Kudurcuk... Kaburcuk... Koğurcak... Kaurcak... Korçak... Yani Kukla Yani Kukla

Resim-011




Konusunu günlük yaşamdan ve edebi hikâyelerden alan kukla, bir hareket ve 
hacim oyunudur.
 

Kukla, tek aktörlü, üç boyutlu, taklit ve söze, karşılıklı konuşmaya dayalı geleneksel seyirlik oyundur. İlk kuklanın ne zaman yapıldığına ilişkin kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak yazılı kaynaklara göre ilk kez eklemli kafatası ve menteşeli maske formuyla ilkel toplumların büyü ve dini törenlerinde kukla kullanılmıştır. İnsanların kontrol etme arzusunun ortaya çıkarttığı bir sonuçtur. Eğitimde, edebiyatta, psikolojide kullanılmaktadır. Türkçe “bebek” anlamına gelen ve bugün Anadolu’da yaşayan korçak, kudurcuk, kaburcuk, koğurcak, kaurcak, vb. gibi isimlerle yaşayan kukla seyirlik oyunların en eskilerindendir. “Korkolçak”, “çadır hayal” (ipli kukla) adı ile yaşayan kukla Orta Asya’da da aynı isimle yaşatılmaktadır. Konusunu günlük yaşamdan ve edebi hikâyelerden alan kukla bir hareket ve hacim oyunudur. 14. yüzyıldan bu yana oynatıldığı bilinmektedir. Geleneksel Türk kukla tiyatrosunun başkahramanı “İbiş” ve “Beyefendi” dir. İbiş kurnaz ve hazırcevaptır. Beyefendi ise varlıklı bir kişidir, İbiş’in patronudur. El kuklası ile oynatılır.

Bir dönem kuklalar politik amaçlı kullanılmıştır. Ayrıca Hristiyan kiliselerinde dini konular kuklalar oynatılarak insanlara anlatılmaya çalışılmıştır. Ülkemizde ipli kukla, el kuklası, araba kuklası, iskemle kuklası, yer kuklası, ayak kuklası, baş kuklası gibi türlerle bilinen kukla sanatı 19. yüzyıl sonlarında önemini kaybetmeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminde sınırlı sayıda sanatçı yaşatmaya çalışmıştır. Kuklacılık Tarihi’ne göre

Eski Yunanistan’da da pişmiş topraktan yapılmış bebekler bulunmuştur. Tiyatroya meraklı olan Yunanlılar hususi küçük sahneler kurarak kuklalarla temsiller vermişlerdir. Büyük tiyatroların orta yerine konulan eğreti sahnelerde oynatılan bu kuklaları binlerce halkın görebilmesi için insan büyüklüğünde yaparlarmış. Sahnenin önünde duran bir adam da ağzına tuttuğu bir boru ile bu kuklaların söylemesi lazım gelen sözleri yüksek sesle söylermiş. Bu tiyatrolarda umumiyetle zamanın filozofları, siyasi kişilikleri taklit edilir ve onlarla alay edilerek halk eğlendirilirmiş.

Eski Romalılarda ve Orta Çağ’da da kukla oyunlarına tesadüf edilmektedir. Bunlar ekseriya panayırlarda görülürdü. Seyyar kuklacılar şehir şehir dolaşarak hemen kuruverdikleri küçük sahneciklerde kukla oynatarak halkı ve çocukları eğlendirirlerdi.

 

Âdeta insan gibi hareket eden ve her vaziyeti alan kuklalar yapıldı.

 

Fakat o devirlerde bunların bir şeytan işi olduğuna inanıldığı için öldürülmekten korkan kuklacılar oynattıkları kuklaların mekanizmasını ve iplerini aynı zamanda halka göstermek suretiyle tehlikeden kurtulmaya çalışırlardı.

