Tarsus, Ashab-ı Kehf ve Zaman Yolcusu


ashababAshab-ı Kehf Efsanesi:

Olay, putperest bir hükümdarın döneminde geçer. Putlara tapmayı reddeden altı genç, onlara yolda katılan bir çoban ve onun köpeği; hükümdarın zulmünden sakınabilmek için bir mağaraya sığınırlar, bir süre sonra da orada uykuya dalarlar. Takipçileri izlerini bulur... Ancak, mağaraya giremezler. Mağara kapısından baktıklarında gördükleri manzara askerleri dehşet içinde bırakmıştır.

 

Kur’an’da bu durum şöyle anlatılıyor:

Kur’an, Kehf Suresi 18: “Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın/Biz onları sağa sola çeviriyorduk./Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış/ Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.”

 Mağaraya giremeyen imparatorun askerlerinden biri kurşun bir levhaya, “ Puta tapmayı reddeden kafirlerin mağarada ölüme terkedilerek cezalandırıldıklarını” yazar, levhayı mağaraya bırakır. Mağara kapısını kayalarla kapatırlar.

 

 

Ashab-ı Kehf/Mağara Yaranı yedi genç ve bir köpek; güneş takvimine göre 300, kameri takvime göre ise 309 yıl uyuduktan sonra uyanırlar. Uyandıklarında kendilerini birkaç saat veya bir gün kadar uyumuş sanmaktadırlar.

 

Kur’an’da olay şöyle anlatılır:

Kur’an, Kehf Suresi 19: “Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: ‘Ne kadar kaldınız?’ dedi. ‘Bir gün, ya da bir günden az’ dediler...” Kur’an, Kehf Suresi 25: “Mağaralarında üç yüz yıl kalıp dokuz arttırdılar.”

 

Uyandıktan sonra gençlerden biri (Yemliha) ekmek almak için kente gider, fırıncıya üç asır önceki parayı verince, define bulduğu zannedilir. Yetkililer Yemliha’nın anlattıklarına önce inamazlar, ancak mağaraya gidilip diğer arkadaşları görülünce bir mucize yaşandığı anlaşılır. Ashab-ı Kehf, iman ettikleri dinin yayıldığını görürler ve sonra vefat ederler.

 

Efsanevi Efsus, Kutsal Mekanlar Beldesi Tarsus mu?

 

Ashab-ı Kehf olayının kahramanı olan gençler “Efsus” şehrinde yaşıyorlardı. Dünya üzerinde halen “Ashab-ı Kehf olayı bizim ülkemizde yaşandı Efsus bizim kentimizdir. “ diyerek mucizevi olayı sahiplenen 33 kent var. Bu şehirlerden biri de Tarsus. Afşin ve İzmir Efes de bunların arasında.

 

Tarsus’un kuruluşu 8.000 yıl öncesine, Yeni Taş Çağı’na dayanıyor. İsmi hakkında çok sayıda söylence var. Bunlardan ikisi şöyle:

 

Efsaneye göre, “Mitolojideki Pegasus (kanatlı uçan at) Kilikya ovasında yolunu şaşırır, Tarsus’un bulunduğu yerde ayağı sakatlanır...” Kente bu nedenle Latince ayak tabanı anlamına gelen Tarsos adı verilir. Bir başka efsaneye göre ise, kentin kurucusu Kilikya Tanrısı Sandon ile bir tutulan Herakles’tir. Tarsus, zengin bir tarihe sahip. İlahi dinler açısından önemli bir kent. Sahabi Bilali Habeş’in Makamı Tarsus’tadır. Hristiyanlık açısından da Tarsus önemli bir beldedir, hac yeri olarak kabul edilir. İncil yazarlarından Pavlus, Tarsus doğumludur. Kudüs’teki Kıyamet Kilisesi’nden sonraki en kutsal kilise kabul edilen St. Paul Kilisesi ve St. Paul Kuyusu Tarsus’ tadır. Roma Yolu ile Roma Hamamı ve Kleopatra Kapısı şehrin tarihe tanık kalıntılarındandır. Şelalesi ünlüdür.

 

Ashab-ı Kehf ve Tarsus

 

Tarsus’un kuzeybatısında Encilüs (veya Bencilüs) adıyla bilinen dağda Kuran’daki tarife uygun bir mağara vardır. İslam bilginlerinden Taberi, kitabı Tarih-ül Ümem’de, Ashab-ı Kehf Mağarası’nın Tarsus’taki Bencilüs dağında olduğunu yazmıştır. Müfessir Fahreddin Razi, “Bu yere Efsus denilse de, buradan kasıt Tarsus’tur; zira Efsus, Tarsus’un başka bir adıdır.” diyor. Kadı Beyzavi, Nesefi, Celaleyn ve Tıbyan, Elmalılı, Ö. Nasuhi Bilmen de aynı kanattedirler. Ancak, sır perdesi kalkmış değildir.

