Konuş Taşköprü! Sen De Konuş! Susma Öyle!

Floransa’da Vecciho... Prag’da Karel... Isfahan’da 33 Göz...
Ne Güzel Anlatıyorlar Kentlerini…
Konuş Taşköprü! Sen De Konuş! Susma Öyle!

Bir köprüsünü gezmek bile
o şehri gezmek anlamına gelebilir

Kentlerin kimliklerinde köprüler en önemli yerleri tutar. Bugün böyle olduğu gibi, tarih boyunca da böyle olmuştur. Takdir edersiniz ki kentler genellikle su kenarlarına kurulur. İnsanların hem içmek, hem kullanmak için suya ihtiyacı vardır çünkü. Ayrıca atık sularını da nehirler vasıtasıyla boşaltırlar. Bu yüzden nehirler ve şehirler birbirinden ayrılmaz parçalar haline gelmiştir. Ya köprüler?
Kentlerin Kimlikleri
Bence köprüler kentlerin kimlikleridir. Nehirler kent yerleşimleri açısından bu kadar önemliyse ona ulaşmanın belki de tek yolu olan köprüler de şehrin tarihi, sosyolojik yapısı, ekonomik durumu hakkında bilgi verir. Çünkü insanlar kent yerinde durduğu müddetçe köprülerine gözleri gibi bakmak zorundadır.
Bir kentin yanında çok eski bir köprü varsa bilmelisiniz ki şehir ondan da eskidir. Bir köprü ne kadar çok kullanılıyorsa şehri de o kadar işlek anlamına gelir. Bu, köprünün üzerinde dolaşan şehirli profili ile yerleşim yerinin kentlileşme profilinin de benzeştiği anlamına gelir. Bu nedenle ben şehirleri gezmeye köprülerinden başlarım. Bazen bir köprüsünü gezmek bile o şehri görmek anlamına gelebilir.

Üç Şehir, Üç Nehir ve Üç Köprü

İzninize sığınarak bu yazımda sizlere önemli bulduğum üç şehrin köprülerini anlatmak istiyorum. Ben köprülerini anlattıkça sizin o kenti daha iyi anlayacağınızı umuyorum. Ama sonra sizlere de bir görev düşecek. Sizler de “Dünyanın hala kullanılan en eski köprüsü”ne bakarak Adana’yı anlamaya, hatta anlatmaya çalışmalısınız…
Birinci durağımız isterseniz Floransa olsun... Rönesans’ın doğduğu, sanatın beşiği Floransa… Arno nehrinin üzerindeki köprülerin en eskisi, Vecciho Köprüsü’nü ziyaret edelim hep beraber.

Floransa… Arno… Ponte Vecciho…
Ponte Vecciho... Yani “Eski Köprü” demek istemişler. Adı eski olan bu köprünün inşasına 1354 yılında başlanmış (Dikkat ediniz, Taşköprü’den en az bin yıl yeni). İlk yıllarda üzerine kasap dükkânları yapıldıysa da hemen sonra Rönesans’ın beşiği Floransa’nın kimliğine uygun olarak kuyumcu dükkânları ile doluvermiş. Kuyumculuk, bankacılığın ekonomik desteği ile gelişerek, sanatın yücelmesine ev sahipliği yapan Floransa’nın kimliğini işaret eden en iyi gösterge bence.
Zaten Floransa’da genelde sanatın, özelde de mimari ve heykelciliğin çıkışı kuyumculukla başlamış. Ünlü Floransa Katedrali’nin kubbesinin (ki bu kubbe dünyanın en büyük kubbesidir ve hiç iskele kurulmadan inşa edilmiştir) mimarı Brunelechi başta olmak üzere, birçok Rönesans sanatçısı, “kuyumcu çıraklığı ile”, bu köprü üzerinde işe başlamıştır.

