TIP ve SANAT

Diğer meslek gruplarına baktığımızda hekimlerin sanata eğilimlerinin veya sanatçı doktorların daha fazla olduğunu görürüz. Bunun nedeni şudur. Uğraş alanları ve hedefleri insan ve yaşam olan tıp ve sanat çoğu zaman iç içedir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi zaten tıp bir sanat, hekimlik de zanaat değil midir? Hekim sadece bir teknisyen değil, aynı zamanda bir sanatçıdır. Tıpta bilimsel kaygı yanında estetik kaygı da vardır. Böyle olunca da tıp ve hekimler sanatla yan yanadır. Hekimlikteki “ustalık” hastasının veya kendinden yardım isteyen insanların duygu ve düşüncelerini, acılarını ve beklentilerini anladığı ölçüde anlam kazanır. Bunun için hekim bir sanatçı duyarlılığında olmalıdır....! 
Tıp ile sanatın ayrıca teknik benzerlikleri de vardır. Örneğin keman ile cerrahîyi karşılaştıracak olursak, her ikisinde de metot, ekol, manipülasyon, hafıza performansı, kondisyon, stres ve heyecan gibi durumları sayabiliriz.
Hekimi sanata yaklaştıran bir diğer şey de yorucu ve bazen üzücü bir mesaiden sonra sanatla rahatlama isteğidir. Ayrıca çok fonksiyonlu kişiliğinin tatminini tıpta olduğu kadar sanatta da bulur. Hekimin sanatla uğraşmasının bir başka nedeni de kalıcı olma isteğidir. Hekimin eseri olan hasta fani olduğu gibi metodlar ve bilgiler de çok kısa ömürlüdür. Tıpta değişiklik ve yeniliğin kaçınılmaz oluşu sevindirici olmakla birlikte, hekim, kalıcı eser bırakma ve ilerde hatırlanma isteğini bir nebze de olsa sanatla dile getirir. Hekimler arasında profesyonele yakın düzeyde eserler veren sanatçılara rastlanmasının bir nedeni de, aslında sanatçı olmak için küçük yaştan  kendini hazırlamış ve sanata oldukça yetenekli gençlerin, zamanında ailenin veya çevrenin “aç kalır” korkusu ile başka mesleklere yönlendirilmesindendir ve genelde sanatın yerine tıp önerilir. Tüm bunlardan sonra tarihte sanatla uğraşmış pek çok hekime rastlanmasına şaşmamak gerekir. Hekim, mizacı gereği sanatla ilgilenir. Eski çağlarda tıp ile sanat aynı kişiler tarafından icra edilirdi ve sırası ile filozof, ulema, hümanist gibi isimlerle zikredilmişlerdi. Çağımızda bu meslekler zorunlu olarak birbirlerinden ayrılmışlarsa da, hekim genelde sanattan vazgeçmemiştir. tipvesanat
Bu bakış açısıyla bakıldığında hekimler sanatçıdırlar, veya iyi hekim olabilmek için en azından sanatçı ruhlu olmak gerekir diye düşünebiliriz. Bazı hekimler ise hekimlik sanatının yanı sıra müzik, edebiyat, plastik sanatlar veya diğer sanat dallarıyla da uğraşarak sanatçı kimliklerine kimlik katarlar. Örneğin Anton Çehov hem hekim hem romancıdır, Ceyhun Atuf Kansu, Behçet Aysan hem hekim hem şairdir, Dr. George Chicotot hem hekim hem ressamdır. Bilim ve sanatta mükemmelliğe erişmiş olan Leonardo da Vinci bir hekim olmamasına karşın tıp ve sanatın birlikteliğini kanıtlarcasına mükemmel eserler vermiştir. Moliere’in “Hayali Hasta” adlı eseri tıbbın, tiyatronun ve inancın bileşiminin etkileyici bir incelemesi niteliğindedir. “Sherlock Holmes” karakterinin yaratıcısı Arthur Conan Doyle, bir pratisyen hekimdir ve bu meslekten para kazanamayacağını anlayınca dedektiflik öyküleri yazmaya karar vermiştir. Tıpta çok önemli bir çığır açan Laënnec başarılı bir flütçü olmasaydı, müzikle olan ilişkisini hekimliğine yansıtmasaydı, basit bir cihaz olan stetoskopu keşfedebilir miydi? Türk senfonik müziğin büyük üstadı Dr.Bülent Tarcan hem bir çok beste yapmıştır, hemde Türkiye’de modern anlamda Beyin-Cerrahisinin gelişmesine katkısı olan ünlü bir nöroşirürjiyendir. Veya dünyanın gelmiş geçmiş en büyük cerrahı kabul edilen Violonselist cerrah Theodor Billroth, acaba yakın arkadaşı Bramhs’ın eserlerini dinleyip, bazılarını düzelterek geri verip, müzikle dinlenmeseydi o  muhteşem ameliyatları yapabilir miydi ? Cildiye uzmanı Dr.Cenap