Kur’an’da Anlatılan Tekâmül Düzeni ve İnsan - 2



Kur’an, Sâd suresi, 71:

“ Rabbin meleklere demişti ki:
‘ Ben çamurdan bir insan yaratacağım./
 

Kur’an, Sâd suresi 72:
“ Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın! “



 

“ KENDİNİ BİL”  ÇAĞRISI VE İNSAN

 

İnsan gök ile yer arasında yaşar. Göğün görkemi, doğanın hayranlık veren düzeni okunmak için yazılmış bir kitap gibidir. Her akşam gök kubbenin derinliklerinden ışık seli halinde beliren evren insana adeta şöyle seslenir:

 

“ Sen toprak ve su karışımı bir organizma olmaktan öte bir varlıksın...Senin, bir de sonsuza ait olan özün var...
Öz benliğini anlamak için kendini tanımalı ve beni okumalısın. ”

İnsan, düşünebilen bir varlıktır.
Benliğinde ilahî ve sonsuz olanla geçici ve sonlu olanı birlikte taşır.
Hem ölümlü hem de ölümsüzdür: Bedensel yanı ile doğar ve ölür; ruhani yanı ile ise ölümsüzdür sonsuzluk yolcusudur.
 

Anlama yolcusu değerli okurlarım.
Kutsal metinlerin hemen hepsinde ortak bir mesaj vardır.
O çağrı insana, “ Kendini tanrı/BİL “ diye seslenir.
 

Yüce Kur’an ve Kutsal Kitap (Tevrat-Zebur-İncil) peygamberlerin dilinden aynı mesajı verir. Bilge düşünürler de öyle...Hz. Ali, İmam-ı Azam, İmam-Gazali, İbn Arabî, Şemsi Tebrizi, Mevlana Celâleddin Rûmi, Yunuus Emre, Muhammed İkbal, Buda, Konfüçyüs, Sokrat, Platon ve  diğerleri ...Hemen hepsi aynı çağrıyı değişik ifadelerle dile getirmişlerdir. Delfi’deki Apollo Tapınağı’nın kapısında da
Aynı mesaj, “ Kendini bil “ çağrısı yer almaktadır.

( Kendini Bil..."
Latincesi : "Nosce Te İpsum"
Yunancası: "Gnothi Seauton" olan sözdür...
Delphi'de Apollon Tapınağı'n da Latince olarak, alınlık dediğimiz giriş mekanının hemen üzerinde yazılıdır. )
 

Yunus Emre o hayranlık ve yalın ve bilge söyleyişiyle insanın kendini
bilmesi/tanıması ve buradan yola çıkarak Rabbi’ni bilir olma mertebesine ulaşması yolunun şu özlü deyişle anlatıyor:
" İlim ilim bilmektir; İlim kendin bilmektir, /
Sen kendini bilmezsen; ya nice okumaktır?.. "


* * *


Değerli okurlarım, dünya hayatı, bir eğitim ve sınav yolculuğudur.
Dünya yaşamı aynı zamanda kendini tanımanın, yetkin hale gelip olgunlaşıp-bilgeleşip) deryada zerre olmanın, Allah’a kavuşma özleminin serüvenidir.
 

Yazı dizimizde kainatın yaratılışını, zamanın sırlarını, bilimin ve İlahî vahyin ışığında, anlamaya çalışmış, “ Zaman ve Mekan Gizemi”ni ; “Yaratılışın Doğası” nı; “Yaşamın Kökeni” ni sorgulamıştık.
( Bu yazılara Yazar Fevzi Acevit’in adını tıklayarak ulaşabilirsiniz.)


 

Değerli okurlarım, günlük hayatın illüzyonu, sahte bir gerçeklik örer.
Sonrada onu gönül gözlerimizin önüne bir perde gibi gerer.
Böylece dünyaya o perdenin gerisinden bakar hale geliriz.
Asıl hakikati aramanın uzaklarına savruluruz.
Oysa hem kendimiz (insan) hem de kainat ( Dünya ve evren), okunup-anlaşılmayı bekleyen kitaplar gibidir. İnsanın ve kainatın önümüze koyduğu gizemler düğümünü, insanı (kendimizi) tanıyıp anlamadan çözmek ise mümkün değildir.
Yazı dizimizin bu bölümünde sıra insanı sorgulayıp anlamaya geldi.
Rehberimiz gönül gözümüz ve aklımızdır. Bilgi kaynaklarımız İlahi vahy’in haberleri ve çağdaş bilimin bulguları ile kuramlarıdır.
Önceki yazımızda ( Kur’an’da Anlatılan Tekâmül Düzeni Ve İnsan -1 ) insanın tekâmül serüveni yolculuğunun nasıl başladığını anlamaya çalışmıştık. Şimdi o bilgileri kısa özetler halinde anımsayalım,sorasında da konumuzun devamında neler var paylaşalım:


 

Allah/Tanrı:
 

