Kentsel Dönüşümün Yeni Rant Alanı Olarak Antik Yunanlılardan Günümüze Stadyumlar

Bedensel ve kültürel bir eylem olarak spor, her kültürde saygın bir algıya ve yere sahiptir. Bu algı, bireyleri cezbederek sporu gündelik yaşamın vazgeçilmezleri arasında önemli bir yer tutar. Ancak spor etkinlik bağlamında değerlendirildiğinde, çok değişken ve çelişkili içeriklerle kuşatılmış bir olguya dönüşebilir. Etkinlik olarak spor bireysel yapısından uzaklaşarak toplumsal bir içerik kazanır ve her toplumsal olguda var olan çelişkileri bünyesinde barındırır. Günümüzde ise spor, giderek eylemin doğasından uzaklaşarak anlam kaymasına yol açmaktadır. Antik Yunan döneminde barışın ve kardeşliğin tesis edilmesi için düzenlenen ilk spor etkinlikleri, artık politik ve sermaye gruplarının tekeline doğru kayarak ayrı bir endüstri haline getirilmiştir. Spor etkinlikleri artık tamamen gösteri içerikli ele alınıyor ve boş zaman etkinliğinden, oynayan ve organize eden için iş, izleyen için ise eğlencelik bir tüketim gösterisine dönüşüyor. Bu tüketim ve endüstrinin devam etmesi içinde günümüzde nasıl devasa alışveriş merkezleri varsa spor, özellikle de futbol için yeni stadyumlar inşa ediliyor.

Stadyumlar Niçin İnşa Edilir?

Sporun doğasından uzaklaşan anlam kayması, etkinliğin sahnesi olan mekânlarda da kaçınılmaz olarak kendisini gösteriyor. Stadyumlar da bu anlayışın sahneleri olarak sporu, özellikle de son dönemlerde sadece futbolu temsil eden göstergelerle kuşatılmış durumda.

Buna rağmen, stadyumlar geniş bir zaman dilimi ve perspektiften bakıldığında, farklı gruptan insanların, çeşitlenen amaçlar için değişik zamanlarda bir araya geldikleri kamusal alanlar olarak değerlendirilebilir. Kalabalıkların toplanma alanı olan stadyumlar, paylaşım, ortak duygu edinme, haberdar olma ve dayanışma ortamları sağlıyor. Bu ortamlar, kalabalıklara ortak davranış ve tavır alma yetisi kazandırarak sosyal bir kimlik çatısı altında bir araya gelebilme olanağı sunuyor. Etkinlik olarak spor, kitleler arasında dinsel bağların benzerini kuruyor, böylelikle stadyumlara mabet yakıştırması rahatlıkla yapılabiliyor. Büyüklükleri ve biçimleriyle de kentsel peyzajda önemli bir odak oluşturuyorlar. Aslında stadyumlar, ilk yapıldıkları günden beri, kamusal alanlar olarak işlev görmüş, kentlerde yer almış ve kentselleşme ile birlikte var olarak dönüşmüştür. Stadyumların soyağacına baktığımızda; farklı dönemlerde değişen işlevler yüklendiklerini görebiliyoruz. Dönüşümü gündelik yaşam pratikleri bağlamında değerlendirdiğimizde beş ayrı döneme ayırabiliriz.

Antik Yunan Dönemi: İlk yapılan stadyumlar, sporla birlikte festival niteliğindeki kültürel oyunlara ev sahipliği yaptılar. Bu dönemden başlayarak daima politik arenalar olmuş, savaşı önlemek için barışçıl oyunların ve gösterilerin organize edildiği olimpiyatlara mekan oluşturmuştur.

Roma Dönemi : Günümüzdeki kullanımlara en yakın örnekler bu dönemde inşa edilmeye başlandı. İktidar erkinin ifade aracı olarak gösteri mekanlarına dönüştü; görkem ve anıtsallık, gücün simgeselleştirilmesinde kullanıldı.

Orta Çağ: Kilisenin etkisiyle stadyumlardaki gösterilerin son bulduğu, kamusal alanların ve kent merkezlerinin kilise etrafında örgütlendiği bu dönemde, stadyum yerine gösteri ve eğlenceler meydanlarda ve kilise önlerinde gerçekleştiriliyordu.

Endüstri Devrimi ve Modern Dönem: Stadyumlar futbol müsabakalarına giderek daha çok sahne olmaya başladı. İdeolojik içerik artarken, otoriter yönetimler de sporu insanları yönlendirmek için kullandılar. Kitlelerin afyonu kabul edilen futbol maçlarına sahne olan stadyumlar, ulusal bayramların görkemli kutlamalarıyla da ulus devletlerin ulusal kimliğinin sahnelendiği alanlar oldu. Bugün dahi yeni kurulan veya bağımsızlığını kazanan devletlerin ilk inşa ettiği yapılar arasında, stadyumlar ilk sırada yer alıyor.