Şehabettin, ressam, hattat, minyatürcü, tıp tarihçisi Dr.Süheyl Ünver, bestekar, ve daha niceleri, insana duydukları sevgiyi yalnızca hekimlikleri ile değil, sanatçı kişilikleri ve yapıtlarıyla da dile getirmişlerdir. Hekim, nöroşirürjiyen senfonici 'Bülent Tarcan'la ilgili sıkça anlatılan bir yakıştırma vardır: Tarcan günün birinde çok zor bir cerrahî ameliyat yönetmektedir. Öğrencileri ve meslektaşları da izlemektedir kendisini. Saatlerce süren ameliyat, sonunda biter ve Tarcan alkışlar karşısında, eğilerek selam verir. Ama alkışlar dinmek bilmez. Sonunda Tarcan tekrar hastanın başına gelir ve bis olarak, bir apandisit ameliyatı yapar! 
Resim sanatında tıp denilince 17. yy. Hollanda’lı ressamlar akla gelir. Bunlardan en meşhur olan eserlerden biri “Dr.Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi”dir  (Rembrandt, 1632). Bu meşhur resmi yaptığında, ressam henüz 26 yaşındaydı. Resmin yapıldığı zaman 39 yaşında olan Dr.Tulp, Amsterdam’ın tanınmış  bir cerrahı ve anatomistiydi. Bu ısmarlama resimdeki 7 kişiden sadece ikisi doktor, diğerleri Amsterdam’lı zengin burjuvalardı. Ceset silahlı soygundan hüküm giyip asılan Aris Kindt’e ait.. Tulp’un kafasında toplumdaki seçkin yerini simgeleyen şapkası vardır. Kadavranın bedeninden yayılan çiğ ışık rengi dikkat çekicidir. Resmin gerçek bir anatomi dersi olmadığı açıktır. Ne karın ne göğüs bölgesi açılmamıştır. Sadece kolu dirsekle bilek arasındaki bölümü kesilmiştir. Çünkü resim ısmarlamadır, karın açılırsa organlar çabuk çürüyeceğinden istenilen resim bitirilemeyebilinir. Dr.Tulp, sağ elindeki forsepsle kasın bir bölümünü kaldırmaktadır. Bu tuttuğu yapılar flexor digitorum superfacialis’tir. Niye bir işaret sopasıyla göstermemiştir, forsepsle kaldırmıştır? Bu sorunun cevabı Dr.Tulp’un sol elindedir. Tuttuğu yapılar sol elin şeklini vermektedir. Öndeki iki kişi yani hekimlerden soldaki büyük bir dikkatle kadavranın ön koluna bakarken sağdaki ise gözlerini Dr.Tulp’un sol eline dikmiştir. Bu kişinin elinin durumu da sanki olacağı onaylarmış gibidir. 
Bakın Friedrich Nietzche 1878’de “İnsanca, Pek İnsanca”da hekimler için ne diyor: Bir hekimin zihinsel güçlerinin en yüksek noktasında olmasının sebebi, sadece en son ve yeni yöntemleri beceriyle uygulaması, ya da teşhis koyan hekimlerin ünlü yöntemleriyle, belirtilerden yola çıkarak sebeplere kolayca ulaşması değildir artık. Buna ilaveten herkesle kolayca uyum sağlayabilecek ve gerekirse karşısındakinin yüreğini kolayca söküp alabilecek türden bir hitap yeteneğine, melankoliyi yok edecek kadar cana yakınlığa, bir diplomatın arabuluculuk yeteneğine, insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için bir polisin beceri ancak bu sırlara ihanet etmemek için de bir avukatın anlayış yeteneğine, özetle bütün profesyonel mesleklerin beceri ve haklarına gereksinimi vardır. Burada  Nietzsche bir üstün insanı değil bir doktoru yani sanatçıyı tanımlamaktadır.
İyi bir hekimin sanatçı yanının da kuvvetli olması gerektiğini ısrarla vurgulamaktayız, çünkü bir hekim ne kadar bilgili ve deneyimli olursa olsun, insanların, hastalarının, hasta yakınlarının duygu ve düşüncelerini anlamak, hissetmek, empati yapmak zorundadır. Bütün bunları yapabilmesi için o hekimin doğan güneşi görmesi, yağan yağmurdan sonra  toprağın kokusunu duyması, şehirleri gezip görmesi, kırlardaki çiçeğin arıyla dansını seyretmesi, doğayla tek vücut olması gerekir. Şiir ve fotoğraf sanatında; duygu, düşünce, sezgi, hayal kurma, tema, çağrışım, vurgu ve ritm vardır. Aynı kavramlar tıpta da yok mu? Sezgi, düşünce, duygu ve ritm, klinik uygulamanınana öğeleri değil mi? Şair veya fotoğraf sanatı yapan  bir mısra, bir fotoğraf karesi için bir çok yer görmeli, sokak gezmeli, insanlar tanımalı, hayvan sevmeli, eşyalara dokunmalıdır.