Rönesans döneminde İtalya’da bütün sanatlar gibi sahne sanatları da ilerlemiş ve halkta yeni bir tiyatro zevki uyanmıştı. Her tarafta küçük küçük tiyatrolar kuruluyor, meydanlarda halka temsiller veriliyordu. Bunlar arasında kukla tiyatroları da görülüyordu. Kuklacılar hemen dört direk dikerek üstüne bir kırmızı bez gerer ve içine girip etrafa toplanan halka ve çocuklara gülünçlü piyesler oynatırlardı. Oynanan kukla oyununun baş kişisinin adı Polliçinello idi. Bu şahsiyet karakter itibariyle bizdeki Karagöz’ün karşılığı idi. Başında beyaz bir külah, sırtında gömlekle çıkar, uzun burunlu ve tuhaf simalı olup hareket ve sözleriyle herkesi güldürürdü. Rastgelen yere sahnesini kurarak kukla oynatanlar ancak oyun sonunda para toplamak suretiyle para kazanırlardı.

XVII. Yüzyılda İtalyanlar bir nevi kukla daha icat ettiler ki bu kuklalar yukarı taraftan iplerle oynatılırdı. Kukla oyunlarında ipli kuklalarla büyük bir ilerleme elde edilmiştir. Âdeta insan gibi hareket eden ve her vaziyeti alan kuklalar yapıldı. Bu kuklaların halk tarafından alkışlandığı vakit eğilerek selam vermeleri ve elini göğsüne koyup nezaketle çekile çekile kulise girmeleri seyircileri hayran ediyordu. Bunları oynatmak da öbür el kuklalarından daha zordur. İpleri birbirine karıştırmaksızın her hareketi yaptırabilmek ve aynı zamanda konuşturabilmek kolay bir iş değildir.

Fransa’da en çok rağbet edilen oyunlar Fransız şövalyelerinin kılıç kalkanla dövüşmelerini gösteren oyunlardı. Bunlara yalnız çocuklar ve halk değil, hatta aydın tabaka da çok ilgi gösterirdi.

Kukla Türleri

El Kuklası: Çoraptan yapılan en basit versiyonlarından tutun da, vantrilokların kucaklarına oturtup ağız ve çene bölgelerini tek elleriyle oynattıkları tiplere kadar pek çok çeşidi var el kuklalarının. Büyük tipte olanların göz kapakları bile kuklacı tarafından içeriden bir mekanizma ile idare ediliyor.

Kol Kuklası: Oynatmak için iki kişi gerektiren kol kuklası da benzer bir mekanizmaya sahiptir. Daha karışık bir şekilde hareket eden kolları da olduğu için bir oynatıcıya daha gerek vardır.

Parmak Kuklası: Daha basit bir mekanizma olamaz herhalde. Parmağa takılan minicik bir kuklacık.

Çubuklu (Sopalı) Kukla: Yine aşağıdan idare edilen ama ayakları da olan kuklalardır. Arka taraftan vücudun çeşitli kısımlarına bağlı olan bir değnek mekanizmasıyla idare edilirler. Endonezya adalarında yaygın olarak oynatılan geleneksel “wayang golek” kuklaları bunlara örnektir.

İpli Kukla: İple kontrol edilen kuklalara aynı zamanda Fransızca bir kelime olan “marionette” de deniyor. Bu romantik isim, Fransızcada Hz. İsa’nın annesi Meryem’in Orta Çağ zamanına ait figüründen gelen bir isim. İpli kuklaların vücutları tamdır.

Genel olarak ellerden, ayaktan ve baştan bağlı olan iplerin uçları, artı ya da “H” şeklindeki çıtaların uçlarına ve ortalarına bağlıdır. İki eline bu çıtaları alan oynatıcı, bunları ustaca hareket ettirerek kuklalarını her şekle sokabilir.

Düz Kuklalar: Kuklalar genellikle üç boyutlu olurlar. Ama düz figürler birbirine bağlı çeşitli vücut parçalarından oluşur ve aradaki eklem parçalarının aşağı yukarı oynayıp alçalıp yükselmesine bağlı olarak hareket eder. İpli kuklalar gibi yukarıdan oynatılırlar.

 

Gölge Oyunu Kuklaları: Deri ya da başka bir şeffaf malzemeden yapılan iki boyutlu kuklalar, arkalarına sabitlenen çubuklarla, yarı geçirgen bir ekranın arkasında hareket ettirilirler. Mantık olarak oldukça basit görünse de, ortaya çıkan sonuç oldukça renkli ve keyiflidir. Elbette Karagöz ve Hacivat aklımıza ilk gelecek örnek olsa da, Çin gölge oyunu kuklaları da meşhurdur.

