Ölümsüzlük ve İnsan

Vel Ba’su Badel Mevt/ Diriliş

Sokrat:

“ Yeniden yaşamak…

Eminim ki gerçekten böyle bir şey var; bu, ölüden çıkan bir yaşam.”

Değerli okurlarım, insanın en derin korkusu, hiçliğe karışmak silinip gitmektir.

Bu, fıtrî (doğuştan gelen) bir korkudur. İlahî İrade’nin ölüm korkusunu insan fıtratına yerleştirmesinin hikmeti vardır. O korkudur insanı hayat macerasını sorgulayıp anlamaya iten; o korkudur insanı dünya yaşamında bir ölçüde de olsa disipline eden.

İnsanlar, silinip-gitme tamamen yok olma ihtimalini az ya da çok mutlaka düşünürler; duygu ve düşünce dünyalarında sorgulayıp tartışırlar; ancak, kabullenmezler.

Bu kabullenmeyiş, bir gerçeğin inkârı mı sonsuza ait olduğunu bilmenin itirazı mıdır? Yazımızda bu soruya da cevap arayacağız.

Değerli okurlarım, her insan yeniden diriliş umuduyla yaşar... Soru şudur:

“Bu umut, bir rüya mıdır, ölüm ötesi realite midir; insan için diriliş, yeniden doğuşlar süreci şeklinde mi cereyan etmektedir, başka biçimde mi görülecektir?“

İnsanların ölüm ötesine duydukları merak, soruları ve arayışı doğurur.

Arayış, var oluş sırlarını ve sonsuzluğu sorgulama şeklinde ortaya çıkar... Ve arayış, bilgi yokluğunun karanlığında devam eden bir çırpınıştan ibaret değildir. İnsanlar sorularına; iç dünyalarından ( öz benliklerinden ), doğadan ve kutsal kaynaklardan cevaplar alırlar:

 

Kâinat, İnsan ve İlahî Vahiy

“Olgunlaşıp toprağa düşen her meyve ( tohum) bir yeni yaşamın müjdecisidir; tıpkı, süpernova aşamasında patlayarak uzaya saçılan yıldızların, yeni gezegenlerin ve galaksilerin doğuşunun anası, habercisi olmaları gibi...”

İnsanların müşahede yolu ile ( gözlem yaparak ) hakikati bulma imkânları vardır. Çünkü mevcudat, okuyanlarını bekleyen bir kitap gibidir; gerçeği arayan, soran aç ruhlara sayfalarını açmaya hazırdır. Bunun için okunması gerekenlerden biri Kâinat Kitabı’dır.

Kainat, yani; zerreler ve küreler alemi, tabiat güçleri, bitki ve hayvanlar alemi gözlenerek (okunarak) var oluşun bir çok sırrına cevaplar almak mümkündür.

Olaylar zinciri, zaman nehrinin kolları arasında, doğum- ölüm süreçleri şeklinde akar. Bir yaşam döngüsü oluşturarak birbirini izler. Bitkiler âleminde yaşam döngüsü tohumdan, ağaca; ağaçtan, meyveye ( tohuma) sonra tekrar tohuma ve ağaca şeklinde devam eder; bitkiler âlemi hayat nimetine böyle iştirak eder. Hayvanlar âleminde de işleyiş farklı değildir.

Evren de hiçlikte beliriveren enerji yüklü bir kozmik tohumla başlamıştı... İşte o zerrecik o kozmik tohumdur halen genişlemesini sürdüren, devasa büyüklükteki gezegenleri yıldızları ve galaksileri meydana getiren.

Görüldüğü üzere mevcudat (varlıkların tümü), sonsuzun içinde, yeniden doğuşlar süreci halinde işleyen bir düzenle var olmakta ve varlığını bu şekilde devam ettirmektedir. Kâinat kitabı bize, ölümün bir merhale, yaratıcı aktivitenin aşamalarından biri olduğunu gösterir. Olgunlaşıp toprağa düşen her meyve ( tohum) bir yeni yaşamın müjdecisidir; tıpkı, süpernova aşamasında patlayarak uzaya saçılan yıldızların yeni gezegenlerin, yıldızların ve galaksilerin anası, habercisi olmaları gibi...