Sözlerimizi Nazım Hikmet ile tamamlayalım. Bu şiirinde Nazım hekim olmamasına rağmen bir hekim duyarlılığında hastalara “Mesaj” isimli şiirinde şöyle seslenerek umut dağıtır onlara; 
Hastalar

Kardeşlerim

İyileşeceksiniz.

Ağrılar, sızılar dinecek

Yumuşak, ılık.

Bir yaz akşamı gibi inecek

Ağır, yeşil dalların adından rahatlık.
Hastalar, kardeşlerim,

Biraz daha sabır, biraz daha inat.

Kapının arkasında bekleyen ölüm değil, hayat.

Kapının arkasında dünya, dünya cıvıl cıvıl.

Kalkacaksınız yatağınızdan

gideceksiniz.
Tuzun, ekmeğin, güneşin tadını

yeni baştan keşfedeceksiniz.

Sararmak limon gibi, mum gibi erimek,

devrilmek kof bir çınar gibi ansızın,

kardeşler, hastalar,

biz ne limonuz, ne mum, ne çınar.

Biz insanız çok şükür

çok şükür biliriz,

ilacımıza

umudu katmasını

“yaşamak gerek” diyerek

ayak direyip

dayatmasını
Hastalar,

kardeşlerim

iyileşeceksiniz

Ağrılar, sızılar dinecek,

Yumuşak, ılık bir yaz akşamı inecek,

ağır yeşil dalların ardından rahatlık.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Sanat ve Tıp: Musa Albükrek

Tıp ve Sanat: Faik Çelik




Sayı 14 (Mayıs - Haziran) 2013

Bu yazı 2138 defa okundu.