Floransa’yı Anlamak İçin

Günümüzde üzerinde hâlâ kuyumcuların bulunduğu özgün köprü örneklerinden biri olan Ponte Vecciho, ekonominin ve sanatın birbiriyle ne kadar içice girdiğinin çok önemli bir örneği olarak gezilebilir bu yüzden. Ponte Vecciho’yu dolaşırken 14. yy’dan beri buranın bir ekonomi ve sanat merkezi olduğunu hissedebilir, daha şehri gezmeden Floransa’yı anlayabilirsiniz. Bu gezintiniz başka duygulara da yol açar. Bir Adanalı olarak, ister istemez 2000 yaşındaki Taşköprü’yü düşünürsünüz ve aklınıza bir soru takılır:
“Taşköprü üzerinde dolaşırken ‘Dünya’nın en eski kentlerinden birini geziyor olmam’ ile ilgili neler hissedebilirim acaba?”
Başka birini bulamayacağınızdan, bu sorunuzu Taşköprü’nün korkuluk kenarlarına konuşlanmış şalvarlı işportacılarla paylaşırsınız. Üzülürsünüz. “Neden bu köprü benim kentimi anlatmıyor?” diye…

Bu Kez de Doğuya Gidelim… Isfahan… Zayendeh Rud… Sio-Se Pol…

Daha sonra yol sizi alır doğuya, İsfahan’a, yani İran’a doğru götürür... Baştan söylemiştim zaten… Bir şehri köprüsünden gezmeye başlarım diye... Bu yüzden Sio- Se Pol’de, yani 33 Gözlü Köprüdeyiz şimdi. Üzerinde bulunduğumuz nehrin ismi Zayendeh Rud…
Sio -Se Pol de, Ponte Vecciho gibi sadece yayalara açık. Türk olan Şah Abbas tarafından 17. yy’da yaptırılmış; yani sadece 300 yaşında… Ortada yürünecek bir alanı, kenarlarında da sohbet edilecek boşlukları var köprünün. Köprü o kadar güzel ışıklandırılmış ki, gece geç saatlere kadar insanla dolup taşıyor.

33 Göz’e Bak, İran’ı Anla…

Hepimiz biliyoruz ki İran’da kapalı bir rejim var; gençlerin buluşabileceği kafeteryalar ya da restoranlar yok. Sadece bazı yerlerde çay bahçelerinde oturabiliyorsunuz. Bu yüzden insanlar gece geç saatlere kadar parklarda vakit geçiriyorlar. Zannederim taraflar birbirine uzak durarak oynadığı için, her tarafta badminton oynayan gençlere rastlıyorsunuz.
33 Gözlü Köprü’nün de etrafı sohbet eden, badminton oynayan ve su bisikletine binen gençlerle dolu. Polise inat el ele dolaşan gençleri gördükçe, Isfahanlıların kapalı rejimle ilgili ne düşündüklerini hemen anlayabiliyorsunuz.
İran’da bile kenti bu kadar açıkça anlatan köprü, neden Adana’da susup kalır bilmem… Taşköprü dilsizleştirilmiş mi ne?

Prag… Vltava… Ve Karel…

Araç trafiğine kapalı ve çok bilinen köprülerden biri de Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da, Vltava Nehri’nin üzerinde... Bazıları Karel diyor köprüye, bazıları da Charles… Kral IV. Karl tarafından 1300’lü yıllarda yapılmış. 1650’de de üzerine müzelerde bulunan bazı heykellerin imitasyonları konulmuş. Yaklaşık 30 adet kadar olan bu heykeller imitasyon olmasına rağmen, günde 30 bin kişinin ziyaret ettiği bir yer olarak ünlenmiş. Praglılar bu heykeller nedeniyle, “Köprüyü gezdiysen şehrin yarısını gezmişsindir” diye espri yapıyorlar.