 

İnsan Kitabı

“İnsan, yerküre üzerinde ölümlü olduğunun idrakinde yaşayabilen tek varlıktır. Soru şudur: İnsanın ölümsüzlük arayışı, hiçliğe karışıp yok olma korkusundan dolayı mıdır?“

Yaşam olaylarının akışı içinde gözlüyoruz; insanlar ölümü hiçe sayan cesurane işler yapıyorlar.

Bu gücü nereden alıyorlar? Bu yürekliliğin kaynağında ne var?

İnsanlar, ölüm ötesinde de bir hayat olduğuna inanıyorlar.

Bu iman, sadece ölüm gerçeğinden kaçış nedeniyle izah edilebilir mi?

Din, bu soruların yanıtlarını verir.

Felsefe, bu ve benzeri soruların ortaya çıkardığı meseleleri tartışır, hakikati arar.

Bir tarafa göre Tanrı bilimini / Tanrı fikrini insan yaratmıştır.

Diğer tarafa göre ise yaratıcı olan bizatihi Tanrı’dır; İnsan ve Evreni Allah yaratmıştır.

Bir tarafa göre yaşam rastlantıdır, ölüm sondur. Diğer tarafa göre ise; yaşam Tanrısal bir armağandır, İlahî Plân’ın ürünüdür, ölüm son değildir, boyut değiştirmenin kapısıdır.

Sorular labirentindeki insan, âlemlerin ve kendisinin var oluşunu ve akıbetini sorgularken, karanlıkta bırakılmamıştır; cevaplar aldığı bilgi kaynakları vardır. Bunlardan biri de kendisidir, yani; İnsan Kitabı. Kutsal beyanlar / metinler/ Peygamberlerin tebligatı, sorgulayan insanı, cevaplar için, kendisini tanımaya yönlendirir,; ona, “Kendini Bil / Tanı“ derler.

 

“Kendini Tanımak”

Yazar Bonald şöyle diyor:

“İnsan her zaman kutsalı ve kutsallığı düşünmüştür. Bu da gösterir ki, kutsal ve kutsallık vardır. Çünkü olmayan şey, düşüncenin objesi haline gelemez. İnsan kutsalı ve kutsallığı aynı zamanda hissedip sezmiştir de... Olmayan şey, hissedilip sezilemez.”

Değerli okurlarım, insan; mucizevi denecek kadar mükemmel düzenlenmiş bedensel yapısı,benliğindeki ruhanî derinlikleriyle, var oluş sırları hakkındaki bir çok cevabı kendinde taşır. İnsan bedeninde işleyen biyokimyasal süreçler hayranlık vericidir.

Her hücre ayrı bir dünyadır. İnsan bedenindeki her kompartıman kendi işini ötekinden habersiz yapar. Ancak bu ayrı ayrı ve birbirinden habersiz çalışan hücreler muhteşem bir koordinasyonla birbirlerini tamamlar; mükemmel işleyen insan bedeni denen organizmayı ortaya çıkarırlar... Ve İlahî Yaşam Soluğu (Tanrısal nefha) üzerlerinde olduğu sürece de bu varlığı hayatta tutarlar.

Bu muhteşem organizasyonun, rastlantı ürünü olması mümkün olabilir mi?

Dolayısıyla İnsan kitabı Tanrısal yaratışın kanıtlarından biridir: İnsan, bedensel yapısındaki muhteşem düzenle ve sahip bulunduğu gönül ve akıl gibi niteliklerle, Yaratıcı kudretin varlığının, dolayısıyla ölümsüzün ve sonsuzun haberini verir.

“ Yaratıcı Kudret, insanın yapısına onu, kendisi ile ilişki kurmaya yöneltecek bir ‘aslî duygu’ yerleştirmiştir. Kur’an kaynaklı düşüncenin ‘fıtrat‘ diye andığı bu aslî duygu, genel adıyla kutsal ve kutsallık duygusudur. Batılı yazar **Bonald’ın da belirttiği gibi, insan her zaman kutsalı ve kutsallığı düşünmüştür.

İnsan kutsalı fıtraten bilir. Kutsalı bilen yanı, öz benliğinin ölümsüz olduğunu da bir sezgi halinde hisseder. İşte bu seziş bu biliştir; insanı, ölümlü olduğunu bildiği halde ölüm korkusunun bunalımında debelenmekten uzak tutan.