Dünya’ya ve gökyüzüne baktığımızda çokluk aleminin ( alemde yer alan varlıkların) aciz bırakan görkemli yansıması ile karşılaşırız; milyarlarca insan, sayısız bitki ve hayvanlardan oluşan canlı yaşam ve onları kuşatıp çevreleyen doğal varlıkları görürüz.
Hele gökyüzü…
Güneş ışığı soyunup gece ile örtülerek yittiğinde; uzaydaki galaksilerin, yıldız ve gezegenlerin evreni, karanlığın içinden ışıldayarak çıkar muhteşem derinliği ile göz kamaştırır.
Evrenin haşmeti karşısında insan, ister-istemez, bu ışıldayarak biz varız diyen cisimlerin nereden çıkıp geldiğini varlık sahnesinde nasıl yer aldıklarını merak eder, sorgular.
Bununla yetinmez insan, kendini…Nasıl var olduğunu, niçin hayatta olduğunu, hayat nimetine nasıl olupta kavuştuğunu sorgular.
Bir anneden doğmuştur, bunu bilir. Ama bu bilgi yetmez…Hissedip aşık olan sevgi üreten yanını, düşünen aklını sorgular. Düşüncenin gözle görülemeden elle tutulamadan varlığını hissettirişini gözler; bu melekelerin nasıl olupta meydana geldiğini merak eder, anlamaya çalışır.
 

Neden dünyaya gelmiştir?..
Âlem hangi amaçla meydana getirilmiştir?..
 

Sorular cevaplandıkça çoğalır yenilerini üreterek akar.
Bin yıllar boyunca bu sorulara pek çok yanıt üretilmiş açıklama getirilmiştir.
Milyarlarca insanın; farklı dinlerin, inanışların mensubu da olsalar, üzerinde birleştikleri cevap tektir: Doğanın var oluşun sırlarının ardında bir Yüce Yaratıcı Kudret durmaktadır… Gördüğümüz ve göremediğimiz her şey - biz insanlar dahil - O Yüce ve Gizemli Kudret’in yaratma iradesinin tecellilerinin sonucu olarak varlık kazanmışlardır.
İnanan insan topluluklarının farklı adlarla andıkları O aynı ve Yüce Kudret hakkında, Peygamberlerin dilinden aktarılan kutsal metinlerde insanlara bilgiler verilmiştir:

Kur’an, Hadîd suresi,3.ayet:
*“ Evvel’dir O, başlangıcı yoktur;
*Âhir’dir O, sonu yoktur;
*Zâhir’dir O, her şeyde belirir;
*Bâtın’dır O, gözlerden gizlenmiştir.
Herşeyi en güzel biçimde bilendir O.”
 

Yukardaki ayet meali, güncel dille, şöyle de ifade edilebilir:
* O ( Allah) her şey kendisinden olan İlk’tir ve her şeyin kendisine varacağı Son’dur; varlığının delilleri aşikârdır/göz önündedir, gerçek mahiyeti gizlidir. O her şeyi bilir. “

...................................................................................................................................................................................

*Evvel: İlk. Âhir: Son. Zâhir: Görünen, açık, meydanda, aşikâr. Bâtın: Gizli, görünmeyen
* Konularına Göre Kur’an-Doç.Dr. Ömer Özsoy-Doç.Dr.İlhami Güler
* Kur’an’ı Kerim Meali, Y.N.Öztürk

 
 

Hiçlik:

3-Uzay--aHiçliği anlamak ve anlatmak zordur.
Peki, neden önemlidir hiçlik?
Çünkü çağdaş bilim önümüze bir gerçek getirdi koydu…
Dedi ki; göğe bakıp çıplak gözlerinizle de görebildiğiniz evren,
13,7 milyar yıl önce hiçlikten çıktı…
 

O halde oluş ve yaratışı anlamak için hiçliği de anlamamız gerekiyor.
Şimdi özet bilgilerle devam edip, hiçlik ile Tanrısal kudret arasındaki irtibatı anlamaya çalışalım:
“ O’dur O, hiçlikten,
Hiç bir şeyden, her şeyi yarıp.çıkaran *Fâtır…”



………………………………………………………………………………………………………………………………………
Fâtır: Bir takım varlıkları yarıp parçalayarak yeni varlıklara ve oluşlara vücûd (varlık) veren. ..Yaratan. “
…………………………………………………………………………………………………………………………


7 albert-einstein-

Hiçliği yararak varlığı ( kainatta mevcut olan her şeyi) ortaya çıkaran gizemli kudreti Albert Einstein şöyle anlatıyor:

“ Bize akıl ermez gelen, gerçekte var. Doğanın sırlarının ardında, anlaşılmaz, soyut ve açıklanamaz bir şey duruyor. Anlayabileceğimiz her şeyin ötesindeki bu güce hürmet etmek benim dinimdir...”

 

“ Hiçlik kavramı insan idrâkinin, aklının ve düşüncesinin tümüyle ötesindedir.
O, ‘ bilinen ya da idrâk edilebilen tüm niteliklerin yokluğu ‘ olarak açıklanır. Bu kavram insan aklının ulaşamadığı ve asla ulaşamayacağı bir seviyeyi gösterir. O tanımsızdır, bilinen her şeyin ötesindedir. ”



 

Boşluk /yokluk:

 

Hiçliği - yetersiz de kalsa- anlamaya çalıştık.4 Uzay. b jpg
Peki ya boşluk?..

Fizik, kuantum boşluğundan söz ediyor.
Bu boşlukta, kuantum mekaniğinin temel kavramı olan belirsizlik ilkesinin hüküm sürdüğünü bildiriyor. Bu ilkeye göre, “ En mükemmel boşluk bile, ne kadar maddeden yoksun olursa olsun, gerçekten tam olarak boş değildir.” Deniliyor.

