Sanatçı Adaylarına Sevgiyle

Sanatçı adayı beynini bilimsel bilgilerle doldurduğu oranda görme yeteneğini arttırabilir.

Bakmak ve görmek ayrı şeylerdir. Göz bakar, beyin görür; fakat sanatçının gönlü katlanmaz! O aykırıdır ve itiraz eder… Sanatçı adayı beynini doğru bilgilerle, eş deyişle bilimsel bilgilerle doldurduğu oranda görme yeteneğini arttırabilir. 

Sanatçı Ayrıcalıklı mı,
Yoksa Ayrı mı?
Sanatçının yeri ayrıcalıklı mı, yoksa yalnızca ayrı mıdır? Yoksa ayrıcalılık da ayrılık da basit bir yakıştırma mı? Sanatçının fizik ötesi sezgileri, doğaüstü kavrayışları, olağanüstü duyarlılıkları mı vardır? Sanatçı yeteneklerini aralıksız deneylerle kazanmış kişi midir, yoksa doğuştan yetenekli mi? Bazı üstün yetenekleri olması onu apayrı, yani erişilmez kılar mı, mutlu eder mi?
Bu soruları yanıtlamak hiç de kolay değildir. Ancak kesin olan bir şey var, ayrıcalılık ya da en azından ayrılık bizim ona verdiğimiz değerle belirgindir.

Bir İnsan Uzmanı
Sanatçı, insanı insana gösteren, yaşamı açıklayan, anlamlandıran kişidir. O, bir insan uzmanıdır. Bizdendir ve bizimledir. Ona uladığımız değer onu bizden ayrı kılmamalıdır. Ayrılık uzaklığı getirir. Oysaki o, insana yakın olduğu ölçüde işini iyi yapması için gereken yetkinliğe ulaşabilir, insanı tanıma ve açıklama gücünü kazanabilir.
Sanatçı her şeyden önce donanımlı kişidir. Onun olağanüstü olmayan ve nice açık ya da örtülü deneyle elde edilmiş son derece özel donanımları vardır. Bu donanımlar elbette bilinçle ilgili donanımlardır. Sanatçı ‘özgün’ü gerçekleştirirken ya da yaratırken bu özel donanımlarını işe koşar.

Mutlu Bir Sanatçı,
Tükenmiş Bir İnsan
Sanatçı belki de mutluluk denilen o kaygan ve giz dolu duygudan en az pay alan kişidir. Mutluluk ulaşmışlıkta belirginleşir. Sanatçı, bir ya da birkaç amacı gerçekleştirmekle mutluluğa erecek insan değildir. O sürekli bir arayıcıdır. Mutlu bir sanatçı, tükenmiş bir insandan başka bir şey değildir. Sanatçı mutluluk dileklerini dışarıda bırakarak sanatın dar kapısından geçmiştir ve artık geri dönüş yoktur.
“O” bir aykırıdır ve bir çıplaktır “O”. Çıplaklık bütün ruhunu ele geçirmiştir. Yaralanabilirliği çıplaklığından gelir. Achileus gibi yalnızca topuğundan değil, her yerinden yaralanabilir.
Yaratma, arı özgürlüktür. Aykırılığın getirdiği sıkıntıyı yaratma deneyinde aşmaya çalışırız. Evet, sanatçı mutsuzluğunu, gerçek anlamda bir özgürlük deneyi olan yaratma ediminde gidermeye çalışacaktır. Yaratmak biraz da kendi için özel bir dünya kurmaktır. Düşle gerçeğin örtüştüğü bu yenidünyayı oluştururken sanatçı mutsuzluğunu gideremez; ama az çok ve geçici olarak dindirir. Bu yüzden yaratmak acı içinde değil, sevinç içinde doğurmaktır. Her doğurma belli bir acıyı kendiliğinden getirse de sonunda sevinçlere açılır. Öte yandan doğurma ya da yaratma süreçleri acı kadar hazzı da söz verir;  hatta bizi bilinmedik, görülmedik, düşünülmedik hazlara ulaştırır.
Mutlu insan ulaşmış, elde etmiş insandır; hatta elde ettiğinin değerini tartışmayan insandır. Sanatçı yapıtında kendini görür; ancak yapıtı, kendisiyle dolu yapıtı, ona bir “mutlak”ı söz vermez. Mutluluk duygusu “mutlak”a ulaşmışlık duygusudur.

