Mut'un Büyülü Güzellikleri; Alahan Manastırı

Bu hafta sonu rutin bir hafta sonundan kurtulup, farklı bir coğrafya ve kültürle beslenmek ister misiniz?

Orta Torosların tam ortalarında bir yer. Ardıç, kekik kokusu, çekirge ve kuş sesleri. Torosların karakteristik özelliklerini duyumsayarak yüzyıllardır bu coğrafyada neler yaşandığını hissetmeye çalışıyoruz.

Yüzyıllara meydan okuyor Alahan Manastırı. Çok uzaktan, yaklaşık bin metreden süzüyor Göksu Vadisini. Göksu ırmağının kıvrım kıvrım Akdeniz’e uzanan yolculuğunu izliyor.

Mersin Mut ilçesinin 20 km kuzeyinde, çam ağaçları ile kaplı dağların güney yamacındadır.

Onlar paganist baskılardan korunmak için kayalara sığınan ilk hıristiyanlar.

Dik yamaca bu manastırı yaparak, gözlerden uzak olmayı hedeflemişler. Bir çok bölümü çeşitli nedenlerle yıkılmış olsa da, ayakta kalabilmiş bölümleri hala göz kamaştırmaya devam ediyor. Oysa düzlük yerlerde çoktan yok olup gitmiş olurdu bu kıymetli yapı. Şimdi ise görülmeyi, gezilmeyi bekliyor.

1200 metre yükseklikte, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde.

Göksu vadisini tepeden gören, orman manzaralı, önü yamaçlı bir manastır burası.

İsa Peygamber’in havarilerinden Tarsus’lu St Paul ve yine Tarsus’da yaşamış hıristiyanlığın öncülerinden Barnabas’ın, bu dini yaymak için yaptıkları yolculuklarda burada konakladıkları düşünülüyor. Bazı kaynaklarda buranın hac merkezi olabileceği yönünde bilgiler mevcut.

Alahan Manastırı’nı çok dikkatli bir şekilde geziyoruz. Mağara yerleşkesi ile başlayan dini komplekse daha sonra eklentiler olmuş. Ancak bu eklentilerin hangi dönemde olduğu bilinmiyor. Orada var olan mezarların birinde okunan rakamlardan, eklentilerin beşinci yüzyılda yapıldığı düşünülüyor. Bu tarih hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edildiği tarihe de uyuyor. Bu tarihten sonra mağara kilisesinin devamına mimari değeri olan yapılar yapılmaya başlanıyor.

Arabayla yanına kadar çıkabiliyorsunuz. Sonra merdivenle mağara yerleşkesine, oradan da sütunlu yolu takip ederek diğer yapılara ulaşıyorsunuz. Yapılar bu sütunlu yolun hemen arkasına batıdan doğuya doğru dizilmiş.

En batıda mağara kilise, hemen yanında batı kilisesi ( St Barnabas’ın anısına yapılmış evangelist kilise) var. Bazı yerleşim yerleri, keşiş odaları ve vaftizhane var. Çeşitli kaya mezarlar var. Bu mezarlar orada baş rahiplik yapmış insanların mezarları. En sonda da en görkemli doğu kilisesi var. Bu manastır son üç yüz yıla kadar kullanılmış. Sonra önemini kaybetmeye başlamış ve terkedilmiş.

Unesco Dünya Kültür Mirası geçici listesine alınmış. Son zamanlarda restorasyon çalışmaları yapılıyor.

Duvarlarda ve sütunlarda karşımıza çıkan süslemelerde, eski Roma’ya ait izler ve fresk kalıntıları var.

Taş işçiliği ve motiflerle bezeli zengin süslemeleri, dönemin usta ellerinden çıktığını göstermekte. Kalıntılardan zeminin mozaik kaplı olduğunu anlıyoruz.

Hıristiyanlık inancının sembollerinden balık, bereket ve şarap tanrısı Baküs’ün simgesi üzüm, pek çok gelenekte rastlanan hayat ağacı, St.Paul ve St.Pierre figürlerinden başka başmelek Cebrail ve Mikail’in canavarları ezişi, antik sanatın motifleri, kartal, kükreyen aslan kabartmaları ve bir çoğu büyük bir ustalıkla yontulmuş.

Uygarlıklar beşiği Anadolu’da ki eskiçağ izlerini takip ederek anlamaya ve paylaşmaya çalışıyoruz ki, Alahan Manastırı’da sonsuza kadar bizimle yaşasın. Yoksa bizler gibi o da yok olur.

Yer Köprü Şelalesi

Azizlerin mekanından şimdi su gibi aziz bir yere gidiyoruz. Doğa ve tarih iç içe.

Mut ilçesine 35 km uzaklıkta bir doğa harikası Yer Köprü Şelalesi.

Saklı bir cennet burası.

Tabiat anıtı olarak tescillenen Yer Köprü Şelalesi, bozulmamış doğası ve etrafındaki renklerin harmonisiyle bizi büyülüyor. Pembe, beyaz zakkumların suya yansımaları çok etkileyici.

Turkuaz renkli nehri takip ederek uzun bir yürüyüş yapmamız gerekti. Bu kadar yürümeye değdi doğrusu. Tahta terastan manzarayı fotoğrafladıktan sonra, yine dikkatle merdivenleri iniyoruz. Müthiş bir yer, gezilip görülmesini şiddetle tavsiye ederim. İnişi ve çıkışı biraz zor ama gördüğünüz güzelliklere değiyor.

Şelalenin arkasında büyük bir mağara ve bunun içinde mavi yeşil tonlarıyla bir göl var.

Şelaleden sarkıt şeklindeki yosunların üzerinden akan suyun verdiği görüntüyü fotoğraflarken şaşırıyoruz. Bazı yerlerde damla damla, bazı yerlerde gürül gürül. Sanki kayaları örtmüş yeşil örtü gibiler.

Gezende Barajı nehrin suyunu neredeyse yarıya indirmiş. Suyun eski seviyesini kayalarda görebilirsiniz. Maalesef temiz enerji kaynağı olarak bilinen hidroelektrik santralleri, aslında doğa üzerinde en fazla iz bırakan uygulamalardan biridir. Barajlar nedeniyle insanlar ve canlılar için en önemli yaşam alanlarından nehir vadileri tahrip ediliyor. Bu da “kırk katır mı kırk satır mı?” sorusunu akla getiriyor. Varlığı da yokluğu da, azlığı da çokluğu da iz bırakıyor.

Ulaşımın zor olması aslında beni biraz sevindiriyor. Çünkü bu güzellikleri piknik alanı olmaktan korumamız gerektiğini düşünüyorum.

Kahverengi dağların çevrelediği, yeşil yosunların beyaz kayaları kapladığı, turkuaz rengi nehrin kah coşkulu kah durgun aktığı Yerköprü Şelalesi’ni mutlaka görmelisiniz. Biz hayran olduğumuz bu güzelliğin yanından yorgun ama huzurla ayrılıyoruz.

Fotoğraflar: Pelin Emrahoğlu - Kadir Emrahoğlu

 




Sayı 29 (Kasım - Aralık 2015)

Bu yazı 1152 defa okundu.