Soralım: “ Orada madde yoksa, ne var?
Fizikçiler kuantum boşluğunu, “ Sürekli ortaya çıkan ve ortadan kaybolan parçacıklar denizi “ şeklinde anlatıyorlar; boşlukta sıfırın biraz üzerinde olan ölçekte bir enerjinin var olabileceğini, söylüyorlar.

 

Fizik Bilgini Stephen Hawking kuantum boşluğu enerjisini şöyle anlatıyor:
5 S.Hawking
Evren madde içerdiği gibi ‘ boşluk enerjisi’, yani boş görünen uzayda bile var olan bir enerjiyi içerebilir. Einstein’ın ünlü e= mc kare formülüne göre, boşluk enerjisinin kütlesi vardır.
Ancak boşluk enerjisinin etkisi maddenin tersidir.
Madde, genişlemeyi yavaşlatır ve nihayet onu durdurabilir veya tersine çevirebilir. Buna karşın boşluk enerjisi genişlemenin ivme kazanmasına neden olur.../ “ İnsanı hayrete düşüren tek şey, boşluk enerjisinin farkedilmeyecek ölçüde sıfıra yakın olmasıdır. “

 

Görüldüğü üzere boşluğun da bir enerjisi olabileceğini, o enerji ödünç alınarak şeylerin varlık kazanabileceğini bize modern fizik anlatıyor.
Yani gizemli Yaratıcı Kudret, boşluk/ yokluk ortamını yarıyor, biz insanlar da içinde olmak üzere eşyayı/mevcudatı yani var olan her şeyi ortaya çıkarıyor.
Biz müslümanlar “ İnşaallah” diye dua ederken işte Cenabı Allah’tan bunu diliyoruz...Diyoruz ki; “ Allah’ım dileğimizi ( yakardığımız şeyi) inşa et!


 

Âlem/ Kainat/Evren:


Bilim, evrenin nasıl ortaya çıktığını Big Bang (Büyük Patlama) kuramı ile anlatıyor. Big Bang kuramına göre evren gizemli bir çıkışla hiçlikte belirivermiş.
Mutlak yokluktan fışkıran enerji küresi başlangıçta minik bir zerre halindedir.
O andan bu yana genişliyor.
Gök cisimlerini oluşturarak yoluna devam ediyor.
Uzay ve zaman işte o kozmik tohumun belirdiği anda başladı.
O andan önce ne zaman vardı, ne evren, ne de insan...
Ve değerli okurlarım âlemdeki her şey gibi biz insanlar da, maddesel yanımızla, 13,7 milyar yaşındayız; çünkü kainattakı her şey işte o kozmik tohumdaki atom altı parçacıklar denizinden inşa edilip ortaya çıkarıldı...
Ve elbette biz insanlar da o aynı maddelerden oluştuk.


 

Başlangıçların Başlangıcı ve İnsan:


İnsan; Tanrısal İrade kendisini yaratmayı düşündüğünde (tasarladığında) artık potansiyel olarak vardır. Demek oluyor ki insan, başlangıçların başlangıcında, Cenabı Allah’ın bilgisinde mevcut hale geldi.Fiziksel bir biçime bürünmesi maddi aleme tezâhürüyle olacaktır.
Dünya ortamında kullanacağı suret (kalıp/beden) doğa yasaları olarak adlandırıp algıladığımız süreçlerin işlemesi sonucunda oluşacaktır.



* * *


İnsan yalnızca akıl ve beden sahibi değildir; gönlü de vardır onun.
Kutsalı, gönlü ile bilir aklı ile değerlendirir.
Ve o, İlahi nefhayı (Tanrısal soluğu) fıtratında taşır.
O Tanrısal nefestir insanın öz benliğini oluşturan. İnsan dünya maddesinden (su ve topraktan) yapılmış bedeni ile fiziksel ortama uyum sağlar; ruhani yanı (gönlü) ile de mânâ alemine uzanır.


* * *


20.Yüzyılın Mevlâna’sı diye anılan Muhammed İkbal insanı şöyle tanımlamış: İnsana sığabilene âlem, âleme sığamayana insan denir.  (Cavidname, 75)

 
 

Dünya, Tekâmül Düzeni ve İnsan:

 

İnsan, başlangıçların başlangıcında, Cenabı Allah’ın yaratma iradesinin tecellisiyle ( Kur’ansal ifade ile “ OL!” diye buyurduğunda) potansiyel olarak var edildi (yaratıldı); fiziksel mevcudiyet kazanması - bedenli bir varlık halinde yeryüzünde ortaya8 Yunus Emre jpg  çıkması)- sonraki evredir. İşte bu evrede insan, yeryüzü üzerinde, halden hale geçerek değişip-gelişerek *tekâmül edecektir.
Dünya, insanın ruhani varlığı ile yansıdığı, bedenlenerek (dünya maddesinden bir kalıba bürünerek) tezahür ettiği yerdir.
Yunus Emre bu yaratış ve oluş gerçeğini muhteşem bir söyleyişle tek bir beyitte anlatmıştır: Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm.”
 