Bu noktada şu yorumu yapabiliriz:

Göksel dinlerin intiharı kesinlikle reddedip haram / büyük günah ilan etmelerindeki sır, ruhunun derinliklerinde ölümsüz olduğunu hisseden insanın, intiharı, dünya hayatından kaçış kapısı olarak kullanmasını önlemek için olabilir. (Doğrusunu Allah bilir...)

Sonuç olarak değerli okurlarım düşünen ve gözleyen insan, İnsan ve Kâinat kitaplarını okudukça sorularına cevaplar alır. Aldığı bilgilerle, var oluş ve ölüm ötesi sırlarının üzerini örten perdeleri kaldırmaya başlar.

Bu kadar mıdır, başka bilgi kaynakları yok mudur?

Olmaz olur mu? Cenabı Allah kullarını karanlıkta bırakmış değildir. İnsanlara Peygamberlerin tebligatıyla doğrudan bilgi ve ***Kitap, yani Kur’an’ı Kerim verilmiştir: Kur’an, vahiy yoluyla indirilen bilgilerin sonuncusudur; öncekileri ( Tevrat, Zebur, İncil ) tashih ( düzelten) ve tasdik eden ( onaylayan) İlahî beyandır. Dolayısıyla gözlem yapan ve düşünen insanlar için üç bilgi pınarı mevcuttur: Kur’an, İnsan ve Kâinat kitapları.

 

Vel Basu Badel Mevt/ Diriliş

Diriliş HAKK’IN vaadidir... Soru şudur:

“İnsan için diriliş, yeniden doğuşlar süreci şeklinde mi cereyan etmektedir, Kıyamet koptuğunda Mahşer’de gerçekleşecek olan dirilişle mi sınırlıdır?“

Kur’an-ı Kerim, insanlara, ölümden sonra dirilişi açıkça haber verir.

Vel basu badel mevt/ öldükten sonra diriltilip hesap vereceğine, yani; ahirete iman tek tanrılı dinlerin iman esasları içindedir. Soru şudur:

“insan için diriliş, yeniden doğuşlar süreci şeklinde mi cereyan etmektedir, kıyamet koptuğunda Mahşer’de gerçekleşecek olanla dirilişle mi sınırlıdır?“

Teologlar, müfessirler, filozoflar farklı dallardan bilim adamları, asırlardır bu soruya yanıt aramışlardır.

Tartışma, farklı yorum ve cevaplar üzerinden devam edip gitmektedir:

Kur’an’ı Kerim, her canın ölümü mutlaka tadacağını, insanların kıyamette diriltilip yeniden bedenlenerek hayata döndürüleceklerini; Yüce Divan’da her kulun yaptığı en küçük şey unutulmadan yargılanacağını; amellerin ( dünya yaşamında yapılıp-edilenlerin / sevap ve günahların ) Mizan’da tartılacağını; Yüce Yargıç’ın nihai hesabı göreceğini, anlamı açık (muhkem) ayetlerle haber vermiştir. Yani dünya hayatı son bulup öldükten sonra, kıyamette diriliş ve hesaba çekiliş kesindir.

Tartışılan şudur: “İnsan benliği / ruhu, kıyametten önce yeniden bedenleşerek, tekâmülünü tamamlamak üzere dünya hayatına birden fazla kez gelip gidebiliyor mu?“

Bazı toplumlar ve bilim insanları, “Evet... Ruh dünya yaşamına çok defa gelir, gider...” derler ve bu düşüncelerine kutsal metinlerden ve ruhsal deneyimlerden kanıtlar gösterirler.

Bazı toplumlar ve bilim insanları da, “Hayır... Böyle bir şey yoktur. Dünya hayatına geliş bir defadır... Diriliş kıyamette olacaktır.“ derler, yeniden doğuş/ reenkarnasyon düşüncesine karşı çıkarlar. Hangisi doğru?

Değerli okurlarım ahiret konusu Kur’an’da müteşabih ( anlamı kapalı yorum gerektiren) ayetlerde yer almaktadır, yani; ahirete iman edeceğiz, ayetleri yorumlayacağız, ancak hüküm vermeyeceğiz.

Çünkü müteşabih ayetlerle hüküm kurulamaz. Nitekim hüküm verilemiyor. Tartışmanın tarafları yorumlarını seslendiriyorlar, o kadar.

