Sonsuza Dek 27 Kulübü - Tanrı'nın Sol Eli Jimi Hendrix


jmjTuhaftır; öleceğini bilerek yaşayabilen ve buna rağmen hiç ölmeyecek gibi yaşayan tek varlık insan. Oysa ölüm, belki dehayatın en önemli gerçeği, kozmosun en tuhaf şakası. Binbir emekle dünyaya geliyor, nice zorluklarla yaşıyor, büyüyor, öğreniyor ve ölüveriyor ademoğlu. Yerine yenisi gelsin, sonsuz döngü sürsün diye. Ama öyleleri var ki, yerini doldurmak mümkün olmuyor... Peki neden yeri dolmayacak kadar değerli olanlar, en erken yitenler oluyor; bunu hiç düşündünüz mü?

Hayatı yaşanır kılan sanatın çerçevesinden bakmaya çalışarak başlamıştım bu yazı dizisine; adeta bir lanet gibi 27 yaşında ölen efsane müzisyenler temelinden, işte tam da bunu anlamaya çalışarak . Sırasıyla Janis Joplin, Kurt Cobain, sürpriz bir şekilde konuya dahil olan Amy Winehouse ve Jim Morrison’u anmıştım bu sayfalarda.

 

Bu yazı dizisinin son konuğu ise yaşayan tüm gitaristlere ilham vermiş ve müzik tarihini değiştirmiş bir efsane; Jimi Hendrix...

 

 

 

 

“Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, bu dünya aydınlığa kavuşacak.” J. Hendrix

 

Johnny Allen Hendrix 27 Kasım 1942’de Seattle’da, aşırı dindar bir baba ve Cherokee yerlisi bir anneden doğdu. İsmi, daha sonra ailesi tarafından James Marshall Hendrix olarak değiştirildi. Jimmy’nin çocukluğu yoksulluk ve mutsuzluk içinde geçti. Annesi onu doğurduğunda henüz 17 yaşında idi ve babasıyla berbat bir ilişkileri vardı ve nihayet bir gün babası evi terk etti. 16 yaşına geldiğinde annesini de kaybeden Jimmy’nin acıklı hayat hikayesi muhtemelen sefalet içinde, sokaklarda sürünerek sona erecekti ama Tanrı onu seçmişti bir kere. Her yalnız ve ilgiye aç çocuk gibi Jimmy’nin de bir sığınağı vardı;müzik...

Büyük bir Blues ve Rock’n Roll hayranı olan Jimmy’nin ilk oyuncağı, başka bir çocuk tarafından atılmış, telleri kopuk, kırık dökük bir gitar idi. Ama bu hurda haş gitar bile Jimmy’nin sihirli ellerinde can buluyor; tek nota bilmeyen Jimmy, dinlediği her şeyi bu gitarla kendi başına çalabiliyordu.

 

“Okuma ve yazmayı öğrendiktensonra eğitime gerek yoktur. İnsanınkendini eğitebileceği en güzel yer, hayatınta kendisidir. Okullardaki eğitime inanmıyorum.” J. Hendrix

 

Hendrix ortaokulu bitirdi fakat Garfield Lisesi’nden mezun olamadı. 1960’lı yıllarda gazetecilere verdiği bir demeçte: “İnsanlar orda ırkçıydılar, ben başarısız oldum çünkü siyahtım.” dedi. 15 yaşındayken bir kızın elini tuttuğu için kendisini azarlayan bir öğretmenine; “Ne oldu? Yoksa kıskandın mı?” diyerek okul kariyerine(!) veda etti. İki kez araba çalınca başı belaya giren Jimmy’ye iki seçenek sunuldu; ya orduya katılacak ya da iki yıl hapisyatacaktı. Hiç istemese de orduya yazılan Hendrix, parasız beyazların ve zencilerin toplandığı piyade birliği yerine gönüllü olarak paraşüt birliğine geçti. Tabii ki böyle bir ‘özgür ruha göre değildi askerlik. Nöbette ve görev başında sürekli uyurkenve aylaklık yaparken yakalanan Hendrix için komutanları “daima göz önünde tutulmalı” diye rapor veriyorlardı. Askerliği boyunca 25 atlayış yapan Jimmy, son atlayışında bileğini incitmesini de bahaneederek hiç sevmediği ordudan ayrıldı.