 

_MG_1191

Siyah Işık Kuklası: Sadece asıl oynatıcının göründüğü, diğer kişilerin ise siyah giysileri nedeniyle izleyicilerin fark edemediği, karartılmış sahnede oynatılan, yarım insan vücudu büyüklüğündeki kuklalardır. En ünlüsü, Japon “bunraku” kuklalarıdır.

 

Su Kuklası: Kökenleri Vietnam’a dayanan su kuklaları, haliyle tahtadan mamul ve sahne olarak da havuz kullanılan kuklalardır. Su altında gizlenen uzun çubuklarla idare edilirler.

 

Türkiye’de Kuklacılık

Eski Türk geleneklerinde yer alan kukla, belli bir amaca yönelik anlatım için çeşitli tiplerin, şekillerin ve cisimlerin oyunlatılması sanatıdır. Tahta, alçı, mukavva veya bezden yapılmış elle, iple veya sopayla oynatılan kukla çeşitleri bulunmaktadır.

“Türk Gölge Oyunu” içerisinde çok eski bir tarihe sahip olan kukla sanatı, eski dönemlerdeki kadar yoğun olarak yapılmasa da halen devam etmektedir. Kuklalar; güldürmek, eğlendirmek amacıyla yapıldıkları gibi oynatılmaları sırasında gerek kişileri gerekse kurgusal hikâyeleri ile eğitici ve eleştirel bir işleve sahip olmaları bakımından da oldukça önemlidirler.

 


Kuklalar; güldürmek, eğlendirmek amacıyla yapıldıkları gibi eleştirel bir işleve de sahip olmalı

 

 

Türkiye’de geçmişi Orta Asya ve Mezopotamya’ya kadar uzanan ve Anadolu topraklarından Osmanlı İmparatorluğu’na geçen ve asıl gelişimini bu dönemde gösteren kuklacılık, günümüze kadar birkaç sanatçıyla yaşamakta idi. Ancak değişen yaşam şartları, teknolojik ilerlemeler ve ilgisizlik gibi nedenlerle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan kuklacılığın tanıtılması, geliştirilmesi ve yaşatılması gerekmektedir. Bu çalışmaları sürdürmek ve yeni kukla sanatçıları yetişmesini sağlamak üzere Uluslararası Kukla Birliği (UNIMA) Türkiye Milli Merkezi kurulmuş. UNESCO ‘ya bağlı bu birliğin açtığı kurslar ve düzenlediği festivaller amacına ulaşmış ve birçok yeni sanatçı gösteri yapmaya başlamıştır. Türklerin de, özellikle Özbekler’de, çok zengin bir kukla geleneği bulunmaktadır. Türkistan’da Korçak Oyunu adı verilen kuklanın başlıca iki türü bulunmaktadır. Bunlardan biri çadır hayal ipli kukladır. “Dest Korçak” ya da “Kol Korçak” ise el kuklasıdır.

Türklerde ise özellikle Osmanlılar döneminde kukla çok yaygın ve çeşitlidir. Bu örneklere eski kaynak metinlerinde de rastlanmakla birlikte, eski şenlikleri gösteren sayısız minyatürlerde görülmektedir. Osmanlı döneminde çok çeşitli olan kuklalardan biri çingenelerin oynattığı çok ilkel biçimdeki “iskemle kuklası” dır.

Ancak Anadolu’da yüzyıllar boyunca köylerde görülen kukla türleriyle şehirlerde görülen kuklaların birbirinden ayrı yapılarda, işlevlerde olduğu belirtilmektedir. Köylü tiyatrosu geleneğinde kukla, ritüel özelliklerini bugün bile korumuştur. Anadolu’da yağmur yağdırmak için bugün de adına” Bebek”, “Çaput Adam”, “Kepçe Kadın” “Bodi Bostan”, “Gelin Gök”, “Kepçe Başı”, “Su Gelini”, “Kodu Gelin” v.b denilen ilkel kuklalar kullanılmaktadır.

 

 
 

 




Sayı 7 (Mart - Nisan 2012)

Bu yazı 6895 defa okundu.