 

Tek Tanrılı Dinler ve Reenkarnasyon

 

Kur’an, Müminun Suresi 99–100:

“Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: ‘ Rabbim, beni geri döndürün;/ Döndürün ki o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım. ‘ Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.“

 

Bakara Suresi 28. Ayet:

“Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz / Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O’na döndürüleceksiniz.“

İslâm bilginlerinin çoğunluğu, kıyametten önce, ruhun yeniden bedenleşerek çok defa dünya yaşamına gelebileceği iddiasına, İslâmiyet’in haşir inancına aykırı düştüğü, Hint tenasühü ( ruh göçü) inancıyla paralellik taşıdığı kanaatiyle karşı çıkmışlardır. Böyle düşünenler, Müminun Suresinin 99–100. ayetlerini delil göstermişlerdir:

Ancak çok sayıda İslâm ve Hıristiyan bilginleri de, tam tersini iddia etmektedirler:

Söz konusu bilim insanları da Hint tenasüh inancındaki ruh göçünü kabul etmiyorlar.

Ancak onlar, kıyametten önce de ruhun yeniden doğuşlarla bir kaç kez dünya hayatına gelebileceğini, bu geliş-gidişlerin Berzah ile Dünya hayatı arasında cereyan edeceğini, Kur’an‘da bu şekilde yorumlanabilecek 30 kadar ayet olduğunu söylüyorlar. Bakara 28 bu ayetlerden biridir.

Söz konusu yorumculara göre, yeniden doğuşlar yaşayarak dünya hayatına gelme, İslâm’ın *haşr inancıyla çelişmiyor... Neden? Çünkü dünya yaşamına geliş-gidişler Berzah ile dünya hayatı arasında olmaktadır. Allah Teala’nın ölüleri diriltip toplaması olayı olan haşir, İslam’ın iman esaslarından biridir; kıyamette Melek İsrafil (a.s)’nin sur’a ikinci kez üfürmesiyle mahşerde gerçekleşecektir. Yeniden doğuş ise, ruhun kıyametten önce bir kaç kez dünya hayatına gelmesi demektir, bu nedenle haşir inancıyla çelişmez.

Yeniden doğuş (reenkarnasyon) ile diriliş, farklı kavramlardır:

Ölümden sonra Ba’s/ Diriliş, ahiret hayatının başlangıcıdır.

 

Dünya’da ve Adana’da Yeniden Doğuş

Reenkarnasyon veya ruh göçü, ruhun sürekli olarak tekrar bedenleşdiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği addır. Reenkarnasyon kavramı Asya dinlerindeki tenasüh kavramından biraz farklı olmakla birlikte, benzerlik arz eder. Günümüzde ruh göçüne inanan insanların sayısı bir milyarı aşmaktadır ( Hindular, Jainistler, deneysel Spiritüalistler vs.)

Ayrıca Dürzîlik ve Nusayrîlik’te de bu inanış mevcuttur.

(Nusayrilik, İslam dairesi içinde olan bir mezheptir. )

Ruh göçü inanışının Batı tarihindeki kökenleri bir yandan Kelt rahipleri Drüidler’e ve diğer pagan gruplara bir yandan Grek kültürüne dayanır. Tarihçi Herodot’a göre Grek uygarlığındaki bu inanışın kökeni eski Mısır’dı.

Bu inanışın Grek uygarlığında M.Ö. 8. yy. ile M.Ö. 6. yy. arasında yeşerdiği Orfe ve Pisagor’la başladığı düşünülmektedir. Sokrat ve Platon da ruh göçüne inanmışlar ve Pisagor ile Platon reenkarnasyon doktrinini çevrelerine inisiyatik eğitimle açıklamışlardır.

Birçok eski kaynak Pisagor’un önceki yaşamlarını hatırlayabildiğini doğrulamaktadır.

Platon bir eserinde Sokrat’ın şu sözlerine yer verir:

“Yeniden yaşamak… Eminim ki gerçekten böyle bir şey var; bu, ölüden çıkan bir yaşam.”

 

Ruh Göçü ve Adana: Doğu Akdeniz Bölgesi kentlerinde, başta Adana, Hatay ve Mersin olmak üzere yeniden doğuşa inanan geniş bir kitle yaşamaktadır.

Söz konusu inanış Arap kökenli Nusayri mezhebinden insanlarımız arasında yaygındır.

