Sonsuzluk Yolcusu İnsan - İnsan-ı Kâmil (7)

 İnsan...

“ O, yaratılanla Yaratan arasında

Bir kavşak noktasıdır.”

 (Y.Nuri Öztürk)

 

1. Bilinmezlikten Varoluşa

Değerli okurlarım Allah’ın yaratmasından önce âlemler yoktu.

İnsan yoktu. Ne vardı? Yüce Tanrı vardı.

Bu mertebe, sufîlerin“la taayyün”

dedikleri yaratıcı hiçbir belirişin bulunmadığı mertebedir.

Bu mertebe hakkında bilgi yoktur. YalnızcaCenabı Hakk’ınbilgisindedir.

Bazı mistik akımlar bu mertebe için hiçlik derler.Zamanın, mekânın, hareketin, boyutların, sınırların söz konusu olmadığı bir durum başka hangi sözle ifade edilebilir ki?

Görüldüğü üzere hiçlik kavramımecburen kullanılıyor.

Hiçliktir çünkü; Yüce Tanrı’ya biçim, boyut, zaman, mekân gibi kayıtlar izâfe edilemez. O, aşkındır. Herşeyin ötesindedir.Bu ifadelerden Allah’ın yüce,kutsal, yükseklerde ayrı bir yerde bulunduğu zannına da kapılmamalıdır; bu,YüceTanrı’ya mekân izafe etmek olur ki hâşâ öyle şey olmaz!..

*    *    *

Demek oluyor ki Cenabı Hakk hem her yerdedir hem de hiçbir yerde.

Bu bir paradoksdeğil midir? Evet paradokstur...

Ancak Cenabı Hakk’ı betimlemeye (tasvir etmeğe) çalışırken paradokslardan kaçınmanın imkânı yoktur.Kabala düşünürlerinin deyişiyle, “ O, paradoksların paradoksudur.”

Hiçlikten “yok mevcut değil “anlamı çıkarılmamalıdır. Hiçlik kavramı ile her türlü kayıt ve sınırlandırmadan arınmış aşkın bir Varlık anlatılmaya çalışılıyor.

*    *    *

Hiçlik nedir ona da kısaca bakalım:

“Hiçlik kavramı insan idrâkinin, aklının ve düşüncesinin tümüyle ötesindedir.

O, ‘ bilinen ya da idrâk edilebilen tüm niteliklerin yokluğu ‘ olarak açıklanır.

Bu kavram insan aklının ve düşüncesinin ulaşamadığı ve asla ulaşamayacağı bir seviyeyi gösterir. O(Hiçlik) tanımsızdır bilinen her şeyin ötesindedir. ”

 

İşte değerli okurlarım,

Âlemler yaratılmadan önceYüceTanrı’nın nûranî parıltısının sarıp kuşattığı sonsuzluk vardıbaşka da hiçbir şey yoktu.Mistik düşünürlere göre İnsan-ı Kâmil,Allah mevcûdatı (bütün varlıkları) yaratmaya başladığında varedilmiştir ve o ilk tezahürdür.


2. Yokluk Varlık ve İnsan-ı Kâmil

“ İsim-sıfatlarından biri Fâtırolan Allah sürekli oluşta, bir oluşu yararak ondan

ikinci oluş çıkarmakta ve bu (Allah’ın yaratışı)böylece devam etmektedir.

İslâm müfessirlerine göre Allah’ın fâtır diye anılışı yokluğu yarıp varlığı ondan çıkardığı içindir.” (Y.N.Öztürk; Din ve Fıtrat, Fıtrat md)

*    *    *

Bir çok kültür yaratılan ilk varlığı farklı adlarla anıyorlar:

Musevi mistikler ona Adam Kadmon diyor.

Mezopotamya kültüründeki adları ise Yima, Gayomart. Uzak Doğu inançlarında Jhen-Chenvd...İslâm düşünürleriİnsan-ı Kebir, İnsan-ı Kâmil, İlk Nûr, Muhammedî hakikat, Hakikati Muhammediyye vd şeklinde zikrediyorlar.