* * *
 

Önceki yazılarımızda genişçe paylaştığımız bilgileri özetle anımsadıktan sonra, üzerinde olduğumuz bölümün konusuna devam edelim:
 

......................................................................................................................................................................
*Tekâmül, kemal bulma, olgunlaşma demektir
Biyolojideki anlamı gelişim, gelişmedir.
Tekâmül (biyolojik anlamıyla), zaman içinde birdenbire olmayan, kesintisiz, niteliksel ve niceliksel bir gelişme sürecini tanımlar. Kur’an’da anlatılan tekâmül sadece biyolojik değişim-gelişim süreçlerini anlatmaz; insanın özbenliğinin (ruhani varlığının) olgunlaşıp yetkinleşmesini ifade eder.
Bu, rastlantıların ortaya çıkardığı bir evrim değildir; arkasında Tanrısal iradenin bulunduğu şuurlu, gayeli ve ölümden sonraki yaşamda da devam eden bir tekâmül sürecidir.
......................................................................................................................................................................


 

Allah’ın Halifesi İnsan ve Meleklerin Secdesi

 

Değerli okurlarım, insanın yer yüzü üzerinde tekâmül aşamalarından geçerek katettiği yolu, bilimsel bulgu ve kuramlardan ve Kur’ansal haberlerden feyz alarak, ilk yazımızda anlatmıştık.
(Bkz: “Kur’an’da Anlatılan Tekamül Düzeni ve İnsan - 1)“)


 

İnsan gelişip-değişerek belli bir olgunlaşma düzeyine ulaştığında sonsuzluk yolculuğunun bir başka durağına gelmiş olmaktadır. Bu merhaleye gelinceye kadar insan üzerinden sözü edilmeye değer bulunmadığı çok uzun bir zaman geçmiştir. ( Kur’an, Dehr, 1-2 ayetler)
Cenabı Allah insana; isimleri öğretecek ( Bakara, 30) , varlığın gayesini tahakkuk etme görevini ( emaneti ) yükleyecektir. (Ahzap, 72) ”

 

Kur’an, Ahzap, 72 :

Biz emaneti, göklere, yere, dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler, İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
İnsanın ulaştığı bu aşamayı Kur’an ayetlerinden izleyelim:
 

Kur’an, Sâd suresi, 71:
Rabbin meleklere demişti ki: ‘ Ben çamurdan bir insan yaratacağım./ Sâd suresi, 72: “ Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!
 

Buradaki secde’nin, Allah’a yapılan secde ile aynı mahiyette olmadığı, Allah’ın yer yüzü üzerinde onurlu ve üstün kıldığı insana meleklerin itaat etmesi saygı göstermesini emrettiği anlamına geldiği Kur’an müfessirlerinin çoğunluğu tarafından ifade edilmektedir.
Bazı alimler ayetteki secde emrinin göksel yüce ruhları değil *yer meleklerini muhatap aldığını söylemektedirler. Buna delil olarak, “ İnsan’ın, aklı ile, doğa güçlerini emrine alabilmiş onları kendine hizmet eder hale getirmiş olmasını “ göstermektedirler. ( Bkz. Prof.Dr. S.Ateş, Kur’an Ansiklopedisi Âdem md.)


..................................................................................................................
* Yer melekleri olarak kastedilen, doğa güçleridir
..................................................................................................................

 

Ayette geçen, “çamurdan bir insan yaratacağım “ ifadesi, bir oluşma sürecini ifade etmektedir: Çamurda ( su ile karışık toprakta ) başlayan bu olma/oluşmanın, gelişip-değişme evreleri halinde devam eden bir tekâmül sürecine işaret ettiği anlaşılmaktadır...Bu tekâmül aşamalarından birinin de, insanın söz konusu süreç içerisinde değişip-gelişerek biçim kazanması olduğu, ifade edilmektedir. Bu husus ayette “Onu biçimlendirip...” şeklinde ifadeye alınmıştır.
( Bir şey’e değişip-geliştirilerek şekil kazandırılması (biçimlendirilmesi) birden olmaz bir süreç sonunda ortaya çıkar.)
 

Bu evreden itibaren insanın, olmaya-oluşmaya devam ederek, bilinç ve biliş sahibi kılınacak düzeye ulaştığı...İnsan bu aşamaya getirildiğinde Cenabı Allah’ın ona “ kendi ruhundan üfleyip isimleri öğrettiği” ve böylece insanı yer yüzü üzerinde halifesi kıldığı/atadığı anlaşılmaktadır.
 

Belli bir olgunlaşma düzeyine ulaşan insan artık, kendisinden söz edilmeye değer olmayan bir varlık halini geride bırakmıştır.
İnsan geldiği bu aşamada; akıl yürütebilen, bilgi öğrenip-üretebilen, seçme (tercihler yapabilme) özgürlüğü verilmiş, Allah’ın emanetini yüklenmiş, meleklerin de ( secde edeceği) saygı duyacağı, bir kısmının ise (yer meleklerinin/doğa güçlerinin) itaat edeceği bir varlık haline ulaşmıştır. ( Doğrusunu Cenabı Allah bilir...)