Reenkarnasyon vak’alarını araştıran bilim adamları bölgemiz kentlerinde de araştırmalar yapmışlardır. Bunlardan en ünlüsü ABD’de bazı çevrelerce 20. yüzyılın Galilesi sayılan Kanadalı-ABD'li psikiyatrist Ian Stevenson’dur.

Virginia Üniversitesi’nden Prof. Ian Stevenson, “Yirmi Açık Reenkarnasyon Vakası /Twenty Cases Suggestive of Reincarnation“ adlı kitabı ve daha sonra yayınladığı diğer kitaplarıyla literatürde yer alan en etkili isim olmuştur; araştırmaları, Charlottesville Üniversitesi tarafından İngilizce olarak 6 büyük cilt halinde yayımlanmıştır.

Ian Stevenson Adana ve Hatay’da da araştırma yapmış, bazı yeniden doğuş vakalarını kitaplarında değerlendirmiştir. Stevenson, yayımlanan son kitabında ise Batı’da rastladığı 6 vakayı daha sunmuştur. Araştırmalarında dikkat çekici olan, önceki yaşamlarını yer, isim, olay bildirerek hatırlayan kişileri her türlü kuşkuyu bertaraf edecek biçimde tespit edebilmesidir. Adana, Hatay, Mersin ve yakın çevresinde yaygın olan yeniden doğuş inancı, Hint tenasüh inancıyla benzerlik taşımaktadır.

 

İslâm’da Diriliş İnancı

Abese Suresi, 20–22: "... Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra canını aldı ve kabre soktu. Sonra dilediği vakitte onu yeniden diriltir"

 

Vakıa Suresi 61 : "Yerinize benzerlerinizi getireceğiz ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi yeniden oluşturacağız..”

Öldükten sonra dirilmek anlamına gelen ba’s, kıyametin kopmasından sonra gerçekleşecektir.

İslâm inancına göre diriliş, hem beden hem de ruh ile olacaktır.

Kur’an, öldükten sonra dirilişin mutlaka meydana geleceğini bildirmektedir.

Kabirde çürüyen bedenimiz nasıl dirilecektir?

Bu soruya Kur’an şöyle cevap veriyor:

Yasin Suresi, ayet 77-81:

“İnsan görmüyor mu ki, biz onu bir nutfeden yarattık. Bir bakıyorsun ki açıkça inkâr isyan ediyor. Kendi yaratılışını unutup bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve şu çürümüş dağılıp gitmiş kemikleri kim yeniden diriltecek? Diyor.

De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltir. Çünkü o, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.

Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran odur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.

Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet onların benzerlerini yaratmaya her zaman elbette kadirdir. O her şeyi hakkıyla bilen bir yaratıcıdır.”

 

Değerli okurlarım, yukarda belirtmiştik, altını tekrar çizelim:

Ahirete iman, İslam’ın iman şartıdır, tartışılamaz, iman edilir, o kadar. Ruh ölümsüzdür, dünya hayatına bedenleşerek gelir, kanıtı ise biz insanlarız. Bu yazının konusu, yeniden diriliş hakkında bilgiler vermek, reenkarnasyonu tartışan tarafların görüşlerini yansıtmaktır, hüküm vermek asla değildir; hükmü veren, her şeyin doğrusunu bilen Cenabı Allah’tır.

Şimdi konumuzla ilgili bazı Kur’an ayetlerini paylaşalım:

 

Bakara Suresi, 28. Ayet: “Nasıl oluyor da Allah'ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz”

 

Bakara Suresi, 56. Ayet: “Ve demiştiniz ki: '’Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanamayız. Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki, şükredebilesiniz.”

 

Hac Suresi 66. Ayet: "O size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür."

 

Rum Suresi 11. Ayet: "Allah yaratışa başlar, sonra onu varlık alanından çekip tekrar yaratır. En sonunda O’na döndürülürsünüz."

 

Duhan Suresi 8. Ayet: "Ondan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir."

 

Bakara Suresi 259. Ayet: "Ya şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları ,damları yere inmiş bir kente uğramıştı da şöyle demişti : Allah şurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturacak? Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüzyıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. Ne kadar bekledin?” Demişti.