*    *    *

Tasavvufa göre Allah’ın Yaratma Kudretinin ışığı önce İnsan-ı Kâmil’e,

oradan tezahür ederek de kainat aynasına akseder. Sûfî literatürde Allah’ın Yaratma eyleminin ortaya çıkışı zuhûr, tecelli, tezahür kavramları ile anlatılır.

Bu kavramların neleri ifade ettiği bilinmeden mistik literatürü anlamak zordur.Şimdi söz konusu kavramların anlamlarına bakalım:

 

3. Saklı Âlemden Görünen Âleme Çıkış

(Tecellî, Zuhûr,Tezahür )

Tecellî, Arapça sözlükte; bir şeyin açılması, ortaya çıkması anlamına gelen bir kökten türemiştir. Varlık açısından tecellî, gayb mertebesinde (görünmez âlemde) olanın zuhûr mertebesine (görünür âleme) çıkması demektir.

 

“ Tecellî kavramı, Cenabı Hakk için kullanıldığında, Hakk’ın zâtını (Kendisini / Özü’nü) bütün isim ve sıfatlarıyla açığa vurması demek olur.

 Zuhûr, bir şeyin ortaya çıkması, aşikâr (apaçık meydanda) olmasıdır.

Hakk’ın zuhûru, dendiğinde; Allah’ın kendisine ait isimlerde ve sıfatlarda tecellî ettiği anlaşılmalıdır. Zira eşyâ (yaratılmış nesnelerin tamamı), ilahî isim ve sıfatların görünüşlerdir. ” – ( Abdulkerim Cîlî; Hakikatı Muhameddiyye, Tecellî md.)

 Tezahür:(ﺗﻈﺎﻫﺮ) i. (Ar. ẓahr – ẓuhûr “âşikâr olmak, görünmek. 1. Ortaya çıkma, görünme 2. Belirti. (Kubbealtı Lugat)*Gayp âlemi: Madde âleminin ötesindeki gözle görülemeyen âlem, âlem-i gayb.Taayyün:Allah’ın kudretinin zuhûr ve tecellî yoluyle belirmesi, Hakk’ın zâtında (özünde) var olanların ortaya çıkıp zâhir (görünür) olması.
Zahîr:Bir şeyin görünen tarafı, dış yüzü, dış görünüşü.Karşıtı bâtındırgörünmeyen, gizli olan anlamındadır.

Tanrısal yaratma eylemi de esasen bu değil midir; gaipten/görünmez âlemden, Tanrı’nın istemesiyle varlığın fışkırıp ortaya çıkması...Bu nasıl oluyor?

Allah’ın yaratma kudreti yine O’nun irade etmesiyle var edilecekolan şeyi görünmez âlemden varlıklar âlemine çıkarıyor. Bu çıkış yaratılan şeyin olup bitmiş haliyle gerçekleşmiyor: Yaratılan şey kendisi için belirlenmiş ilahî amaca uygun biçimi almak üzere evrimsel bir oluşum-gelişim evreleri geçirecektir; Kur’an bunu “ Cenabı Hakk’ın yarattığı şeyleri tesviye edip kıvama getirmesi” şeklinde anlatır. 

Yaratılan herşeyin varlığın yaratılmasındaki ilahi gaye için yapması gereken bir görevi bir işlevi vardır; yaratılan varlık o görevi üstlenerek var olur(fıtratına/yaradılışına o program yüklenerek) varlık boyutunda belirir.

Bu noktada potansiyel varoluş ile fiziki varoluş farkını anlayabilmeyi kolaylaştıracakbilgiler eklemek üzere bir parantez açılım:

Hakk Teala bir varlığı yaratmayı düşünüp onu tasarladığında o artık bürüneceği tüm şekiller yaşayacağı olaylarla yaratılmıştır.Cenabı Hakk düşündüğü anda yaratılano şey geçireceği tüm haller ve yaşanması olası bütün ihtimaller ile birlikte var olur;ancak bu varoluş kuvvededir. Bu,Tanrı’nın tasavvurunda var olma durumudur (potansiyel varoluş).

Yaratılan şeylerin varlıklar âleminde (uzay-zaman boyutunda) fizikselbiçimler alarak görünmeleri, ilahî murada uygun vakit geldiğinde,tanrısal tecellîlerin kainat aynasına yansıması şeklinde gerçekleşir (fiziksel varoluş).