21. Yüzyıl: Dijital çağ olarak da tanımlanan 21. yüzyıl, stadyumların sivilleşmeye başladığı bir süreçtir. Her alanda olduğu gibi stadyum mimarisinde de teknolojiden alınan cesaretle sınırlar zorlanır. Yeni teknoloji sadece geleneksel spor alanlarındaki olmayan şeyleri ilave etmekle kaldı, yapının şekillenmesinde de etkin rol oynadı. Özellikle hareket ettirilebilen çatı ve portatif oyun alanlarının da oluşması ile konfor koşulları artırılarak, gösteri alanlarının kullanım çeşitlenmesine olanak sağlandı. İnternet ve Tv yayınlarının yaygınlaşması etki alanını genişletti. Tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de stadyumlar uluslararası kimliğiyle ülkeler arası ve ülke içi politikanın en önemli aracı oldu.

Stadyumlar Gerçekten Kamusal Alanlar mıdır?

Günümüzde yüklendiği anlam, işlev ve uygulamalara bakıldığında, stadyumlar bağlamında kurgulanan sorunlu bir yapısal görünüm ortaya çıkar. Kenti işgal etmeyi hedefleyen politik uygulamaların aracı olarak kullanılıyor olmasının yanında, arzulanan kamusal kimliğiyle de bir türlü örtüşemez durumda. Kamusal alan pratiklerinin tersine, kamunun serbest kullanımına olanak veremiyorlar. Bu kapalılık, sadece etkinliklere bilet alarak giriliyor olmasından kaynaklanıyor. Çoğu uygulamada, sadece 15 günde bir, futbol maçları için kullanımla sınırlandırılmış olması, günün değişken saatlerinde kalabalıkların bir araya geldiği ortamlar yaratmasına olanak tanımaz. Stadyumlar belki de en yoğun, Antik Yunan Dönemi’nde kentsel ve kamusal yaşamın odağı olmuştur. Oysa yarattığı fırsatlar açısından, alternatif kamusal alanlar tasarlamayı hedefleyen mimarlık ve mimarlar için şans olarak görülebilir.

Öncelikle, stadyumlar program verileriyle çeşitlenebilen kamusal kullanım senaryoları kurgulamaya olanak sağlıyorlar. Ayrıca biçimsel büyüklükleriyle de kentsel imge, estetik değerler ve yapı teknolojisi üzerinden yaratıcı tasarım olanakları sunuyorlar. İşlevsel olmak gibi temel görevlerinin yanı sıra, anlamlarla yüklenmiş biçimleri ile de simgesel bir öneme sahiptirler. Dönemsel geçişlerdeki işlev ve simgesel değişim, biçimsel farklılaşmayı da beraberinde getirmiştir. Bu farklılaşma sosyal yapıya uygun olarak plan düzleminde ve yüzeylerde belirgin bir dönüşüm yaşamıştır.

Stadyumlar, kentsel planlamalarda, sosyal ve fiziki bütünleşmenin yeni elemanları olarak değerlendirilebilir; kentin rutin gündelik hayat pratikleri içinde ve bu pratiklerin merkezinde konumlandırılma potansiyeli taşırlar. Bu özellik, doğal olarak, gündelik yaşam pratiklerini yönlendirmek isteyen politik ve sermaye gruplarının da iştahını kabartır.

Her şeye rağmen, kamusallık bağlamında stadyumların sosyal ortamlar yaratan, açık ve kapalı alanlarıyla kentsel peyzajın jeneratörü kılınma olasılıklarının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede mimari değer üretilip üretilememesini de gündeme taşıyarak tartışmak, mimarlık disiplini içindeki aktörlerin sorumluluğudur. Aslında tüm dünyada, tek bina ölçeğinde iyi mimari örnekler tasarlanıyor. Harcanan kamusal kaynaklar ve kentte işgal ettiği yer göze alındığında, her zaman ve koşulda, kamuya açık alanların yaratılması zorunludur.

Stadyumlar, sosyalleşmenin en etkin aracı olan serbest zaman etkinliklerine sahne olarak, gündelik yaşamın sürdürülebilmesinin zeminini oluşturma potansiyeline sahiptirler. Kamusal yapılar olarak kentin odağı olabilmeleri için, gündelik yaşam pratiklerinin içine katılmalarının önü açılmalıdır. Çok işlevlilik ve ulaşılabilirlilik bunun en temel belirleyicileridir. Münih Olimpiyat Stadyumu, tasarım kararları, park içindeki yerleşimi ve biçimsel diliyle bunun en iyi örneğidir.


 




Sayı 27 (Temmuz - Ağustos 2015)

Bu yazı 2117 defa okundu.