* * *


Değerli okurlarım yorumlarını paylaştığımız ayetler insanın yaratılışını anlatmaktadır. Ayetlerde anlatılanlardan, sorumlu ve sahip kılındığı melekeler ve bilgilenme ve bilgi üretebilme açısından donanımlı ilk insanın Âdem olduğu, anlaşılmaktadır.
( Değerli okurlarım, Hz. Âdem konusuna yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde genişçe gireceğiz, şimdilik konunun gerektirdiği kadarını paylaşıyoruz.- F.A)
 

Ancak burada dikkatlerden kaçırılmaması gereken husus şudur:
Adem (yani insan) sorumlu kılınacağı aşamaya ulaşıncaya kadar, çok uzun bir süre oluşma-biçimlenme süreci geçirmiştir. Ancak belli bir olgunlaşma düzeyine ulaştırıldıktan sonra,“ görüş ve duyuş sahibi ” (Dehr suresi 1 ve 2. Ayetler) kılınarak, Tanrı tarafından ona isimler öğretilerek ( Bakara, 30) yer yüzü üzerinde *sorumlu ve Allah’ın halifesi bir varlık düzeyine gelmiştir.


...........................................................................................................
*Müfessir Prof.Dr. S.Ateş bu ayetlerin tefsirini yaparken, sorumlu ilk insanın Âdem olduğunu belirtmektedir.
...........................................................................................................

 

Değerli okurlarım, görüldüğü üzere insanın ve kainatın var oluş öyküsü, başlangıçların başlangıcında, Cenabı Allah’ın onları yaratmayı düşünmesi
( tasarlamasıyla) ile başlıyor. Yani insan başlangıçta, Allah’ın düşüncesinde vardır; bu, potansiyel mahiyetteki bir varlık olma durumudur.
 

Allah’ın düşüncesinde mevcudiyet kazanan kainat, insan ve diğer cisimler (eşya/mevcudat) ; Allah’ın iradesinin tecellisi ( OL! Buyruğu) ile hiçlikte tek bir kozmik tohum halinde belirerek, maddesel âlemi oluşturup- ortaya çıkarmak üzere tezahür edecektir.
Bu tezahür ( görünür olma/belirme); düşünce plânında mevcudiyet kazanmış olan varlıkların cismani /bedenli hale gelmesidir.
O kozmik tohum, salisenin trilyonda birleri ile ifade edilen çok kısa zaman aralıkları içinde, - şişirilmekte olan bir balon gibi- küresel olarak genleşip büyüyecektir. ( Big Bang/Büyük Patlama)
 

Sürecin devamında görülecek gelişmeler, günümüzdeki görkemli evreni ve kapsamındaki gök cisimleriyle birlikte insanı da ortaya çıkaracaktır.


* * *


İnsanın yer yüzün üzerinde bedensel varlık kazanıp görünmesi ile evrenin oluşumu birbirlerine benzer süreçlerdir:
Evren, hiçlikte bir kozmik tohum halinde belirip maddesel cisimlerin göründüğü varlık sahnesinde yer almıştı. İnsanın bedenli yanı da benzer bir süreç yaşayarak oluşmuştur; insan bedenini oluşturacak olan süreç de, bir tohum halinde başlamış; halden hale geçerek, gelişip-değişip biçim kazanarak günümüzdeki durumuna ulaşmıştır.
Tekamül sürecinin ileri aşamasında, olgunlaşan insan, Cenabı Allah’ın lütfu ile;
Duyuş ve görüş sahibi (Dehr, 1-2) “kılınmıştır. Böylece doğa güçlerini denetimine alacak düzeye ulaşarak kemale eren insan, Cenabı Allah’ın lütfu ve keremi ile Allah’ın yer yüzü üzerindeki halifesi olmuştur.
 

Evrenin ve süreç içerisinde insanın ve diğer varlıkların tezahürü ( potansiyel varlıklar olmaktan çıkıp maddesel varlıklar olarak görünür hale gelmeleri), yaratıkların madde ortamında yaşayacakları hayatın nasıl başladığını anlatır.

 

Hz. Muhammed (s.a.v) : “ Bedenleriniz dünya yaşamındaki bineğinizdir ona iyi bakın. “
 

Bu noktada değerli okurlarımın dikkatlerinden kaçmaması gereken husus;
Allah’ın istemesiyle (irade etmesiyle) ruhani boyutta yaratılan insanın, madde ortamı olan evrende, fiziksel varlığıyla nasıl yer almaya başladığının anlatıldığıdır.
İnsan yer yüzü üzerinde o fiziksel varlığıyla görünür.
Ancak, insanın asıl ve ebedi olan varlığı, yer yüzü üzerinde tezahür edip bedenlenen sureti (kalıbı) değildir; o kalıba yaşam enerjisini veren ruhudur.
Bedeni kullanarak maddi alemde görünür hale gelen ve dünayada işlevsel olan da esasen insanın o ruhani varlığıdır:
Bedenin dünya üzerinde geçireceği süre dolup çürümeye terkedilmesinden sonra ( bedenin ölümünü takiben) sonsuzluk yurdunda yoluna devam edecek olan da yine insanın özbenliğidir..Cenabı Allah’a kıyamet gününde hesabı o özbenliğimiz verecektir. Azap veya nimete muhatap olacak olan da o’dur.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed insanın bedensel varlığı ile ilgili bu gerçeği şöyle ifade etmişler: “ Bedenleriniz dünya yaşamındaki bineğinizdir, ona iyi bakın. “


* * *


Değerli okurlarım, geldiğimiz noktada görüldüğü üzere, İlahî Vahy ile bilim aynı bilgide birleşiyorlar:
Çağdaş bilimin insana dair anlattığı öykü; insanın yer yüzü üzerinde tohum düzeyinde basit bir canlı halinde başlayan, kendini ve sonsuzu akledebilen bir varlık haline gelinceye kadar devam eden ve etmekte olan bir tekâmül sürecinin hikayesidir.
Yukarda paylaştığımız Kur’an kaynaklı bilgiler de insanın yer yüzü üzerindeki var oluşu hakkında çağdaş bilimin verilerin anlattığına benzer bir öykü dile getirmektedir.