“Bir gün ya da günün bir kısmı kadar bekledim.; Dedi. Hayır, dedi, aksine sen yüzyıl kaldın. Yiyeceğine içeceğine bak! Henüz bozulmamış. Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara iş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: Allahın her şeye kadir olduğunu biliyorum. "

 

Hac Suresi 5. Ayet : "Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan (embriyo), sonra ne olduğu belirsiz bir çiğnem et parçasından; size açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da ergenlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir."

 

Yukarıdaki ayetlerde, Cenabı Hakk’ın yarattığı kullarını öldükten sonra dirilteceği açıkça bildirilmektedir. Bazı ayetlerde, kıyamette gerçekleşecek olan diriliş ve ahiret haber verilirken, bazı ayetlerde ise, kıyametten önce de ruhun yeniden doğuşlarla dünya yaşamına gelebileceğini düşündüren ifadeler yer almaktadır. Bazı ayetlerden ise, dünya hayatında tek bir yaşamın söz konusu olduğunu düşündüren ifadeler bulunmaktadır, mesela, Müminun Suresi’nin 99 ve 100 gibi.

Peki, gerçek nedir?

Dünya hayatına çok defa geliş-gidiş var mıdır- yok mudur?

Değerli okurlarım bu soruya hiç bir kimse kesin cevap veremez.

Konu hakkında ancak yorum yapılabilir...

“Olabilir... Mümkün olduğu düşünülebilir...” gibi ifadeler seslendirilebilir.

Cenabı Allah bu sırrın tartışılmasını murat etmiş ( etmeseydi tartışılamazdı), kesin bilgiyi kendi indinde tutmayı seçmiştir. Bize düşen; düşünmek, ibret almak ve vardığımız sonuçların Kur’an’ın muhkem / anlamı açık ayetlerindeki buyruklara (nass’lara ) uyup uymadığına bakmaktır..

 

Haşir ve mahşer ne demektir: Sözlükte “toplanmak, bir araya gelmek” demek olan haşr, terim olarak da; “Allah’ın insanları hesaba çekmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplamasıdır.” Bu toplanma yerine “mahşer” denir. Cenabı Allah Kur’an’da haşri şöyle haber vermektedir : “Sizi yaratıp yeryüzüne yayan odur ve onun huzurunda toplanacaksınız.” (Mülk suresi ayet 24)

 

Tasavvuftaki Devir Nazariyesi ve Devriyye: Varlıkların Hakk’tan zuhur edip tekrar Hakk’a ulaşmasını izah eden mistik görüş, “devr” kavramıyla anlatıla gelmiştir. Devr, varlığın maddeden insan mertebesine ve oradan Allah Teâlâ’ya ulaşması; devriyye bu tekâmül fikrini işleyen mensur veya manzum eserlere verilen isimdir.

 

Reenkarnasyon Hakkındaki Yorumlar

Yaşar Nuri Öztürk ( YNÖ ):

“Ahirette hesap konusunda hayat nimetinin karşılığını verdin mi? Ana soru bu. Hayat nimetinin karşılığını vereceksin…”

 

YNÖ: - “Reenkarnasyon, dünya boyutunda, dünya plânında tekâmülünü tamamlamamış ruhun veya benliğin taşıdığı bedenden ayrıldıktan, öldükten sonra tekrar başka bir bedende tekâmülünü tamamlamak üzere dünya plânına gelmesi, gönderilmesi inancıdır. Ama bunda geriye gidiş yoktur, yani; insan olarak gelmiş bir varlık reenkarne olduğu zaman ( tekrar bedenlenip yaşama gönderilğinde) hayvan olarak, papatya olarak veya yılan olarak gelmez, insan olarak gelir. Daha aşağı varlık olarak dönmek Hint sistemindedir. Reenkarnasyonda yoktur.“

- “Büyük Sufi Kuşadalı İbrahim diyor ki ‘ Sen bu alemde dik yokuşta bir yere geliyorsun rahatlamak için geriye dönüyorsun, yanlış yapıyorsun, tahammül et, yokuşu çık, geriye gittin mi bir daha çıkacaksın o yokuşu. Keyif yapayım diye geriye yürüme. O yokuşu sana tamamlatacaklar.’ Reenkarne olanlar o yokuşu bitirememiş. Ne diyor? “ 1 defa, 3 defa geldi, opsiyonların hepsini berbat etti, fırsatları (değerlendiremedi).” Bu defa bunu ( eğitimini) cehenemde tamamlayacak. Allah kimseye azap ederek zevk almıyor. Cehennem de tekâmülü tamamlamanın bir aracıdır.”