Bu çıkış zahîrde (görünen varlıklar âleminde) tedricî bir süreç içinde (aşamalardan geçilerek) gelişip gerçekleşir; yani uzay-zaman boyutundan bakıldığında, yaratılan şey bitki ise tohumdan ağaca; insan ise, doğumdan ölüme doğrugelişerek değişen süreçleri görürüz.

Sûfî düşünceye göre tek bir hakikat var. Bu hakikat kendisini örtüp saklayan gayb perdesini tecellî eylemiyle üzerinden kaldırmaktadır. Yüce Tanrı isim ve sıfatlarının tecellî etmesiyle âlemde (evrenlerde)zuhûr ederek (aşikar göz önünde hâl alarak) varlıklar halinde görünmektedir.

4. Yeryüzü Sofrası -Yaşam Nimeti

İnsan yaşam için gerekli her türlü imkân ve nimetin buluduğu bir ortama doğar.

Parlayan Güneş, yer küreyi saran atmosfer, esen rüzgar, yaşam kaynağı denizler, çağlayarak akan tatlı sular, bereket kaynağı toprak, bitkiler ve hayvanlar.

Nimetlerle donatılmış bir yeryüzü sofrası insanın önünde kurulu haldedir.

 

İnsan için yokluktan varlığa çıkmak hayat nimeti ile nimetlenmek demektir.

Hayat, Cenabı Hakk’ın insana lütfudur.İnsan hayat nimetinden nasiplenmeseydi var oluştan haberdar olabilir miydi?Olamazdı.

Demek oluyor ki Allah’ın yaratışı rahmettir, bağıştır,güzelliktir, cömertliktir.

Hiçlikten varlığın zuhûru (fışkırıp çıkışı) Yüce Tanrı istediği için oluyor.

Oluyor, çünkü; Allah’ın yaratmasıher an yenileniyor:Âlemler her an içinde yok oluyor ve yine aynı an içinde varediliyor(Halkun cedid).

Bilinmesi gereken şudur:

Yüce Tanrı âlemleri iş eğlence olsun diye yaratmadı; Yaratılışın varlığın bir ilahî gayesi var.Bu hakikati bize Kur’an âyetleri bildiriyor: İlahî emaneti taşımakla (yani varlığın gayesini yerine getirmekle) yükümlü kılınmış olan yaratık, insandır. (Kur’an; Ahzap s, 72).Mahlûkat açısından Allah’ın yaratması bağış, güzellik, lütuf, cömertliktir.Yaratılan herşey yaratılmadan önce yokluktaydı. Yani, hiçbir şey değildiler.

 

*    *    *

Değerli okurlarım

Bir an için tamamen yok olduğunuzu silinip-gittiğinizi düşünüp hayal ediniz...

Yoksunuz...Ne benlik bilinciniz var ne de duygularınız, düşünceleriniz...

Ne sevgi var ne de mutluluk...Hiç bir şey olmadığınız mutlak bir yokluk...

Karanlıklar içinde kaybolup gitmişsiniz...

Bulunma umudu olmayan bir kayboluştur bu...

Böyle düşününce gönüllerinize kasvet yüklü duygulardoldu değil mi?

 

Biz insanları ve âlemde gördüğümüz tüm yaratıkları yokluktanvarlığa Yüce Tanrı çıkardı çıkarıyor.Cenabı Allah insanı kendi haline de bırakmadı:Onu,duyuş görüş sahibi kıldı,

ilahî emanetini yüklenme onurunu ve sonsuzluk yolcusu olma imkânını lutfetti.

Var olan herşey Allah’ın isim ve sıfatlarının belirişleridir.

İnsan da bir tezahürdür (Tanrı’nın dilemesiyle âlemde ortaya çıkan bir beliriştir).

Küllî varlıktan ayrılmıştır gurbettedir.

Sonsuzluk yolcusudur,bu bir tekâmül yolculuğudur.

Seyir dairesel bir yörünge üzerinde cereyan ediyor.

Yolculuk iniş kavsiyle başlamıştır.