 

“Müzik yalan söylemez. Eğer hayatta bir şeyi değiştirmek istiyorsan, bunu ancak müzikle yapabilirsin.” J. Hendrix

 

Jimmy Hendrix’in ilk elektrogitarı, babası tarafından alınan beyaz renkli bir “Supro Ozark”tı Jimmy Hendrix’i birçokları ‘solak’ zanneder. Oysa o, klavyede güçlü olan sağ elini daha iyi kullanacağını düşünerek gitarının tellerini ters takıyor ve sol elle çalıyordu. Solak bir gitar alacak parası da yoktu ama zaten ihtiyacı da yoktu. 1963’te Ike ve Tina Turner, Little Richard, Wilson Pickett gibi dönemin önemli isimleri arkasında gitar çalıyordu. 1965’te Bob Dylan’ı dinlerken artık zamanı geldiğine karar verdi. Sesine güvenmiyordu ama büyük hayranı olduğu Bob Dylan bile bu sesle şarkı söylüyorsa ben haydi haydi söylerim diye düşünmüştü. Kendine sahne ismi olarak Jimmy James’i seçti ve ilk grubunu kurdu; Jimmy James and the Blue Flames.

 

“Çocukken babam saçlarımı öyle bir traş ederdi ki yolunmuş tavuğa benzerdim, bütün arkadaşlarım beni kabak diye çağrırlardı. Belki de bu yüzden saçlarımı bu denli uzattım.” J. Hendrix

 

New York’daki ufak kulüplerde çalmaya başladılar. Jimmy, kendisiyle beraber Fender’in Stratocaster modelini de bir efsaneye dönüştürdü. Hendrix her anlamda bir devrimciydi. Her şeyden önce tek nota bile bilmiyor, ama duyduğu her şarkıyı çalabiliyor, üstelik çalarken yeniden yorumlayabiliyor, bunun da ötesine geçerek kendi bestelerini yapabiliyordu. O dönem gruplarda solist ön plandayken, bunu yıkıp, müziğin merkezine gitarı yerleştirdi. Müzikte pek istenmeyen “feedback”i kendi şarkılarına dahil etti, “wah wah” denilen özel efekt pedalını hayata geçirdi. Sahnede çalarken kendinden geçiyor, amfilerle adeta sevişiyor, gitarı sırtında, yerde, hatta dişleriyle çalıyor ve 6 telli bu enstrümana yepyeni bir anlam katıyordu. Hatta bir müzik eleştirmeni onun müziği için; “Sanki gökten düşen bir ağır metal.” diyerek“ "Heavy Metal” kavramını ilk kez kullandı ve bu yüzden ‘Heavy Metal’ türünün babası olarak kabul edilmeye başlandı.

 

“İnsanlar salamura gibi üst üste yığılmışyaşıyorlar. Ben yüksek volümlü müzik yaparsam, belki kendilerine gelirlerdiye düşündüm.” J. Hendrix

 

Tesadüfen New York’ta olan Animals basçısı Chas Chandler da Jimmy’nin ününü duyup onu dinlemeye gidenlerden biriydi. Şovun ardından menajeri olmayı teklif etti ve onu bir yıldız yapacağını söyleyerek İngiltere’ye taşınmaya ikna etti. Jimmy’nin kariyerine el atan Chandler’ın ilk yaptığı şey sahne ismi yerine gerçek ismini kullanmasını sağlamak, daha etkili olsun diye de ön adını Jimi olarak kısaltmak oldu. Arkasından basçı Noel Redding ve davulcu Mitch Mitchell’le tanıştırıp “Jimi Hendrix Experience”ı kurdu. Jimi’nin Experience ile yaptığı ilk albüm“Are You Experienced” 1967’de önce sadece İngiltere’de çıktı. Şarkıları da ayrı birer devrimdi, çünkü Jimi benzersiz tekniğinin yanı sıra, savaşa, şiddete, ırkçılığa, yozlaşan insani değerlere karşı dimdik bir tutum sergiliyordu.1967’de Amerika’ya döndü ve Monterey Pop Festival’de The Who’nun arkasında çıktı. Peter Townsend’in sahnede gitarını kırdığını gördüğünde bunun daha iyisini yapmak istedi ve konserini gitarını yakarak bitirdi. Dinleyen herkesi şaşkına çeviren performansı ve konserin sonunda kafasının üzerinde yanan gitarı tutan görüntüsü ile bir günde Amerika’da efsane oldu. Konserleri olanca hızı ile devam ediyordu. Hayranları ne yaparsa yapsın çıldırıyorlardı, hatta bir konserinde iyi çalamadığını düşünüp gitarını ortadan ikiye kırınca seyirci daha da coşmuştu.

Oysa en yakın arkadaşlarının bile ona ulaşamayacağı kadar dev bir isim olmak Jimi’ye çok ağır geliyor, gittikçe daha sinirli ve çekilmez birine dönüşüyordu. Üstelik bir yandan çevresi, onu maddi ve manevi olarak sömüren insanlarla dolmuştu ve bu ikiyüzlülük Jimi’yi çok incitiyordu. Çünkü insanlardan tek beklentisi dürüstlük idi. Jimi, Experience’ı 1969’da dağıttı. Aynı yıl tek bir şov için kurduğu grubu “Electric Sky Church” ile efsanevi Woodstock Festivali’nin Headliner’ı oldu. Woodstock’ın tadını aldıktan sonra 1970’de “Band of Gypsies” adlı yeni bir grup kurdu. Tek bir canlı albüm kaydettiler ve bu albüm de büyük bir hit oldu ancak Jimi rahat edemiyordu. Gypsies’i dağıtıp Experience’ı tekrar kurdu, aynı yıl bir daha dağıttı. Yine 1970 içinde eski grubunu tekrar canlandırdı ve Jimi Hendrix Experience, “First Rays of the New Rising Sun” adlı double albümü kaydetmek için stüdyoya girdi ancak sadece birkaç şarkı kaydedilebildi, Jimi kalanları kaydedecek kadar yaşayamamıştı.