Hz. Mevlana:

“İnsanoğlu bir kere doğar…Nihayet 2 kere doğar. Ben defalarca doğdum…”

- “Kur’an da reenkarnasyona olumlu bakan 30 a yakın ayet var. Ahirete inanmıyorsa bir adam, “ Ben ahirete inanmıyorum” der. O zaman da biz ona “ Sen İslam dininden çıktın” deriz. Reenkarnasyona inananlar böyle demiyor ki !? Onların ahiret inancıyla bir alışverişi yok, bir sıkıntısı yok… Müfessir Süleyman Ateş sayfalar yazmış bu konuda. Ve ahireti, cenneti, cehennemi reenkarnasyon ile izah ediyor. Koca bir ilim adamı. Sen şimdi “Süleyman Ateş ahirete inanmıyor, inkar etti mi diyeceksin?”

 

( S.Ateş) Diyor ki : Kur’an’ın verileri bunları konuşmamıza müsait.”

Ben de diyorum… Hüküm vermeden bunları konuşabiliriz.

Ömer Rıza Doğrul da aynı şeyi söylüyor. Geriye gidin, koca İhvan-ı Safa insanlığın düşünce tarihinde muhteşem bir ekol. ( Reenkarnasyona ) İnanıyorlar. Sufi sistemlerin bir çoğunda var. Tasavvuftaki devir nedir? ( Reenkarnasyonun) Bir başka ifade şekli (dir).

Mevlana’da da reenkarnasyon var. Bir yerde diyor ki:

’İnsanoğlu bir kere doğar. Nihayet 2 kere doğar. Ben defalarca doğdum.’

Tekamülde çektiği ızdırabı, kat ettiği berzahı, kat ettiği mesafeleri kasdediyor....”

- “Sünni ekolde reenkarnasyonu kabul etmeyenlerin kaygısı şudur: Kabul edersek ahiret, haşir inancı zarar görür, güme gider.

Halbuki gitmez. Tenasühe inandığın zaman gider. ( Kur’an ayetlerindeki ) *Müteşabih konular, hüküm vermeye müsait değildir.

(müteşabih; yorumlanmaya ihtiyaç duyulan anlamındadır)

Herkes düşüncelerini söyler. Düşünme egzersizi yapacaksınız, ama, hüküm vermeyeceksiniz.

Ahirete ilişkin bütün meselelerde bu böyledir. Ama iman konusu olarak ölümden sonra dirilme var. Biz buna inanacağız. Nasıl? Bilemiyoruz. Bilemeyiz. ( Ancak) Kur’an diyor, ( biz de ) buna bir iman konusu olarak inanıyoruz, reenkarnasyon da bunun içinde.

 

Soru: “Zaman zaman dejavu yaşamak reenkarnasyon alameti midir?“

YNÖ: - “Olabilir…Dejavu değil, transa veya hipnozla bilincin alt, aşağı kademelerine indirilişte insanlar fotoğraf verir gibi milimetrik ayrıntılarına kadar önceki hayatlarında yaşadıkları şeyleri anlatıyorlar. Literatür bunlarla doludur.

Mesela denizden korkuyor adam. Niye korkuyor? Karadenizli. Denizin kenarında doğmuş, büyümüş. Suya sokamıyorsunuz ayağını. Hipnozla şuuraltına iniyorlar...Bir yere geliyor, feryat, figan…

Boğularak ölmüş. ( Hipnozla indiği anıların o boğulma bölümüne ) geldi mi onu ( önceki yaşamındaki boğulma olayını) tekrar yaşıyor. Literatürde yüz sene, yüzelli sene önceki geçmişi (anlatanlar ) kapı numaralarına kadar verenler var. Oraya ( kadar) indiriyorlar hipnozla.

Bunları kaldırıp atamazsınız.”

Soru: İlk kayıtlardan itibaren bir de, oralara falan da gidebiliyorlar. Değil mi?

YNÖ: - “Ben ona bakmıyorum. Ben kutsal metnin verilerine bakıyorum.