İnsan yolculuğu sırasında deneyimler yaşayacaktır bilgi sahibi olacaktır.

Olgunlaşınca çıkış /yükseliş aşamasına ulaşacaktır.

Menzile varış yükseliş kavsinintamamlanmasıylaolacaktır.

İnsan yetkin (kemâle ermiş) bir varlık düzeyineulaştığında ayrıldığı külli varlığa kavuşacaktır.Tasavvuf düşüncesine göre insan Cenabı Hakk’a varıp kavuştuğunda ölümsüzlüğe ulaşır.

 

Değerli okurlarım

İnsan-ı Kâmil başlığı altında 6 adet yazımız yayınlandı.

Okuduğunuz satırlar serinin yedinci yazısıdır. İnsan-ı kâmil kapsamı geniş bir konudur: Sadece İnsan-ı kâmil inancı ve düşüncesini incelemekle sınırlı kalmıyor; yaratılışın doğasını inceleyip anlamayı gerekli hale getiriyor.

İnsan-ı Kâmil yazılarımız devam edecek.

Devam yazılarımızda;

·         Fâtır Allah’ın yaratma kudreti hakkında Yüce Kur’an’da neler bildirilmiş;

·         Müfessirler hangi yorumları yapmışlar;

·         Bilimsel ve felsefesel açılardan yaratılışa nasıl bakılıyor.

·         Fizik yaratılışa dair neleri buldu neleri söylüyor.

Bütün bunları siz değerli okurlarımla paylaşma gayreti içinde olacağım.

Şimdi sıradaTasavvuftaki Hakikati Muhammediye konusu var.

 

5.Yaratılışın Başlangıcında

Mistik düşünceye göre Allah’ın âlemleri yaratmasüreci ilk insanla (Tanrı’nın sûretinde/benzeyişinde yaratılan soyut, saf ışık varlığın) yaratılmasıyla başlıyor.

Âlemler (insan da bir âlemdir) bu ilk varlıktan tezahür ederek ortaya çıkıyor.

İnsan-ı Kâmil,Yüce Tanrı ile yaratıkları arasındaki bağdır. “ O, yaratılanla Yaratan arasında Bir kavşak noktasıdır.”(Prof.Dr. Y.Nuri Öztürk)

Bu irtibat Tanrı’nın Yaratma İradesi’nin (zuhûr, tecellî, tezahür kavramlarıyla anlatılan) belirişleriyle kesintisiz sürmektedir.

Hacı Bayram Veli’nin söyleyişiyle:

“  Kâmil insan,Hakk’ın gözüdür. Hak âleme onunla bakarak rahmetini ulaştırır.

O, varlığın rûhudur da. Beden rûhsuz ayakta duramadığı gibi, âlem de bir nefes, kâmil insansız olamaz. “Şimdi İslâm Tasavvuf’undakiHakikati Muhammediyye düşüncesine kısaca bakalım:

 

6. *Hakikati Muhammediyye

Hakikat-i Muhammediyye Hazreti Muhammed (s.a.v)’in zamana ve mekâna nisbeti (bağıntısı) olmayan hakikatidir.

Sûfî düşünürler bu tabiri Allah’ın yarattığı ilk varlıkiçin kullanırlar.

Sadece Allah’ın var olup onunla birlikte bir başkasının var olmadığı bir mertebeden

sonra Tanrı’dan ilk defa Muhammedî hakikat zuhûr etmiş (belirip var olmuştur).

Bu yüzden Hakikat-i Muhammediyye hâricî varlığın(yaratılmış herşeyin)zuhûr silsilesinin(yokluktan çıkıp varlık haline gelme sürecinin) ilk halkası olmuştur.

Bu mertebe bütün hakikatleri kuşatır.*Allah isminin tecellî ettiği (Esmaül hüsnanın kendini açıp) göründüğü yerdir. “ -(Cîlî; Hakikati Muhammediyye, s: 19)

* Parantez içi açıklamalar bana aittir.-F.A)

 

7.İlk Nûr

Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) nazariyesine (kuramına) göre Allah’ın yarattığı ilk şey Hz. Muhammed (s.a.v)’in rûhudur. Bu düşünce Hz. Peygamber’in bir sözüne dayandırılır.