 

“ Çağdaş bilim tekâmülü tek yanı ile ele alıyor. “
 

Din ile bilimin ayrıştıkları nokta, insanın manevi ruhani varlığıyla ilgili alanda ortaya çıkıyor: Çağdaş bilim, insanın yalnızca fiziksel maddi yanıyla ilgili olarak geçirdiği tekâmül aşamalarını dikkate almakta, onun manevi ruhani varlığını konu dışında tutmaktadır. 10 Darwin
Bilim, evrimi de aynı mantıkla ele alıp anlatıyor; insan denen varlığın tekâmülünün ardındaki Yaratıcı İrade’yi ve şuurlu gayeyi görmüyor, dikkate almıyor; tekâmül sürecinin insan bedeni ölüp çürümeye bırakıldıktan sonraki manevi aşamaları üzerinde durmuyor.
Neden?
Çünkü insanın ruhani yanını, yani onun asıl özünü oluşturan benliğini elle tutup ölçüp- biçemediği için onu yok sayıyor...
Bu durum elbette bilim dünyası açısından bir paradoks oluşturuyor:
Çünkü insanlar, fıtraten (yaratılıştan) gelen bir bilgi ile öz benliklerinin farkında olurlar:
İnsan, bedeni ile birlikte “kendim “ diyerek ifade ettiği bir başka ben’in daha olduğunu bilir. Bu bir zihinsel bir varsayım değil, sezgi yoluyla ulaşılan bir biliştir.
 

Bu açıdan bakıldığında bilim insanları açısından ortaya çıkan paradoks, kendilerinin de sezgi yoluyla aynı bilgiye ulaşıyor durumda olmalarıdır. Yani fitrî yetileriyle bildikleri bir hususu, dünyevî kaygı ve şartlanmaların etkisiyle yok sayar duruma düşmektedirler.
Oysa düşünce de elle tutulamamakta, gözle görülememektedir; ama, hem bilim insanları hem de biz sıradan insanlar düşünceyi yok saymıyoruz değil mi?..
 

Değerli okurlarım, üzerinde olduğumuz konu bakımından geldiğimiz safhada bilim ile dinin ( Kur’an’ın ve diğer kutsal metinlerin) verdikleri bilgilerin örtüştüğü noktalar açıktır:
 

Çağdaş fizik, evrenin hiçlikte beliren bir kozmik tohum halinden başlayarak gelişip genişlediğini anlatıyor.

 

Yüce Kur’an da aynı bilgiyi vermektedir.
( Bkz: Zariyat, 47; Enbiya, 30; Fussilet, 11; Araf, 54 ayetler.)

 

Çağdaş bilimin anlattığı insana dair öykü de benzerdir:
Bilimsel bulgu ve öngörülere göre insan ve yer yüzü üzerindeki canlı yaşamın tamamı, tek bir canlı hücrenin oluşmasıyla başlamıştır.
Modern bilim adına konuşanlar, dünya üzerindeki hayatın suda başladığı hususunda mutabıktır.
Kutsal metinler de aynı bilgiyi vermektedir:
İnsan ve canlı yaşam suda başlamıştır.
Kur’an, Enbiya suresi, 30:
İnkâr edenler görmediler mi ki, göklerle yer bitişik idi, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık.
 

( Başlangıçta duman/gaz halinde olan evren genişlemesini sürdürüyor, süreç içerisinde birleşen atomlar gezegenleri, yıldızları ve galaksileri oluşturuyor...Her canlı şey sudan yaratılıyor.)
 

A’raf Suresi 54. Ayet:
“Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde (evrede) yarattı,
sonra Arş üzerine istivâ etti (kuruldu).
(O) geceyi, durmadan onu kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter; güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna baş eğmiş vaziyette ( yaratan O’dur).
İyi bilin, yaratma ve emir O’nundur.
Alemlerin Rabbi Allah ne uludur!. “

 
 

Gökler ve yer altı evrede/ altı devirde tamamlanan bir süreçte oluşuyor;
süreç içerisinde birbirlerinden ayrılıyorlar; artık uzay, gezegenler, yıldızlar ve galaksiler vardır, zaman boyutuyla birlikte sonsuzun içinde akmaktadırlar...
 