Bilinen şudur: Semavi (göksel) dinlerin kabul ettiği, Yüce Kur’an’ın Kehf Suresi’nde haber verdiği üzere; Ashab-ı Kehf/Yedi Uyurlar olayı yaşanmıştır, ancak; yeri ve kaç kişi oldukları hakkında kesin bilgi yoktur.

 

“Zaman Yolcusu”

 

Zaman boyutlarında (geçmişle gelecek arasında) yolculuk, insanlığın sorguladığı bir konudur. Müslümanlar, “Zaman Yolcusu” fikrini kabul ederler ve onu Hızır Aleyhisselam olarak bilirler.

 

IMG_0934Kur’an’ın Hızır (a.s)’la ilgili olduğu kabul edilen ayetlerin ikisi şöyledir:

Kur’an, Kehf Suresi, 65: “Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” Kehf, 66: “Mûsâ ona, ‘Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?’ dedi.”

Musa (a.s) kendisine, “Benimle yolculuk etmeye tahammül edemezsin.” diyen Allah’ın ilim verdiği o kişiye, “İşine karışmayacağı” sözünü verir ve yola koyulurlar. Musa’nın yol arkadaşı, bir gemiyi deler.... Yollarına devam ederler, başka bir belde de bir çocuğu öldürür... Yıkılmak üzere olan bir duvarı düzelterek sağlamlaştırır. Musa dayanamayıp sordukça yol arkadaşı, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi! ” der ve sonunda yaptıklarının sebeplerini açıklar: Gemiyi, yoksul sahiplerini korsanlardan korumak için deldiğini... Çocuğu, gelecekte kötü evlât olacağı ana ve babasını yoldan çıkaracağı için öldürdüğünü...Duvarı, iki yetime ait defineyi korumak için yıkılmaktan kurtardığını, anlatır. Değerli okurlarım, dikkat edilirse, Musa’nın yol arkadaşı, “Gelecekte olacağını bildiği kötü olayları önlemek (geleceği değiştirmek) üzere o anki (Musa ile paylaştığı şimdiki zamandaki) duruma müdahale ediyor...” Genel kabule göre ayetlerde anılan Musa, Allah Elçilerinden Hz Musa (a.s), yol arkadaşı olan kişi ise Zaman Yolcusu Hızır (a.s)’dir. İnanışa göre Hızır (a.s); zamanda, geçmişe ve geleceğe gidebilmektedir.

 

Ashab-ı Kehf Mucizesinin Mesajları

 

Değerli okurlarım , Ashab-ı Kehf mucizesinin insanlara verdiği önemli mesajları vardır:

Dünya üzerinde sürdürdüğümüz hayat, rastlantıların ürünü değildir; İlahi Plân’ın tecellilerinden biridir. Nedenselliği (sebep-sonuç ilişkisini) kainat yasalarından (Sünettullah) biri olarak takdir eden Yüce Yaratıcı insanı, ölümlü yaşamın sürdüğü yeryüzünde, yalnız, bilgisiz ve çaresiz bırakmış değildir. Elçileri (Peygamberleri) vasıtasıyla insanlara; öldükten sonra diriltileceklerini, dünya hayatının hesabının verileceğini haber veriyor. Dindarlar, kutsal beyanlara iman ederler. Ancak insan fıtratı sorgulayıcıdır. İnsan benliği, açıkça ya da içten içe; iman ettiği alanla ilgili olarak delil, ispat arar… Doğaüstü olayların (kerametler, mucizeler) insanları derinden etkiliyor olması bundandır. İşte Ashab-ı Kehf, doğaüstü mucizevi yanı ile, ispat arayan benliklere hitap ediyor... İnananlara, İlahi Kat’tan ikram edilen bir delil, inkâr yolcularına da yanıldıklarını gösteren kesin bir cevaptır. İnsan Doğası Gereği Sorgular Ashab-ı Kehf, kendilerine uyku gibi gelen, takipçilerini ise dehşete düşüren bir enerji küresi halinde dönerek, zaman boyutunda, 300 yıl sonraya (geleceğe) seyahat etmişlerdir. Uyandıklarında üç asırlık zamanı en fazla bir gün uyumuş gibi algılamışlardır. Bu mucizevi uyanış, öldükten sonra dirilişi / Bas’u ba’d’el mevt gerçeğini gösteriyor. Özetle Ashabı-ı Kehf olayı zamanda yolculuğun ve öldükten sonra dirilişin tablosudur.

 

* * *

Değerli okurlarım, gelecek sayıda, “Zülkarneyn Sırrı, Göklerdeki Şuurlular ve Diriliş “ konusunu paylaşacağız.

*Kıssa: Ders alınması gereken kısa hikaye.

* Ba’su ba’d’el mevt * Ba’s:(dirilmek),

* Ba’de:(sonra),

* El:(Arapça’da bağlaç),

*Mevt (ölüm): öldükten sonra dirilmek...

Tıpkı kışın kurumuş, hayat belirtisi olmayan bazı ağaçların baharda tekrar yeşermesi gibi. 




Sayı 6 ( Ocak - Şubat 2012 )

Bu yazı 12506 defa okundu.