Ashaptan Cabir’in bir sorusu üzerine Hz Peygamber:“ Allah eşyâyı (nesneleri) yaratmazdan önce kendi nûrundan senin peygamberinin rûhunu *- bir başka rivayete göre de nûrunu - yaratmıştır ‘cevabını vermiştir.”

Nûr mu rûh mu?

Hangisinin söylendiği hususu bize göre önemlidir:

Rûh ve nûr kavramları varlığın esasını anlayabilmekle doğrudan ilgilidir:

Rûh kavramı soyut varlıklariçin kullanılır.

Nûr ise ışık ışıltı, parıltı, aydınlık anlamlarını verir.

Aralarındaki fark şudur: Işık enerjidir esas itibariyle maddidir.

Enerji ışıyarak, ısı, radyasyon şeklinde açığa çıkarak, iş ya da hareket şeklinde görünür.

Soyut varlık rûhta isemaddesel hiçbir şey yoktur.

Bir üçüncü bakış açısıyla da şöyle olabilir: Albert Einstein,Enerji = Kütle x Işık Hızının Karesi formülüyle enerjinin, maddenin katı hâli olduğunu göstermiştir.

O halde enerji ne ölçüde saf olursa olsun tamamen soyut sayılamaz.

Sonuç olarak “ Hz Peygamber’in nûru ya da rûhu “ sözlerinden hangisi söylenmiş olursa olsun bu hadisten öğrenip anlıyoruz ki; Hz Muhammed’in hakikati(Tanrısal plândaki yeri ve özü) Cenabı Hakk’ın nûru yahut rûhundandır.

Mistik düşünce de zaten yaratılan herşeyin Allah’ın isim ve sıfatlarının belirişleri /görünüşleri olduğunu söylüyor. Ek olarak da anımsamalıyız ki Cenabı Hak Kur’an’da; insanı yarattığını ve ona biçim verip kıvama getirdikten sonra kendi ruhundan bir nefha üflediğini açıkça haber veriyor (bkz: Hicr, 29; Sad, 72 ayetleri).

 

Yüce Tanrı’nın yaratma kudreti,ilahî tasarıma uygun varlıkların oluşması ve yaşam bulması için, soyuttan somuta doğru (enerji akımı gibi) akarak tecellî etmekte, böylece ilahî belirişler mertebeler halinde ortaya çıkan âlemlerimeydana getirmektedir.

Değerli okurlarım önemle altını çizelim:

Öğrenerek anlamak için düşünüyoruz...

Cenabı Hakk Kur’an’da “ Oku aklını işlet”buyuruyor.

Düşünmeyi ibadet sayıyor. Anlama çabamız sırasında yaptığımız çıkarımlar,dile getirdiğimiz yorumlar elbette nihai kesinlikte bilgiler değildir; adı üstünde,düşüncedir,yorumdur. Şaşırtan yanlışlar yapmaktan Allah’a sığınırız !Doğruyu elbette en iyi Yüce Rabbimiz bilir.

 

8. Muhammedi Hakikat

Demek oluyor ki Muhammedî Hakikat’in bir kaç yönü vardır:

Birincisi, Hz. Muhammed’in ruhani varlığı –nûru veya rûhu- Allah tarafından yaratılan ilk şeydir. Yaratılışın tecellî ediş süreçleri bu İlk Varlık/İlk İnsan üzerinden tezahürle kainata yansımaktadır.

İkincisi, Hz.Muhammed’in insan peygamber olduğu gerçeğidir:

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) dünya yaşamına gelmiş, tebliğ ve rehber olma görevini hakkıyla yerine getirmiş,vakti gelince Allah’ın emriylesonsuzluğa geçmiştir.

Biz insanlar Hz Muhammed’in yeryüzü üzerinde beliren görünüşünü bir ölçüde algılayıp anlayabiliyoruz.Ancak Son Peygamber’in Tanrı’nın Yaratma Kudreti’nin belirişleri sırasındaki hakikatini işlevini bütünüyle bilip algılayabilmemiz mümkün değildir; Hz Muhammed’in bu yanı biz insanların idrâkinin ötesindedir; Hak ile arasındaki sırdır.