 

‘‘Zihnini ve hayal gücünü serbest bırakmalısın; bırak aksın, bırak kanatlansın, özgürce uçsun.” J. Hendrixsayfa_3

 

Jimi’nin son gecesini sevgilisi Monika şöyle anlatıyordu: “Sofrayı hazırladım, yemeği şarapla yedik, ama o biraz fazla kaçırdı. Daha sonra Jimi son şarkısını, son mesajını yazmaya başladı: “The Story Of Life”. Bu şarkıyı, doğru zaman ve yer gelinceye kadar kimselere söymememi sıkı sıkı tembihleyip yatmak için odasına çıktı.” Jimi tamamen berbat bir durumdaydı. Çıktığı odada Monika’nın uyku haplarını buldu ve eğer Monika kapıdan içeri tam zamanında dalmasaydı, Jimi o hapları alacaktı. Monika’ya sadece hapları saydığını söyledi. Daha sonra yatmaya giden Monika, şöyle devam ediyor: “Hayatımın en büyük hatası, Jimi’yi o haplarla yakaladıktan sonra onu tekrar yalnız bırakmak oldu. Odaya tekrar girdiğimde haplar dökülmüştü, 9 hap da eksikti.”

Jimi Hendrix, 18 Eylül 1970’de, 27 yaşında “doğan güneş’in ilk ışıkları”nı göremeden aramızdan ayrıldı. Patajolist profesör Donald Teare, ölüm nedeninin “aşırıdozda barbiturat’ın sebep olduğu zehirlenme sonunda kusarak boğulma” olduğunu söyledi. Ölümünden sonra da nefret ettiği fırsatçıların elinden kurtulamadı Jimi. Sağlığında sadece 4 albüm kaydetmişti. Ama hala yayınladığı ve yayınlayamadığı şarkılardan milyarlar kazanan bir endüstrinin en önemli kaynaklarından biri.

Bu dünyadan Jimi Hendrix adında siyah bir devrimci geçti. Milyonlarca beyaza başkaldıran, eşitlik, barış, aşk için haykıran, tanrısal bir yeteneği olan, liseyi bile bitirmediği halde inanılmaz felsefi görüşlere sahip, müzikal anlamda nice ilkleri yaratmış ve bugün zevkle dinlediğimiz birçok virtüöze ilham kaynağı olmuş, ışığı hiç sönmeyecek bir yıldız. Ne yazık ki o da benzerleri gibi “erkenden” kayıp gitti.

 

Bu yazı dizisinde yanıtını aradığım soru işte şu; “Neden en değerlileri, en önce yitenler oluyor?“ Yazmak için okudukça, dinledikçe, düşündükçe ve yaşadıkça birkaç tez de oluştu tabii kafamda. Kiminiz “Kör ölür, badem gözlü olur.” diyecek belki ama üzerinden ne kadar zaman geçse de yerlerinin dolmaması bu ihtimali zayıflatıyor. Belki insanoğlu, özel ve değerli olanı daha hor kullanıyor, belki onları bizden ayıran üstün yönleri, bizlerle uyumsuzluğa, bu durum da derin bir mutsuzluğa sebep oluyor ve adeta intihar eder gibi yaşıyorlar ve sonunda emellerine ulaşıyorlar. Ama bence en önemli etken, bizimkilerden daha gelişmiş beyinleri ve daha hassas kalpleri olması. Çünkü her ne kadar tersi öngörülse bile çok düşünen beyin ve çok seven kalp daha çok acı çekiyor, daha çok yıpranıyor ve daha çabuk duruyor. Yani onları; düşündükleri, değer verdikleri ve sevdikleri insanlar öldürüyor…

edipkuzeyakten@altinsehiradana.com

 

Jimi Hendrix’iDinlemeden Ölmeyin:

01- Purple Haze

02- Hey Joe

03- The Wind Cries Mary

04- Voodoo Child

05- All Along The Watchtower

06- Wild Thing

07- Spanish Castle Magic

08- And The Gods Made Love

09- Third Stone From The Sun

10- Manic Depression

 

 

 

 

 




Sayı 6 ( Ocak - Şubat 2012 )

Bu yazı 9402 defa okundu.