Ayette geçen “ Arşa’a istiva edip (kurulup) “ ifadesi, Cenabı Allah’ın gökleri
ve yeri yaratmasının ardından, onları ve tüm yaratıkları, kudretinin tecellileriyle yönetiminde/egemenliğinde tuttuğunun anlatımıdır.
Kur’ansal söylem, yer yer böyle sembolik anlatım kullanır, benzetmeler yapar.
Bu, biz insanların anlayabilmesini kolaylaştırmak içindir; bildiğimiz, kolayca algılayabileceğimiz benzetmeler, mecazlar bu amaçla kullanılmaktadır.
Yoksa (haşa ) Allah, hiç bir mekânda, herhangi bir tahtta falan oturuyor değildir; çünkü O, zamandan, mekândan ve şekilden münezzehtir/ uzaktır/arınmıştır.
( Ayet meali:Prof.Dr. Süleyman Ateş, Kur’an’ı Kerim Araf suresi tefsiri .)

 

Ve insan varlık sahnesinde görülüyor...
 

Kur’an, Müminun suresi 12:
“ Andolsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.”
 

İnsan (Dehr) suresi, 1. ayet:
“ İnsan üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı bir süre geçmedi mi zamandan? “


“ Yaratıcı onu (insanı) ‘kendi eliyle’ topraktan başlattığı yaratmayla yaratarak belli etaplardan geçirerek, diğer varlık alanlarının secde edebileceği üstün bir yapıda donatmıştır. Ayetteki “kendi eliyle” ifadesi de sembolik anlatımdır; Cenabı Allah, şekilden mekândan münezzehtir; kastedilen, insanın Allah’ın dilemesiyle/iradesiyle yaratılmış olduğudur.

Kur’an insanın topraktan yaratıldığına dikkat çekerken şöyle diyor:
“ O Allah’tır ki yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanın yaradılışına topraktan başlamıştır.” (Kur’an, Secde suresi, 7)
 

İnsan (Dehr) suresi, 2. ayet:
“ Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz onu. Sonunda onu işitici görücü yaptık.”

 

Yaradılışına topraktan başlanan insan, yer yüzü üzerindeki yaşamına, süreç içerisinde değişip-gelişerek devam ediyor ve bir başka evreye, “ bir karışım olan spermden meydana geleceği ” aşamaya ulaşıyor:
Artık yoluna, erkeğin sperminin kadının yumurtasını döllemesiyle oluşarak devam edecektir.
Bu aşamadaki oluşumun başlangıçında da yine toprak ve su vardır:
Çünkü insanların beslendiği ürünler toprak ve sudan oluşur.
İnsanlar o gıdaları alarak yaşamlarını idame ettirirler. Sonuç olarak üremeyi sağlayacak olan erkeğin ürettiği meni hayvancığı ile kadının ürettiği yumurta da o gıda maddelerinden meydana gemektedir. Görüldüğü üzere insanın bedensel varlığının oluşmasında yine toprak ve su rol oynamaktadır.

 

Kur’an, Furkan Suresi 54:
“Sudan insan yaratıp ona soy sop veren O’dur. Rabbinin her şeye gücü yeter. “
 

Nur Suresi, 45:
“ Allah, her canlıyı sudan yarattı . İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır.
Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir . “
( Yani Cenabı Allah cansızdan ( sudan yaratıp) canlıyı ortaya çıkarmıştır.
Önce Allah’ın bilgisinde var edilen insan geldiği bu aşamada artık yeryüzü üzerinde, Dünya maddesinden edineceği suret (beden) ile (ete kemiğe bürünme süreci yaşayarak) bedenlenip tezahür edecek olmaya başlayacaktır...F.A)

 

İnsan (Dehr) suresi, 3. ayet:
“ Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.”

Prof.Öztürk yukarda anlattığımız süreçle ilgili olarak şöyle söylüyor:
“ Allah insanın yaradılışına topraktan başlamıştır; ama, insanın yaradılışı burada bitmemiştir; tam aksine, hâlâ devam etmektedir.

Ali İmran 59. ayete göre;
“Âdem’i topraktan yarattı ona ‘OL’ dedi de o oluyor...”

Buradaki ifade de ilginçtir. İnsana ‘ol’ denmiştir, insan bunun üzerine olmaya başlamıştır ama, bu olma süreci noktalanmamıştır. Ayet burada ‘Yekûn’ (oluyor) kelimesini kullanıyor ki (bu kelime), hâlâ bitmemiş olan bir süreç ifade eder.”

 

* * *


Değerli okurlarım,
Yukarda paylaştığımız ayetler, insanın yer yüzü üzerindeki maddeyi kuşanarak (bedenlenerek) geçireceği hayatının çeşitli aşamalardan oluştuğunu ortaya koymaktadır:
İnsan ilkin basit bir canlıdır.
Sonra, gelişecek- değişecek kompleks bir varlık haline gelecektir.
Ve akıl ( duyuş ve görüş) sahibi kılınacaktır.
Bu aşamaya gelen insan artık bambaşka bir evreye ulaşmış olmaktadır:
O artık, “ Bir damla su ( meni ) “ halinde, “Sağlam bir yere ( ana rahmine) yerleştirilerek “ oluşmakta olan bir varlık haline gelmiştir ve yoluna öyle devam edecektir.