Mutluluk Üzerine
Sanatçı sanatında doruğa ulaşamadığını sezer. Mutsuzluk bu eksiklik duygusunda kımıldanmaya başlar. Mutluluk yetinmenin bir başka adıdır. Öylesi bir mutluluk elbette sanatçıya ters düşecektir hatta ahlakdışı görünecektir. Sanatçı sürekli yaratma çabası içinde, bir yapıtı bitirip öbürüne başlama sürekliliği içinde bir Sisyphos’dur ve bütün Sisyphos’lar gibi alabildiğine mutsuzdur.
Taşı doruğa kadar sürer, bir yapıtı bitirir, tam doruğa vardım derken, yapıtını mutlak anlamda yetkin görürken, taşı elinden kaçırır, yapıtında bir şeylerin eksik olduğunu görür. Haydi bakalım, yeniden başlar etekten doruğa tırmanmağa ve bu sürüp gider…
Bir yanı Sisyphos ise bir yanı Prometheus’dur sanatçının.  Bilincin simgesi olan ateşi tanrılardan çalıp insana armağan ederken Zeus’la takışmayı bile göze almıştır Prometheus. Bilindiği gibi Tanrılar Prometheus’u affetmediler. İnsana bilinci armağan eden bu varlığın bağışlanır bir yanı yoktu. Prometheus’u bir dağın başında zincire vurdular. Bir kartal onun karaciğerini yiyordu, ancak karaciğer tükenmek bilmiyordu ve Prometheus bitmeyen bir çileye mahkûm olmuştu.
Kötü sanatçı kendinde uydurma bir Herkül gezdirir. Uyumluyken başkaldırdığını sananlar arasında kötü sanatçılar da vardır.

Kötü Sanatçı ve Hevesli
Kötü sanatçıyı “hevesli” ile “sanat hevesi”yle karıştırmamak gerekir. Sanat heveslisi bir Prometheus adayıdır, özgürlüğünü var gücüyle yaratmaya çalışır. Kötü sanatçı gönlündeki erken doğmuş Herkül’ü özenle besleyip büyütmeye başlar. Bu sakat, aptal, saldırgan Herkül, bu gururlu, alaycı, tembel, ayyaş, işbilir ve sonuna kadar uyumlu Herkül daha beşiğindeyken iki yılanı boğmak bir yana, burnunun ucuna konmuş bir sineği kovmakta güçlük çekecek bir Herkül’dür.

Sanatçı ve Prometheus
Dünyayı dönüştürmek konusunda gönüllü insan ya da basitçe sanatçı, çok zaman neden olduğunu kendi de bilemeden Prometheus oldu. Prometheus olduğunun bilincine vardığı yerde sanatın da bilincine varmıştı, artık gerçekten insan ya da gerçekten sanatçıydı. Adanmış ve yapayalnız…
Sanatçı Prometheus’tur, kendini var ederken insan için yeni duyma, düşünme, görme olanakları yaratır, böylece başkalarını da var eder ya da daha doğrusu başkalarının kendilerini var etmesine de katkıda bulunur. Prometheus aşan insanın, kendini aşan insanın simgesidir. Yarışan insanın değildir, yalnızca aşan insanın simgesidir.
Sanat yapmak her durumda özgürlük içinde yaratmaktır. Özgür olmak kurmaktır, savaşarak kurmaktır, aralıksız değişmek ve değiştirmektir.
Selam olsun dar kapıdan geçenlere!

 

Yazı: Ahmet İhsan Çay




Sayı 2 ( Mayıs - Haziran 2011 )

Bu yazı 2720 defa okundu.