Kutsal metin bunun ( yeniden doğuşun) mümkün ve muhtemel olduğunu en azından ( haber ) veriyor. Ben şimdi seleflerimin olmaz diyenlerine de hakaret eder gibi ‘ Yok efendim onlar yanlış demişler vardır bu ( demem) böyle bir edepsizlik yapmam. ( Ancak) Kur’an bunun en azından muhtemel olduğunu bizim önümüze koyuyor.“

Soru: Peki bütün dinlerde reenkarnasyon inancı var mı?

YNÖ: - “Hayır. İslamiyet’te resmi akide reenkarnasyonu kabul etmez. Hıristiyanlık’ta da kabul etmez. Ama bütün dinlerin mensupları içinde reenkarnasyona inanan büyük bir yekun var. Ama Hint sistemlerinde reenkarnasyon hem de tenasüh mertebesinde kabul edilir.

( Hintlilere göre ) Hayatın esasıdır.”

 

SONUÇ

Değerli okurlarım, ölümsüzlük arayışı bir yanı ile insanın vazgeçilemez tutkusudur.

Öte yanı ile de insanın fıtraten sahip bulunduğu (asli) bilginin açığa çıkışı, dışa vurmasıdır.

İnsan ruhu ölümsüzdür. Ölen, insanın dünyaya ait olan yanı, yani, bedenidir.

Okuyan / müşahede eden insan, hayatın, Yüce Yaratan’ın Kudreti ile devam ettiğini görür.

İnsan için diriliş haktır. Nasılı bilinemez, çünkü Kur’an-ı Kerim canlıların yeniden diriltilip mahşerde toplanacağını, yargılanıp cennete ya da cehenneme gideceklerini haber vermekle yetinmiştir.

Peki, yeniden doğuşlar halinde dünya hayatına birçok kez gelinebilir mi?

Kur’an, İnsan ve Kainat kitapları bunun muhtemel olduğunu düşündürüyor.

Ancak, hüküm verilemez; kesin bilgi Allah katındadır.

Peki, insan hiçliğe karışıp silinip gidecek midir?

Hayır. Cenabı Allah’ın kullarına vaadi, yeniden diriliştir, bundan şek ve şüphe duyulamaz. Değerli okurlarım yaşam, sıradan bir nimet değildir; İlahî armağandır. Eğer hayat, rastlantıların ürünü ve doğumla ile ölüm arasında kalan olaylar zincirinden ibaret olsaydı, acı bir olaydan başka ne olabilirdi ki!?

Hoşçakalın.

 

  • Kitap: Cenabı Hakk’ın insanlara tebliğ ettiği kitap tektir; farklı zamanlarda ( devirlerde) dönemsel koşullara göre emir, yasak ve öğütler içeren kitaplar inmesi âlemlerin Rabbi olan Allah’ın muradıdır. İlahî Vahiy yoluyla indirilen aslında tek bir Kitap’tır; onun son hali de Kur’an’dır.
  • Ecel ve ömür ne demektir: Yaratılan her canlı gibi insan dünya hayatında sonsuz değildir. Bir gün gelecek ömrünü tamamlayarak ölecektir. İnsanın dünya hayatında canlı kaldığı, yaşadığı süreye ömür, Allah’ın emri ile yaşamın son bulmasına da ecel denir. İslam’a göre ölüm bir yok oluş değil, yeni ve sonsuz bir hayatın başlangıcıdır.
  • Dejavu: Bir yeri daha önce görmüş olma veya bir olayı daha önce yaşamış olma duygusu.)

 

Kaynakça:

  • Y.N.Öztürk’ün diriliş ve reenkarnasyon hakkındaki görüşleri, Seba Tümer’in Bugün Programı söyleşisinden alıntı yapılarak kullanılmıştır.
  • Reenkarnasyon, Ruh göçü (tenasüh ) vikipedi özgür ansiklopedi’den yararlanılmıştır..
  • Kur’an ayetleri, Y.N Öztürk Kur’an mealinden alıntı yapılmıştır.
  • Kur’an tefsiri, Prof.Dr. S.Ateş’in tefsiri ve Kur’an Ansiklopedisi kaynaklıdır.
  • Asli Duygu: Y.N Öztürk, Din ve Fıtrat kitabı
  • Bonald , Lois- Ambroise; Theorie du Pouvoir Politique et Religieux

 




Sayı 12(Ocak - Şubat 2013)

Bu yazı 3472 defa okundu.