 

9. Âlemlere Rahmet Olma Hakikati

Kur’an’ın Enbiya suresi 107.ayetindeCenabı Allah Hz. Muhammed’e hitaben

şöyle buyuruyor: “Biz seni ancak âlemlere pek yüce bir rahmet olarak gönderdik “

Sûfî düşünür Cîlî şunları söylüyor:

“Bil ki, âyette geçen bu rahmet mevcûdâtın (yaratılmış herşeyin) tamamını kapsar ve kuşatır. Allah *Teâla’nın ‘ Ve rahmetim her şeyi kuşatmıştır’ sözü buna işaret etmektedir (A’râf, 156 ayeti).Devamında A’râf, 157’deise şöyle buyruluyor:

Ben onu (rahmetimi) sakınıp korunanlara, zekâtı verenlere, âyetlerimize inananlara ve ümmî peygambere tâbî olanlara yazacağım.

*( Teâlâ: Arapçadır, namı büyük anlamındadır).

 

Cîlîbu konu hakkındaki düşüncelerinişöyle tamamlıyor:

“ Bil ki, rahmet iki türlüdür: Özel rahmet, genel rahmet.

Özel rahmet Allah’ın özel vakitlerde kullarını onunla idrâk ettiği rahmetidir.

Genel rahmet ise, *Hakikat-iMuhammediyye’dir. Allah Teâlâ eşyânın tamamına (yaratılmış her şeye) onunla rahmet etmektedir.  Böylece her şey kendi varlık mertebesinde ortaya çıkar görünür.“

 

10. Varlığın Birliği

İnsanın Yolculuğu

Yukarıda paylaşmıştık; İlk insan (İnsan-ı Kâmil) yaratılmadan önce yaratılmış hiçbir şey yoktu.Sadece Allah vardı.Sufi düşünceye göre: 

“Varlık Tek Bir’diro da Cenabı Allah’dır. “

Sufiler  “Bir’den bir çıkar ” derler:

Çokluk halinde görünenlerin Bir’in görünüşleri olduğunu söylerler.

Peki, dünya ve kainata baktığımızda gördüğümüz trilyon kere trilyon sayıdaki varlıklar manzumesinin gözler önüne serdiğiçokluk manzarası nedir?”

*    *    *

Tasavvuf ve Kabala düşüncelerine göre,

“ Yoktan var edilen herhangi bir şey mevcut değildir.”

Peki, yoktan var edilmiş bir şey yok ise;  ‘Yaratılış’ diye andığımız ve içinde biz beşer insanının da yer aldığıtrilyonlarca varlık nasıl *var oluyor?

(Var: Mevcut, evrende veya düşüncede yer alan, yok karşıtı demektir. –BTS )

*    *    *

Tasavvuf ve Kabala düşünürleri bu sorulara, “Yaratılış, Tanrı’nın niteliklerinin (isim sıfatlarının) görünür olmasıdır”şeklinde cevap veriyorlar. Varlık manzumesi halinde gördüğümüz herşey Allah’ın isim ve sıfatlarının âlemde beliren görünüşleridir, diyorlar. Bu, nasıl gerçekleşiyor?

Cenabı Hakk’ın nitelikleri yine O’nun irade etmesiyle tecellî ediyor (Tanrısal tasarımda yeralan negatif veyahut pozitif varoluş halindeki varlıklar gayp örtüsünü üzerlerinden atarak)saklı âlemden görünenler âlemine (bâtından zâhire) çıkıyorlar.

*    *    *

O halde yoktan var edilen hiçbir şey mevcut değildir:

Tek Bir Varlık vardır O da Allah’dır.Çokluk halinde görünenlerise; TEKBİR olan Mutlak Varlık’ın niteliklerinin âlemde beliren yansımalarıdır, görünüşleridir.

 

Bu hâl lunaparklardaki aynalı salonlar örnek verilerek betimlenebilir: 

O salonlarda bir kişi uygun açılarda yerleştirilmiş aynalar vasıtasıyla onlarca hatta yüzlerceymiş gibi görünür. Tek Bir’in zuhûru (açığa çıkıp) çokluk halinde görünmesi işte böyledir.