Köprünün Üzerindeki Türk Heykeli

Buradaki heykellerden ikisinin Türkleri karalayan bir öyküye sahip olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Bir de nehre atlayarak intihar eden ermişe ait heykel var... Bu ermişin heykeline dokununca tüm dileklerinizin olduğuna dair bir de efsane uydurmuşlar. Dokunulan yerdeki aşınmaya göz attığınızda efsaneye inananların çokluğunu hemen anlayabiliyorsunuz üstelik.
Köprünün çevresinde, hatta altında çok sayıda butik restoranlar var. Buralarda Prag usulü ördek yiyip, ev şarabı içebiliyorsunuz. Güzel garson kızlar ise cabası…
Ödediğiniz paraya gelince, aldığınıza göre çok değil…
Köprünün üzerinde ise ressamları, turistlerin dikkatini çekmeye çalışan mim sanatçılarını ve hemen orada dans etme duygusu yaratan müzisyenleri izleyip, kentin sanat yaşamı hakkında karar verebiliyor, satılan hediyeliklerden Prag’ın bir cam endüstri merkezi olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Söyle Taşköprü! Aksaklık Nerede?
Taşköprü’nün üzerindeki satıcılara bakınca neyi anlayabiliriz peki? İsterseniz bu hafta sonu üşenmeyip, en az 2000 yaşındaki, “Dünyanın en eski köprüsü” Taşköprü’yü ziyaret edip, bu sorunun peşine düşelim, cevabı arayalım…
Bakalım aksaklık nerede?
Konuş Taşköprü! Susma öyle!
Söyle, aksaklık nerede?


Taşköprü’den cevap var!
Ben Susmayıp da Ne Yapayım!


Bana susma, diyorsunuz; ama ben susmayıp da ne yapayım! Siz Adanalılar benim yerime konuşuyorsunuz ama ondan başka bir şey de yapmıyorsunuz şimdilik. Bilmelisiniz ki turistler bir şehrin kentlisinin gitmediği bir yeri, dünyanın en eski köprüsü olsa da ziyaret etmezler. O halde beni Adanalı’nın ziyaret edeceği bir yer haline getirmelisiniz ki, 300 yıllık köprüleri binlerce turist gezerken ben boş boş beklemeyeyim. Bunun için etrafıma şehirlinin vakit geçirebileceği kafeterya, restoran, sanat ve etkinlik alanları planlamalısınız. Üstelik bu konuda çok şanslısınız, çünkü etrafım bom boş arazilerle çevrili.
Gece ziyaret edilebilmem için muhakkak iyi ışıklandırılmam lazım. Bunun için hem uzaktan bakanların güzelliğimi fark etmesini sağlayacak dışarıdan aydınlatma, hem de üstümde dolaşanların güvenliğini sağlayacak içerden aydınlatma sağlanmalı. Aynı Sio-Se Pol gibi… Beğenmediğimiz(!) İran yapmış, yapmış ama biz hâlâ bekliyoruz. Biliyorum, Koruma Kurulu buna itirazlarda bulunacak. Koruma Kurulları artık sadece “yasak” diyen değil, uygun çözümler üreten kurumlar da olmalı.


Üzerimde işportacılardan çok, ressamlar, hediyelik eşya satanlar bulunsun ki, izleyici profilim de değişsin.
Bakın Karel Köprüsü’nün üzerine yapıldıktan 300 yıl sonra, 30 adet imitasyon heykel koymuşlar ve günümüzde bu yüzden günde 30 bin kişi onu ziyaret eder olmuş. Ben Karel’den tam 1000 yıl daha eskiyim; ama beni ziyaret eden yok. Çünkü etrafım ve üstüm bom boş, ziyaret edilecek bir gerekçem yok. Acaba benim etrafımdaki boş alanlara da antik Adana’nın imitatif heykelleri konulamaz mı? İnanın insanlar bir Puduhepa’yı, bir Dioskorides’i, bir Hipokrat’ı izlemeye gelir.
Dünyanın hâlâ kullanılan en eski köprüsüyüm ama siz bunu Adanalıya bile anlatamamışınız ki! Daha birçok Adanalı üzerimden bile geçmedi. Acaba tanıtımıma biraz daha önem veremez misiniz? En azından herkes en az bir kere beni ziyaret edemez mi?
Bakın işte, susma derseniz, çok konuşurum ve sizleri suçlarım. En iyisi mi ben susmaya devam edeyim. Ama benim yerime siz konuşun. Ve sadece konuşmakla da kalmayın; lütfen konuştuklarınızdan bazılarını da hayata geçirin!


