GİDİYOR?" sorusuna yanıt aramak zorundayız. 



Sayı 23 (Kasım - Aralık 2014)

Bu yazı 2192 defa okundu.