*    *    *

İnsan-ı Kâmil,Tek Bir Olan’dan kainat aynasına(Tanrısal Yaratılışın tezahür ettiği boşluğa) akseden ilk nûr/ilk ışıktır.

Tasavvuf düşüncesiİnsan-ı kâmili yaratılışın mazharışeklinde tanıtır:

İnsan-ı Kâmil, Allah’ın yaratmayı düşündüğü herşeyin vakti geldiğinde saklı âlemden çıkıp görünür olduğu yerdir. Prof.Dr. Y.N.Öztürk’ün deyişiyle;

“ O, yaratılanla Yaratan arasında bir kavşak noktasıdır. “ 

Kabala’ya göre Adam Kadmon, yani İnsan-ı Kâmil; soyut, nûranî /ışıklı bir varlıktır, âlemler onun tezahürüyle oluşur.

Neleri anladığımızı kısaca gözden geçirelim.

Mistik bilgelerin aktardıklarına göre yaratılışsüreci şöyle işliyor:

·         Yüce Tanrı’nınindinde(yanında /katında) zaman, mekân, sınır, boyut

benzeri kayıtlar yoktur.

·         Varlıkların yaratılışı Cenabı Hakk’ın düşüncesinde başlar.

Bu mertebede negatif ve takiben potansiyel varoluş söz konusudur.

(Negatif ve pozitif varoluş konuları önceki yazılarımızda anlatılmıştır değerli okurlarım inceleyebilirler).

·         Potansiyel halde var olan şeylerilahî murada uygun sırayla ve tedricen, kendileri için belirlenmiş gayeye uygun sûretlere bürünerekaçığa çıkarlar (tecellî);

·         İnsan-ı Kâmil’dentezahür ederek dekainat aynasında görünürler.

Bundan sonra ne olur?

·         Sûfî düşünceye göre insan için devir/devriyye diye anılan yukarıda kısaca anlattığımız seyir başlar.

·         İnsan külli varlıktan ayrı düşmüştür yetkin varlık haline ulaşıncaya kadar (Tasavvuf’ta seyri süluk denilen) yolculuğu yapacaktır.

·         Yolculuk Cenabı Hakk’a doğrudur.

·         Öğrenip sınav verme yurdu ise biz insanlar için Dünya’dır.

 

YaratılışZamanve İdrak

 

Yaratılışın tezahürü tedricen yani zaman aralıkları halinde ortaya çıkıyor.

Ancak bu durumbiz insanların idrakine göre böyledir.

Bulunduğumuz varlık mertebesinde uzay-zaman iç içedir.

·         Bu nedenle bizim idrâkimiz zaman faktörünün etkisi altında tahakkuk ediyor;olayları geçmişten geleceğe akıyor halde algılıyor zihnimizde o şekilde sıralıyoruz; önce-sonra, geçmiş-gelecek işte bu algılama sonucunda ortaya çıkmaktadır.

·         Cenabı Hakk’ın indinde ise böyle bir şey söz konusu değildir:

Allah katında zaman mekân gibi kayıt ve boyutlar yoktur.Allahyaratmayı dilediği herşeyi olası tüm sebep ve sonuçlarıyla birlikte düşündüğü anda yaratır(Yasin s, 82’deki ‘OL’ sırrı budur).

·         Yaratılanların âlemde ortaya çıkışı ise bize zaman geçtikçe meydana geliyormuş gibi görünür; ama unutulmasın! Bu bize mahsus olan bir algıdır.

 

11. Nedensellik Yasası Kainatta Geçerlidir

 

Değerli okurlarım

Biz insanlar tercihini yaptığımız sebeplerin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz.

Kur’an’da bu evrensel yasa (Sünnetullah),

Her ne ile karşılaşırsanız o ellerinizin ürünüdür” mealindeki âyet ile haber verilmiştir.Hz. İsa (a.s)’da İncil’de, “ Ne ekersen onu biçersin” diyerek aynı haberi vermiştir.

O halde:

·         Bilinçli ve kararlı olan tercihlerimizin (niyetlerimizin)ortaya çıkaracağı sonuçlardansorumluyuz; çünkü her sebep mutlaka bir ya da daha çok sonuçlar doğurur.