Taşköprü’nün ilk ve son Mimarları
Auxentios Ve Mehmet Pekcan Işık

Adana Arkeoloji Müzesi’nde Taş-köprü’ye ait bir resterasyon kitabesi bulunur. Bu kitabe, üzerinde 12 satırdan oluşan bir yazı olan, yüksekliği 1.22 cm., genişliği; 93 cm., kalınlığı; 12 cm.den ibaret bir taş anıttır. Bu yazıttan Auxentios isimli bir mimarın Taşköprü’yü yeniden restore edip, sağlamlaştırdığını anlamaktayız;
“Gerçek şu ki Auxentius, bu mucize senin iktidarının sayesinde oldu. Nehrin kış akıntısı üzerinde, demirlerle bağlanan bir temele, sarsılmaz sütun olarak inşa edildi. Bunun üzerine geniş bir yolu gerdin. Daha önceleri, tecrübesiz olan çok kişinin çeşitli teşebbüsleri olmuştu. Fakat onların girişimleri Tarsus Çayı’nın dalgaları için bile zayıf olmuştur. Sen ise buradaki köprüyü, kemerlerin üzerinde, ebediyet için kurmuşsun. Ve hatta taşkın nehir dahi bununla ünlü valiye itaat ediyor...”
Auxentios MS. 384 yılında yaşamış bir mimar.


Ancak kitabeyi yorumlayanların bazıları, bunu Hitit İmparatoru Arnuwanda’nın MÖ 1550 yılında bıraktığı kitabe ile birleştirip, inşa değil bir resterasyon projesi olduğunu düşünüp, köprünün yaşını 3500’e kadar taşıyorlar. Burada Arnuwanda’nın kitabesine de bir göz atarsak şu satırları görürüz;
“Adania denilen bir şehirle savaştım. Önünden bir nehir akıyordu. Nehrin üzerinde de bir köprü vardı.” 2000 veya 3500... Bu bilgilerin ikisi de, Taşköprü’yü dünyanın hala yaşayan en eski köprüsü haline getiriyor. Bu süreç içinde köprü birçok kez tamirat görmüş ve değişikliğe uğramış olmalı.
En son restorasyon ise 2005 yılında Vali Cahit Kıraç döneminde Mimar Mehmet Pekcan Işık’ın ücretsiz olarak yaptığı restorasyon projesi ile sağlandı. Adana Mimarlar Odası’nın, Adana Kent Konseyi’nin, kişisel olarak da Fevzi Acevit ve naçizane benim katkılarımız oldu. Bu yolla Taşköprü, bir 2000 yıl daha yaşanır hale geldi.
Biz köprünün bilinen ilk mimarının ismini müzede olan bir yazıtla öğrenebiliyoruz. Ama son mimarın ismi hiçbir yazıtta yer almıyor. Bu yüzden MS. 4000 yılında yaşayanlar Mehmet Pekcan Işık’ı tanıyamayacaklar. Böyle bir eksikliği yapmaya hakkımız var mı sizce?
Ama dergimiz Sayın Işık’ın ismini burada geçirerek tarihe ufak da olsa bir iz bırakmayı kendine görev bilir. Mehmet Pekcan Işık’ın önünde saygıyla eğiliriz.




Sayı 2 ( Mayıs - Haziran 2011 )

Bu yazı 3396 defa okundu.