Kur’an, ana rahmindeki aşamaları, şöyle anlatıyor:
 

Kur’an, Müminun Suresi, 13:
“ Sonra onu bir damla su olarak sağlam bir yere yerleştirdik.” /
Kur’an, Müminun Suresi, 14:
“ Sonra bir damla suyu yapışkan bir nesneye çevirdik. Yapışkan nesneden bir çiğnemlik et yarattık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir yaratık olarak inşa ettik. Yaratanların en güzeli olarak Allah ne uludur. ”

.........................................................................................................................
Bilgi notu: Değerli okurlar, Evrenin Yaratılışı. Zaman Gizemi, Yaratılışın Doğası, Göklerdeki Şuurlular, Kuantum ve Noktanın Sonsuzluğu, Sidretül Münteha, Berzah Alemi ve Ashab-ı Kehf konuları hakkındaki yayımlanmış yazılara ulaşmak isterseniz Yazar Fevzi Acevit adını tıklamanız yeterli olacaktır.
...........................................................................................................................

 

“ İnsan, geldiği bu evrede, Yüce Kur’an’da anlatılan o ilk gelişme sürecini, yani; “ Türab (toprak), salsal ( kurumuş çamur), hame ( cıvık çamur), tîn (normal çamur), tîn lâzip (yapışkan çamur)’dan oluştuğu dönemi geride bırakıyor.

“ Bu toprak aşamasının ardından sülâle (süzülen usâre), emşâc (karışım), alak (pıhtı), sperm (meni damlası, erlik suyu)’ndan oluşacağı aşama geliyor.
( Bkz. Kur’an, Hicr, 26; Nahl, 4; Saffat, 11; Rahman, 14; Dehr, 2; Alak, 2 ayetleri)


 

Ve İnsan artık, duyma ve görme sahibi bir varlıktır...

 

“ İnsana görme –duyma gücünün verilmesi, işte bu emşâc (karışım), alak (pıhtı) aşamasının hemen ardındandır.
 

Dehr suresi 2. Ayete göre insan, bu aşamadan önce:
“ Anılmaya değer bir şey değildi.
Çok uzun bir süre bu halde yoluna devam etti..”
 

( Yani, cansızdan yola çıkarak tekâmül eden basit bir varlıktı...F.A)
 

“ Nuh suresi 13-14. ayetler insanın muhtelif aşamalar (etvâr) sergileyen bir yaradılışla bugünkü yapısına ulaştığını belirtmektedir. Aynı surenin 17. ayeti bu aşamalar içinde ‘ bitkiler gibi yerden çıkarılma’ nın da bulunduğuna dikkat çekmektedir. ”


* * *


Evet değerli okurlarım, bitkiler gibi yerden çıkarılma, bu aşamada da söz konusudur: İnsan’ın, erkeğin üreteceği sperm hayvancığının kadının ürettiği yumurtayı dölleyerek oluşacağı dönemde de toprak ve su devrededir. Dolayısıyla insan, bitkiler gibi yerden çıkarılmış olmaktadır.


* * *


Ancak bu dönemdeki insan; akıl sahibidir, onurludur, yer yüzü üzerindeki doğayı egemenliği altına almıştır ve Allah’a karşı sorumludur. Çünkü ona seçme hakkı verilmiştir. Yapacağı tercihlerin, sonsuzluk yurdu olan ahiret hayatına geçtiğinde hesabını verecektir.


* * *


Değerli okurlarım, insanın öyküsü burada tamamlanmıyor.
Kur’an’da haber verildiği üzere; Allah, “Âdem’i topraktan yarattı ona ‘OL’ dedi de o oluyor ...Ali İmran, 59 ”
 

Demek oluyor ki İnsan, olmaya devam ediyor.
Dolayısıyla, ( inşallah! ) yazı dizimiz de devam edecek:
“ Kur’an’da Anlatılan Tekâmül Düzeni ve İnsan (3) başlıklı yazımızda:
“ İnsan, hayat nimeti verilmek üzere nasıl seçiliyor? “;
“Hz. Âdem“ ; “ İnsan-ı Kamil Sırrı “ ; “ Hangi insan sorumlu? “ gibi soruların cevaplarını vahyin ve bilimin verileri içinden arayacağız.
Esenlikle kalınız.


..................................................................................................................
Yararlanılan kaynaklar:
 

  • Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’an’ı Kerim ve Yüce Meali ve tefsiri.
  • İmam-ı Gazali, İhyay-i Ulum’id-Din
  • Muhammed İkbal, Cavidname.
  • Prof.Dr.Y.N.Öztürk, Mevlana ve İnsan,;
  • Prof.Dr.Y.N.Öztürk, Kur’an’ın Temel Kavramları
  • Prof.Dr. Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi,
  • Prof.Dr. Süleyman Ateş, Kur’an’ı Kerim Tefsiri
  • Diyanet, İslam Ansiklopedisi.
  • İsaac Asimov, Uzayın Sınırları
  • Roger Lewin, Kodern İnsanın Kökeni.
  • Stephen Hawking, Cevviz Kabuğundaki Evren
  • Joseph Silk, Evrenin Kısa Tarihi
  • Adam hart Davis, Zaman Kitabı
  • Doç.Dr. Caner Taslaman, “Big Bang Ve Tanrı” eserlerinden yararlanılmıştır.
  • A.Einstein fotoğrafı,: Biyografi.info’dan alınmıştır.

. ........................................................................................................................................




Sayı 21 (Temmuz - Ağustos 2014)

Bu yazı 3262 defa okundu.