·         Kutsal metinlerde bildirilen tövbe; hata ve günahların farkına varılıp nedamet duyulması hâlidir. Tövbe edebilme bilincine ulaşan benlik farkındalık düzeyi yükselmiş olan benliktir.

·         İnsanlar hatalarından dersler alırlarsa öğrenirler. Öğrenip öğrendiklerini yaşama geçirdikçe de tekâmül ederler; tekâmül merdiveninin basamakları ise sonsuzluk boyunca uzanır.

İnsan yetkinleştikçe geride bıraktığı hâl ve davranışlarını gözden geçirir (murâkabe), hatalarını görür ve onları tekrar etmeme tavrı olarak tövbeye sarılır.

·         Sonsuzluk yolcusu insanın tekâmülü (bilgelik yolunda ilerlemesi) hata ve günahlarını idrak etmesi, nedamet duyması ve farkındalık düzeyiile doğru orantılıdır.

 

Değerli okurlarım

İnsan-ı Kâmil başlıklı yazı serisi devam ediyor:

Yokluğu Yararak Varlığı Yokluktan Çıkaran  (Fâtr) Allah’ın Yaratma Kudreti hakkındaki Kur’ansal bilgileri; âlemlerin mertebeler halinde oluşmasını;

 Kur’an ve bilimin ışığında anlama ve sizinle paylaşma gayreti içinde olacağım.

Sağlık, barış ve sevgi içinde olunuz.

 

8 Şubat-2016- Fevzi Acevit

 

Açıklamalar

 

Fotoğraflar, İnternet ortamında paylaşıma açık sunumlardan ve Nasa Yayınları’ndan alınmıştır.“ Bilgi Notları “ ya da “Açıklamalar “ başlıkları altında kavramların anlamları verilmektedir

a g e:  Adı Geçen Eser kısaltmasıdır.

BTS: Büyük Türkçe Sözlük Kısaltmasıdır.

KAL: Kubbealtı Lugatı Kısaltmasıdır.

OSS : Osmanlıca Sözlük Kısaltmasıdır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

·         Abdül Kerîm el- Cîlî; İnsan-ı Kâmil

·         Abdül Kerîm el- Cîlî; Hakîkati Muhammediyye

  • İbn Arabi, Nurlar Risalesi;
  • İbn Arabi, Fütuhat;
  • İbn Arabi, Fusus’ul Hikem
  • Ebu’l Alâ Afîfî; Fusûsu’l Hikem Okumaları İçin Anahtar
  • Mevlâna C.Rûmî; Mesnevi,
  • Mevlâna C.Rûmî; Divan-ı  Kebir
  • Abdürrezzak Kaşani, Tasavvuf Sözlüğü
  • Prof. Dr Y.N. Öztürk:  Kur’an-ı Kerim Meali,
  • Prof. Dr Y.N. Öztürk:  “ Mevlana ve İnsan “
  • Prof. Dr Y.N. Öztürk:  ; “Kur’an’ın Temel Kavramları “ ;
  • Prof. Dr Y.N. Öztürk:   “ Din ve Fıtrat “ ;
  • Prof. Dr Y.N. Öztürk:  “ Kur’an ve Sünnete Göre Tasavvuf “
  • Profesör Dr Süleyman Ateş, Kur’an’ı Kerim Tefsiri;
  • Profesör Dr Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi,
  • Ahmet Akıncı; Kabala- Sınırsıza Yolculuk
  • Diyanet, İslam Ansiklopedisi.
  • Ahmet Cevizci; Felsefe Sözlüğü
  • Ferit Devellioğlu;  Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat
  • Kütüb-i Sitte Hadis Külliyatı
  • Joseph Silk; Evrenin Kısa Tarihi
  • Ana Britanicca  
  • Büyük Türkçe Sözlük
  • Kubbealtı Lugatı
  • ( İnternet Ortamı) Osmanlıca Sözlük
  • İnternet ortamı: Wikipedi,
  • İnternet Nasa Yayınları
  •  

 

 

 

 

 




Sayı 31 (Mart - Nisan 2016)

Bu yazı 1824 defa okundu.